Hayat durma noktasına gelecek

Farklı grev yöntemleriyle cinsiyetçilik, eşitsizlik, kadına yönelik şiddete karşı dikkat çekeceklerini belirten Franziska Stier, “Grevle hem sivil itaatsizlik eylemlerinin gücünü hem de kadınlar olmadan hayatın nasıl durma noktasına geleceğini göstereceğiz” dedi.

ABİDİN ÇETİN / ZÜRİH

Eşit haklar için mücadele eden ve sokağa çıkan yarım milyon kadının gerçekleştirdiği büyük grevden 28 yıl sonra sonra İsviçreli kadınlar, 14 Haziran’da cinsiyetçilik, eşitsizlik, kadına yönelik şiddete karşı ve eşit işe eşit ücret talebiyle ülke genelinde iş bırakmaya hazırlanıyor.

14 Haziran 2019 tarihinde yapılacak olan kadın grevi, yaklaşık bir yıldır süren hazırlık ve örgütleme çalışmaları sürecinde dahi büyük bir yankı yapmış durumda. Uzun yıllardan beridir önemli mücadeleler veren İsviçreli kadınların, eşitliğe giden uzun yolda, öfkesi ve kararlılığı hiç dinmemiş durumda. İsviçreli yaşlı bir kadının greve dair söylediği, “Eşime her gün sıcak yemek yedirdim. Yeter! 14 Haziran’da yemeği soğuk yemek durumunda kalacak” ifadeleri kararlılığı ifade ediyor.

İsviçre’de kadınlar uzun mücadeleler sonucu ücretli doğum iznini, kürtaj hakkını ve eşitlik yasasında önemli değişikliklerin yapılmasını kabul ettirdi. Ancak hem aile içi hem de sosyal yaşamda hala etkin olan ataerkil toplumsal yapı etkinliğini sürdürüyor. Bundan dolayı İsviçreli kadınlar, böyle devasa bir kadın grevi örgütleyerek bu duruma son vermek istiyor.

14 Haziran Grevi‘ni, grevin örgütleyicilerinden Franziska Stier ile konuştuk.

Neden kadın grevi?

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi İsviçre’de de kadın ve erkek hakları açısından eşitsizlikler var. Bu eşitsizliklerin en başında uzun yıllardır tartışılagelen gelir eşitsizliğidir. Bugün İsviçre’de aynı işi yapan kadın ve erkek arasında yüzde 20’lere varan bir fark söz konusu. Daha da kötüsü, herhangi bir ücret karşılığı olmaksızın yapılan ve kadınların üstlendiği ev işleridir. Kadınların üstlendiği bu işi de hesaba katarsak aradaki gelir eşitsizliği oranı %45’i buluyor. Bu eşitsizlikten dolayı kadınların yıllık kaybı 108 milyar İsviçre Frankı’dır. Bu haksız durum gençlikten yaşlılığa kadar devam ediyor. Genç yaşta çocuk bakmak zorunda olan kadınlar ücretli üretimde olamıyor, ileriki yaşlarda da aile içi farklı işleri yapmak durumunda kalıyor. Özellikle mesleki yaşamlarında yönetici pozisyonunda olmaları erkeklere nazaran çok daha zordur. Bütün bu zorlukların aynı zamanda kadın vücudu ve sağlığı üzerinde de olumsuz etkisi söz konusudur.

Kadın mücadelesi aynı zamanda sınıfsal bir mücadeledir. Biz kadınlar ve anneler olarak çocuk büyütüp, birilerinin kirli savaşında öldürülsünler diye cephelere sürülmelerini istemiyoruz. Kapitalist üretim ve tüketim tarzı doğayı tahrip ediyor. Yine Avrupa’da ve diğer kapitalist emperyalist ülkelerin dünyanın farklı bölgelerine silahlar ihraç etmesine ve orada insanların katledilmesine sessiz kalamayız.

Bu sorunlara yönelik istatistiki bilgiler var mı elinizde bizimle paylaşabileceğiniz?

Daha yeni açıklanan bir istatistiki bilgiyi sizinle paylaşabilirim. İsviçre’de kadınların beşte biri cinsel tacize ve istismara maruz kalıyor. Saldırılar aile içinde veya sokakta gerçekleşiyor. Kadınların giyim kuşamından yaşam tarzına kadar bir çok konuda erkeklerin baskısı devam ediyor. Sürekli olarak kadın haklarının kısıtlanması yönünde çabalara şahit oluyoruz.

Liberalizmin krize girdiği her dönemde en başta olumsuz etkilenen hep kadınlar oluyor. Kapitalist devletler ekonomik kriz dönemlerinde tasarruf tedbirleri aldıklarında yine en olumsuz etkilenen kadınlar oluyor.

