Hayaller yeni gerçeklere dönüşüyor Gerçekler yeni hayaller doğuruyor!

PKK kuruluşunun 42. Yılına ayak bastı. PKK’nin kuruluşu, onu kuranların, o günün amansız koşullarında hayal bile edemeyecekleri mucizevi bir gelişmeye yol açtı.

“Hayal edemeyeceklerinden” kastım şu: İnsanlar attıkları ilk adımla tarih yazdıklarını düşünmezler. Gerekeni yaparlar. Bunu yaparlarken elbette onların hayalleri vardı. Ama bunlar “hayaldi”, sonra gerçek oldu.

Şimdi Fis Köyüldeki viran evin resimlerine bakanlar, bu evin ne büyük bir anlam taşıyacağını o gün düşünemezlerdi.

Bu evi ziyaret etme şansım oldu. Öcalan ve arkadaşlarının toplandıkları küçük odayı hayretle inceledim. Bu küçük odaya, bugün yaşadığımız akıl almaz bir “gelecek hayali” nasıl sığdırıldı diye düşündüm. Böyle bir odada insanın bugünkü PKK’yi hayal etmesi için o insanda öz güven, berrak bir zihin, güçlü bir irade, bilimsel bir öngörü yeteneği olmalıydı. PKK’yi kuranlarda bütün bu özellikler vardı.

Bu evin yan tarafında, askerlerin her defasında tarumar ettiği bir de mezarlık var. PKK’nin kuruluşuna tanıklık edenler orada yatıyor.

Özgür Kürdistan’da Fis Köyü ve o ev büyük bir tarihin bütün safhalarını ziyaretçilere sergileyecek olan tarihi bir müze olmaya şimdiden adaydır. Kürt halkı bu şimdi yıkık-dökük o evi, o mezarlığı, o köyü göz bebeği gibi yok edilmekten korumalıdır. Çünkü Türk faşizmi yalnız yaşayan Kürt insanına değil, onun tarihine, toprağına, doğal ortamına düşmandır.

Yazının başında bir “hayalden” söz etmiştim. Öcalan’ın Fis Köyünde arkadaşlarına anlattıkları tastamam nedir bilemiyorum. Ama bir “hayali” vardı ve anlattı. Bütün büyük devrimlerin önderleri böyle “hayallerle” ilk adımlarını attılar. Ve ölünceye kadar da her gerçekleştirdikleri hayalden sonra yeni hayaller kurguladılar.

Lenin’i düşünüyorum. Ne Yapmalı adlı eserinde bir “hayalden” söz ediyordu. Onu hayalcilikle suçlayanlara meydan okuyarak, “bana bir parti (kaldıraç) verin Rusya’yı yerinden oynatayım” diyordu. O “hayali partiyi” kurdu. Rusya on gün boyunca yerinden oynadı. Bu “dünyayı sarsan on gün”dü. “Parti hayali” gerçek olduktan sonra, iç savaşla harap olmuş Rusya’da yeni bir hayal peşinde koşuyordu. Şöyle diyordu: “Elektrifikasyon artı proletarya diktatörlüğü eşittir komünizm”… O bunları söylerken, salondan alaycı bir ses yükseldi: Elektrifikşın… Delege “elektrik hayali” diyordu.

Bugün Lenin’in ve arkadaşlarının kurdukları hayal, ağır bir hüsranla sonuçlandı. Reel sosyalizm, milyonların hayallerini de yıkarak yıkıldı.

İnsanlık binlerce yıl boyunca dünyanın acımasız gerçekliği karşısında hiçbir zaman “kurtuluş umudunu” yitirmedi. Bütün dinler, bu dünyada olmasa bile, ölümden sonra “kurtuluş” ya da “cennet” vaat etti. Bu vaat insanlığın “acılarını” dindirdi. Cennete kavuşmanın pratiği ibadet ve ahlaklı yaşamdı. Ardından bilimsel sosyalizm bu dünyada da “kurtuluşun” mümkün olduğunu anlattı. “Sosyalizme” ulaşmanın pratiği “sınıf mücadelesi ve devrimlerdi”.

