Haydutluğun sultanlığı…

AHMET KAHRAMAN

Tatil” niyetli, üç haftalık bir ayrılıktan sonra, yeniden merhaba.
İçinde tatil de olan bir niyetle yazılara ara verdik. Ama bizim yaşam biçimimizde, tatil diye bir kavram yok ki…

Okunması ve tamamlanması gereken metinler, ilgi ihmal edilmiş sağlık sorunlarına koşuşmalar ve birikmiş diğer “zati” meseleler derken tatil niyetiyle çıkılan yoldan, yorgun-argın döndük ki, ipini koparmış, İpsiz Recep düzensizliği, utanmazlığın doruğunda…

Haydutlaşmadır, bu. Hukuk yok, artık. 1995 yılından beri İstanbul’da bir araya gelerek, haydutlaşan devletten çocuklarının kemiklerini isteyen analar, gazlı, coplu saldırıya uğradılar, haydutlaşmanın ürünü olarak. AKP çetesinin Milletvekili adayı (İbrahim Halil Yıldız) 50 kişilik bir silahlı grupla Şenyaşar ailesinin iş yerini basıp katliama girişiyor, hastahanede linç saldırısı ile iki kişinin hayatını almıştı. Hapistanede olması gereken bu çete başı, Erdoğan tarafından partinin merkez yönetim kurulu üyeliğine getirilerek ödüllendirildi ve haydutlaşmanın tepesine tuğ dikildi.

Haydutluğun sultanlığıdır, bu. Haydutlar, Kürdistan’ı kanla kınalıyorlar. İnsan ve hayvana yasaklanmış dağlar yanıyor. Yol boylarına korkuluk olarak zırhlı beton kuleler diziliyor. Havadan ve yerden vurularak yıkılmış şehirlerin orta yerinde bomba işlemez zırhlı karakollar inşa ediliyor.

Öte yandan, Kürtler için 30 tane yeni zindanın temeli yükseliyor.
TC’de, resmen ilan edilmiş haydutluğun sultanlığı, dünya güçlerinin yardımıyla kuruldu.  Bunlar, haydutluğa direnen Kürtleri terörist ilan ederek, diktatörlüğe desteklerini tazelediler.

Haydutlar, onlardan aldıkları destekle sınırı ötesinde insan avına çıktılar. Sakine Cansız ve arkadaşlarının katlinde, seyir ve dilsiz seyirci kaldılar. Bu, katile destekti. Mam Zeki Şengalî’nin katlinde de, yol vererek haydutluğa ortak oldular…
Bütün bunlar, pis bir alış-veriştir. Kirli ve kanlı…

Türk devleti, NATO üyesi olarak, Amerika’ya hizmetler sunarak geçiniyor, öbür yanda Rusya ile entrikalar çeviriyordu. Amerika çıkarlarına dokunulcaya kadar kör baktı, onlara.
Oysa Türk diktatörlüğünün bilmediği tek şey dürüstlüktü. Rusya’ya karşı da dürüst değildi. Ama Rusya da onlardan farksızdı. Rusya, hem Türklerle alış-veriş ediyor, hem de onların besleyip silahlandırdığı IŞİD’le savaşıyordu.

Ayrıca Türk devleti, sürtre gerisinde, IŞİD’in yer yüzündeki tek cismani görünüşüydü. Görüşlerinin iktidarı…
Türk devleti, ötede IŞİD’le savaş halinde olan Batı’yı de idare ediyor, yardım alıyordu.
Kısacası, kimin eli, kimin neresinde belli değil. Birbiriyle savaşanlar, öteki dönemeçte tatlı tatlı alış-verişe oturuyorlardı. Bu kirlenmişlik, çürümüşlük…

Erdoğan diktatörlüğü, işte bu genel kirlenmişlikten beslenip dansöz gibi döneniyor, punduna getirip haydut devlet, mafya çetesi şantajlarına girişiyordu.
Kürtlere saldırıp topraklarını işgal ve ülkelerini talen ederken hem NATO, hem de Rusya’dan destek alıyordu. Suriye’ye saldırırken Rusya’dan, Güney Kürdistan’ı işgal ederken de Amerika’dan icazetliydi.

Haydut devlet entrikacılığı, artık diktatörlüğün dış politika ensrtümanıydı. Avrupa Birliği şantajla haraca bağlanmıştı. Yunanistan, Almanya, Fransa’dan sonra Amerika, rehine pazarlığıyla hizaya getirilmeye çalışılınca uyandı.

Amerika şimdi rehine alınmış biri rahip, beş görevlisini, başka bir deyişle beslediği yaratığın kaptığı kolunu kurtarmaya çalışıyor. Amerika bir şekilde, kolunu kurtaracaktır. Belki de hemen yarın hiç bir şey olmamış gibi, yeniden karşılıklı dost ve müttefik nutuklarına başlayacaklardır.

Haydutlar zamanı sislidir, çünkü. Erdemler sis, pus arasında kayıp, dürüstlük ilkesizlik üzere şekilsizdir, çünkü…

Bu arada, Türk ekonomisinin dibe vurmasının, rehine kriziyle ilgisi, ilintisi yoktur. Diktatör kafayı Kürtlere takmış, dağlarına bomba yağdırmıştı. Krizin temelini Kürdistan’da aramak gerek ki, devam edeceğiz.

[email protected]

Yazarın diğer yazıları