Bu, İsviçre’de yapılan ilk kadın grevi değil bildiğim kadarıyla…

Evet, ilk değil. İsviçre’de 14 Haziran 1991 yılında geniş katılımlı bir kadın grevi yapıldı. Bu tarihten sonra kadınlar, siyasette daha güçlü bir şekilde yer almaya başladı. 1996’da ise kadın ve erkek eşitliği yasal zeminde kabul edildi.

İsviçre’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı ilk olarak 1971 yılında bazı kantonlarda elde edilse de İsviçre genelinde ancak 1990 yılında kazanıldı. Bu kazanımlara rağmen farklı alanlarda kadınlarla ilgili eşitsizlik ve haksızlıklar günümüze kadar devam etti.

Grevi nasıl organize ediyorsunuz?

Yekpare bir örgütlenmeden bahsedemeyiz. Farklı kantonlardan kadınlar, grevle ilgili örgütleme çalışmasını yürütüyor. Daha çok sendikacı kadınların başını çektiği ve koordine ettiği bir çalışma var. Kantonlar arasında da her türlü iletişim ve bilgi paylaşımı sağlanıyor. Büyük kentlerden en ücra köylere kadar sendikalardan kadın örgütlerinden ya da bütün bunlardan bağımsız kadınlar yerelde bir araya gelerek bu çalışmaları örgütlüyor.

Ne tür yöntemlerle dikkat çekeceksiniz?

Çok farklı grev yöntemleri uygulanacak. Örneğin büyük bir kesim, bildiğimiz klasik anlamda işe gitmeyecek, grev yapacak. Birçok kadın, sendikal mücadeleler sonucu elde etmiş oldukları haklarını kullanacak. Yine ev kadını statüsünde bulunan kadınlar, 14 Temmuz’da ev içi bütün işleri erkeklere bırakacak. Bütün İsviçre’yi kapsayan sokak eylemleri yapılacak, müzikal ve sanatsal gösteriler düzenlenecek.

İki ana temelde eylem gerçekleştirilecek. İlk olarak 11:00’de bütün kantonlarda yerel düzlemde sokak gösterileri ve eylemler yapılacak. Saat 17:00’de ise Basel’de bütün kartonlardan gelecek olan kadınların katılımıyla büyük çaplı bir protesto eylemi olacak. Saat 15:24’te ise çalışan bütün kadınlar iş bırakacak. Bu saatte iş bırakılmasının nedeni ise kadın erkek arasındaki ücret eşitliği olması durumunda kadınların aldığı ücret karşılığı bu saatte işi paydos etmeleri gerekmesidir. Bununla hem sivil itaatsizlik eylemlerinin gücünü ve hem de kadınlar olmadan hayatın nasıl durma noktasına geleceğini göstereceğiz.

Yaklaşık bir yıldır hazırlık yapıyorsunuz. Çalışma süresince kadınların ilgisine dair gözlemlerini paylaşabilir misiniz?

Grev çağrımızın çok büyük bir ilgi ve sempati ile karşılandığını söyleyebilirim. Tabii ki farklı meslek gruplarından kadınların katılımları da farklı boyutlarda olacak. Örneğin sağlık sektöründe çalışan kadınların katılımı biraz daha düşük olabilir. Ama basından özel sektöre ve kamu çalışanlarına kadar çok alanda büyük katılım olacağını gözlemliyoruz. Yine ev kadını statüsünde bulunan binlerce kadının bu eylemlerde yer alacağını biliyoruz.

Birçok kamu kuruluşu ve belediye 14 Temmuz’da kadın çalışanlarına bir günlük izin vereceğini açıkladı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

 Evet, birçok belediye bu grevi doğru bulduğunu ve desteklediğini belirterek kadın çalışanlarının bir günlük izin alabileceklerini açıkladı. Yine bazı belediyeler işlerin aksamaması için yedek işgücü oluşturulması durumunda izin alınabileceğini açıkladı. Tabii bu tavırda olan belediyeler ve siyasetçiler, böyle oportünist bir yöntem seçerek hem greve karşı değillermiş gibi gözükecek hem de işlerinin aksamamasını sağlamış olacak. Bu tam bir utanmazlık örneğidir. Tabii şunu belirtmem gerekir ki, bu bildiğimiz klasik bir grev değildir. Bu bir uyarı görevidir.

Göçmen kadınların ilgisi nasıl? Yeterli iletişim kurabildiniz mi?

Türkiyeli ve Kürdistanlı kadın örgütlerinin yanında, farklı uluslardan birçok kadın örgütü bu çalışmalar içinde yer alıyor, grevi destekliyor. Bunun yanında kağıtsızlardan LGBTİ örgütlerine, ırkçılık karşıtı örgütlerden farklı göçmen örgütlerine kadar birçok kesim de hakeza yer alıyor.

Grev ile ilgili uluslar ötesi boyutta da ilişkileriniz var mı?