İnsanlar dinlerin vaat ettiği “cennete” gidenlerden hiçbir zaman “haber” alamadı. Yüzlerini “bu dünyada kurtuluşa” çevirdiler. Kurtuluşun tam kıyısına geldikleri sırada “yenildiler.” Bu “yenilgi” çok büyük bir yenilgiydi.

Kapitalist modernite en sonunda ve çok büyük bir “zafer” kazandı. İnsanlığı “umudu” yıkarak teslim aldı. “Tarihin sonu” ilan edildi.

İşte tam da böyle bir zaman diliminde, her şeyin bittiği, umudun tükendiği sanılan bir zamanda Fis Köyünde ekilen fidan, boy attı, ağaç oldu, sonra koruya dönüştü derken orman haline geldi.

Yeni bir umut doğmuştu. Başarılamayan “Sovyet, Çin, Arnavutluk, Küba sosyalizmlerinin”, çöken “Arap sosyalizmi ve İslam sosyalizminin” yerini “kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal sosyalizm” “hayali” aldı. İnsanlığı “dinler, mezhepler, milletler, kültürler” arasındaki “savaşlardan” kurtarma, onları tek bir “demokratik ulusta” birleştirme, dünyayı birbiriyle savaşan devletlerden kurtarma ve gezegenimizi tek bir “konfederal, ahlaki-politik toplum” halinde birleştirme “hayali” yeni “kurtuluş” umudu haline gelmeye başladı.

Biz şimdi Kürdistan’ın dört parçasının ulusal birliğinden, bu parçaların yer aldığı ülkelerin konfederal birliğinden, param parça olmuş, birbirine düşürülmüş farklı milletlerin, dinlerin, mezheplerin, kültürlerin demokratik uluslaşma sürecinden söz ediyoruz.

Kırkbir yıl önce kurulan PKK, umutları, hayalleri, inançları yıkıma uğramış kadın-erkek yoksul halkların, işçilerin, emekçilerin işte böyle yeni bir hayal kurmasını sağladı. Fis Köyündeki hayal “PKK hayaliydi” gerçek oldu. Suriye’deki hayal “gerilla savaşıydı” o da gerçek oldu. En olmayacak hayal “özgür kadın” hayaliydi. Bu özgür kadın insanlığın karşısına kadın partisi, kadın gerillası, kadın medyası, kadın parlamenteri, kadın belediye eşbaşkanı, parti eşbaşkanı olarak ortaya çıktı. 25 Kasım günü bu hayal dünyanın bütün ülkelerinde Kürt kadınlarının isyankar gösterilerinde nasıl bir gerçeklik haline geldiğini gösterdi.

Bu hayali gerçekleştirmenin asıl pratiği, bilinen mücadele biçimlerinin yanında, “erkek egemenliğinden gönüllü vazgeçen erkeklere” kadınların öncülük ettiği, kadın devrimini hayata geçirmektir.

Demek ki “hayal” gerçek olabiliyor. O halde yarın Ortadoğu Konfederalizminin, ertesi gün Avrupa Konfederalizminin ve sonunda da Dünya Konfederalizminin gerçekleşeceğini de hayal edebilir ve onu gerçek yapabiliriz.

PKK’nin 41. Yılı dolarken, onun kurucusu dört tarafı tel örgülerle çevrili bir “odada” tek başına…

Ne yapıyor dersiniz?

Hayal kuruyor.

Komplo Öcalan’ın ilk hayalini de, “ikinci stratejik dönemdeki” hayalini de, “üçüncü stratejik dönemdeki” hayalini de yenemedi. “Dördüncü stratejik dönemdeki” hayalini de yenemeyecek.

Ve biz şu anda İmralı’da Öcalan’ın kim bilir nasıl hayaller kurduğunu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Onu hayallerinin halk tarafından bilinmesini, bilinince de gerçek haline getirilmesini önlemek için tecrit altında tutuyorlar.

Ama Öcalan’ın bedenini tecrit etmek mümkün olsa da “hayaller” tecrit edilemez. Er ya da geç zindan duvarlarından, kapılarından, bacalarından “sızar”, dağlara, ovalara, şehirlere, köylere, evlere ulaşır.

Gerçeğin anası hayaldir.

“İnsan hayal ettikçe yaşar…”

Yazarın diğer yazıları