Hasta adamın Amerika yolculuğu

Mahalle kadın ve kızlarını küfürlerle taciz ettiği için, babası tarafından ayağından gecekondu tavanına asılarak “adam etme eğitimi”nden geçirilen, “sırık” lakaplı çocuk postundan, bir diktatör, Kürt soyunu kurutma hastalığından muzdarip bir zalim çıkardılar.

Ruh sağlığının harabiyetinden ağır hasta, bu bir ırkçı megaloman, delirmiş, güdülerini kaybetmiş tosun böğürtüsünü andıran bir seda ile “Türk bekası için” diye diye Kürtlerin üstüne seğirtiyor.

Halkın vergileriyle toplanan paraları, açlıktan kurtuluş çaresi olarak ölüme koşan insanlara ekmek vermek için harcaması gerekirken, Kürt kırımının iznini alma yolunda, ticaret adı altında rüşvet olarak sağa, sola savuruyor, Putin’in elini bırakıp Trump’a koşuyor.

Çünkü, kafası Kürtlere takılı. Gözü başka bir şeyi görmüyor. Duyduğunu da anlamıyor.

Oysa Amerikan Başkanı Trump, “aptallık etme ve seni Kürt katili olmaktan kurtaracağım” diyerek, ona Rojava kapısını açmıştı. Ama, yetinme nedir bilmiyor. Deliliğin ağır halleri ya, yeryüzünde Kürt kalmasın istiyor.

Bu amaçla, “dost” diye yanaştığı Irak Kürdistanını işgal ediyor. IŞİD’in intikamı için Şengal’i bombalıyor. Şengal ise IŞİD’in soykırım yarasını taşıyordu. O, böylece IŞİD’in yarım bıraktığını tamamlamak istiyordu.

Ferda Çetin‘in önceki gün çıkan yazısında belirttiği gibi Kürtlere karşı geniş bir cephe açmak için, fitne, fesatlık ekiyor, entrika çemberleri döndürüyordu. Bağdat Paktı’nın ruhunu calandırmak için İran, Irak ve Suriye ortaklık toplantıları düzenliyor, öbür yanda İslamo-Faşist çetelerle koalisyon kuruyor, Kürtler tarafından bozguna uğratılmış IŞİD ardıllarından, 60 bin kişilik kiralık ordu kuruyordu.

Oysa, içeride başına çöreklendiği kalabalıklar açtı. Resmi verilere göre, 80 milyonluk nüfusun 11 milyonu işsiz, çalışanların çoğunluğunun geliri de enflasyon kurbanıydı. Ama temel gıdalar mesala et, süt ve yan ürünleri ile sebze, meyve el yakıcı pahadaydı.

Aç insanlar, her şeye uzaktan bakmakla yetiniyordu.

Elinden hiç bir şey gelmeyen insanlar ise ölüme koşuyorlardı. Genç nüfus arasında yaygınlaşan intihar salgını, ailelere de sıçramıştı. Son bir haftada, üç ailenin toplu intiharı yaşandı.

Açlığın öteki botuydu, fuhuş. Türbanlı ve türbansız ev kadınları, doyasıya ekmek yemek, çocuklarına yedirmek için, bedenlerini pazarlıyorlardı. İslamcı rejim, bu salgını önlemek için polis aracılığıyla sürek avına çıkıyor, yakaladıklarını ahlak adına, ahlaksızca teşhir ediyorlardı.

Haller böyle ama, diktatörün kafası Kürtlere takılı, beynindeki bozuk plak “öldürürüm” üzere dönüyordu. Gözlerini açık baktığında ise bir şeyi değil, her yerde yok edilmesi gereken Kürtleri görüyordu. Onun için Saray harcamaları, hırsızlar ve soygunculardan arta kalan vergileri, Kürtlerle savaş için döküyor, silah alma adına, desteğe karşılık rüşvet olarak dağıtıyordu.

Amerikan Başkanı Rojava’yı sunmasına rağmen, daha çok kan dökme histerisini doyurmuyordu. Böyle olunca, açlık çekenlere bir şey kalmıyordu. Gerçi toplumun büyük kesimi Kürt düşmanlığı aşısı ise hallerinden habersizdi ama, yine de “açım” diye ağlayanlara, Kürt kanı ikram ile karşılık veriyor ve onları, “sıktığımız bir mermi ve patlattığımız bombanın fiyatını biliyor musunuz?” diye azarlayıp susturuyordu. Kürt düşmanlığı ile uyutulanların sessizliği için, onları ve genel olarak “necip Türk halkını” her sabah, bir gün önce katledilmiş Kürt sayısı ile sevindirik ediyor, açlığı derin uykuya yatırıyordu.

Bu insan kanı ile insan afyonlama ahlaksızlığıydı. Mafya bile bu kadar düşmanlaşmamıştı. Çünkü Mafya babaları, çocuk ve silahsız, savunmasız kadın katilliği ile övünmeyecek kadar şerefliydi, kendilerince.

Ve diktatör, Putin’in elini bırakıp bir koşu, ikinci koruyucusu Donald Trump’a gitti. Ama gidiş, kötü olduğu kadar çirkinlikler bütünüydü. Ayrıntılarını medyadan izlediğiniz gibi rezilikler, üstüne ek olarak aşağılamalarla doluydu. Washington şehrinin nadiren şahit olduğu üzere, semada “katil, defol!” haykırışları yankılanıyordu.

Temsilciler meclisi üyeleri ve Senato Kürt katilliğini yüzüne açıklıyor, soykırımcılığı ve ailesiyle ülkesini soyma birikimi olan mallarının varlığına ayna tutuyordu.

Bu yönüyle, Washinton’da eşine az rastlanan bir lanetliydi. Onu korumak için kaldığı otel, kar temizleme makineleri ve çöp kamyonlarıyla çevrilerek korumaya alındı.

Bu havada, otelde mahpus gibi tecrit, 30 saat geçirdi, Washington’da. Beyaz eve gittiğinde mutat olmayan şekilde Senatörlerle karşılaştı.

Vatandaşım dediği Kürtlerin 10 şehrini insan başına yıkmış, gençlerini diri diri yakmış diktatör, hazırlattığı videoyu açıyordu. Bu bir kandırmaca, dolandırmaca oynuydu. Amerikan seçkinlerini aptal yerine koyuyordu. Kendini doğruları anlatan…

Amerikan medyasının deyimiyle IŞİD’i yenilgiye uğratan Kürt generali Mazlum Ebdi terörist, kendisi adildi. Senatör Graham, “en çok zoruma giden buydu” diyordu.

Özetle diktatör Kürtlerin soyunu kurutmak, ocaklarına incir ağacı dikecek izin ve yardımı almak için Washington’daydı. Ama eli boş döndü. Çünkü Washington, özel çıkarı için diktatörü hoş tutan Trump demek değildi. O daha Beyaz Ev’deyken, Savunma Bakanı “Kürtlerle ortaklığımız berdevamdır” açıklaması yapıyordu.

Yazarın diğer yazıları