Farklı boyutlarda ilişkilerimiz var. Almanya’daki kadın hareketini ve örgütlerini tanıyorum. Yine İspanya’da farklı kadın örgütleri ile ilişkiler söz konusu. Önemli kadın hareketlerinin olduğu ülkeler bunlar. 8 Mart’ta çok önemli protesto eylemleri düzenlendi. Özellikle Berlin ve Hamburg’da son on yılların en büyük gösterileri yapıldı. Kadın sorunu sadece tek bir ülkede yaşanan bir sorun değil, küresel bir problemdir. Latin Amerika’da toprakları ellerinden alınan çiftçi kadınlar, trans bireyler, savaş ve yoksulluktan dolayı ülkelerini terk edip başka ülkelere göç etmek zorunda olan kadınların olması bu sorunun aynı zamanda uluslar ötesi bir sorun olduğunu da ortaya koyuyor.

Peki partilerin bu greve tepkisi ne oldu?

Genel anlamda sol yelpazedeki partilerin desteği var. Muhafazakar partilerde ise kadın örgütü olarak destekleyenler olduğu gibi, bireysel düzeyde de hem destekleyip hem de çalışmalara katılan birçok kadın var. En güzel sürpriz de kilise çalışanı kadınlardan geldi. Bir açıklama yaparak grevi desteklediklerini ve bütün kadınları greve katılmaları yönünde çağrıda bulundular. Katolik kiliselerindeki ataerkil yapılanmanın kabul edilemez olduğunu belirtiler.

Kiliseler, üstünü örtmek yerine çocuklara yönelik kötü muamele ve tacize karşı mücadele etmeli. Ve nihayet kilise, kadınların kendi bedenleriyle ilgili kararı kendilerinin verebileceğini kabul etmeli. Böyle sorunlar var. Ayrıca kilise çalışanı kadınlar hafta sonları da çalışmak zorunda kalıyor.


Franziska Stier kimdir?

Son dönemlerine tanıklık ettiği Doğu Almanya’da doğdu. Orta öğretimden sonra 2004 ve 2010 yılları arasında Almanya’nın Konstanz şehrinde gördüğü üniversite eğitimi sırasında siyasetle ilgilenmeye başladı. 2009 yılında federal milletvekili adayı oldu. 2010 yılında İsviçre’ye taşındı. 6 yıl İsviçre’nin en büyük Sendikası UNIA’da genel sekreter olarak çalıştı. Daha sonra Basel Üniversitesi’nde bir yandan Sosyoloji ve Cinsiyet Araştırmacılığı eğitimi alırken, bir yandan da BasTa partisinde siyasi çalışmalara başladı. Marksist ve feminist teori ve pratik arasındaki ilişki üzerine çalışmaları olan Alman filozof Frigga Haug’un çalışmalarını esas alarak Marksist ve feminist teori ilişkisi üzerine araştırmalar yapmaya başladı. Halen Marksistlerden, çevrecilere kadar farklı siyasi eğilimlerin bir arada bulunduğu İsviçre BasTa’da, parti sekreteri olarak siyasi çalışmalarına devam ediyor.


Kadınların kendi yaşam alanlarını geliştirmeleri bir devrimdir

Rojava’da bir kadın devriminin olduğu uluslararası kamuoyu tarafından da dile getiriliyor. Feminist ve Marksist bir kadın olarak bu konudaki düşüncelerinizi de merak ediyorum.

Evet, Rojava’da bir kadın devrimi yaşanıyor. Geçtiğimiz Şubat ayında Biel’de kadın grevi örgütleyicisi ve İsviçre’nin her bölgesinden beş yüz kadın temsilcinin katıldığı bir toplantıda Rojava’daki kadın devrimi ve çalışmaları da konuşuldu. Toplantı sonunda üç yüz İsviçreli kadının aniden “Jin Jiyan Azadî” sloganını haykırması çok etkileyiciydi.

En son bir seminerde Rojava’da hayata geçirilen Jinwar Kadın Köyü’nden canlı bağlantı yapılmıştı. Kadınların kurduğu bu köyde kolektif üretim ve kolektif yaşam hayata geçiriliyor. Günümüzde erkekle beraber yaşayan kadının hiçbir yaşam güvencesi ve garantisi olmadığını biliyoruz. Kadınların kendi kararları temelinde kendi yaşam alanlarını geliştirmeleri bir devrimdir. Feodal ilişkilerin hakim olduğu, dinin ve geleneksel bakış açısının yoğun olarak yaşandığı bir coğrafyada kadınların dayanışma içinde yaşamı yeniden örgütlenmeleri çok önemlidir. Tabii ki biz Avrupa’daki kadınların yaşadıkları sorunlarla orada yaşanan sorunlar farklılık gösterebilir. Ancak hem Avrupa hem de tüm dünyadaki kadın hareketlerinin Rojava’daki kadın devrim tecrübesinden öğrenecekleri çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu grevi organize eden kadınlar, Kürt kadın mücadelesinden çok şey öğrendiler. Tabii ki daha uzun erimli mücadele için Kürt kadın hareketinin deney ve tecrübeleri iyi analiz edilmelidir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found