Hayır, kimse ölmemelidir

Binlerce (kimine göre 7, kimilerine göre de 8 bin) Kürt, bulundukları Türk zindanlarında, aylardır sürdürdükleri açlık grevleriyle, insanlık hukuku ve kamu vicdanını arıyorlar.

Leyla Güven, açlığın 174‘üncü (altı aya yakın) gününde. O artık, takati tüketmiş bir yatalak. Ayağa da kalkamıyor. Zindanlarda, kimin ne halde olduğunu ise kimse bilmiyor. Ama, gardiyanlar tarafından itilip kakılarak dövüldüklerini, tek gıdaları olan şekerli suyun temel maddesi eldeki şekere el koyduklarını biliyoruz.

Zulümkar kendine yakışanı yapıyor. Zulüm onun işidir.

Oysa, açlık grevleri, zalime karşı, ölümü göze almış barış savaçısıdır. Tek kişilik ordu ve kendisinden başka, hiç kimseye de yaptırımı, dolayısıyla zararı yoktur. Olamaz da. Çünkü o, gasp edilip el konulmuş, üstüne oturulmuş insanlığı arıyor.

Bu yüzden, eylemleri değerli ve saygındır onların. Tabii, muhataba göre değişkendir, her şey. Barbar için ne fark eder ki…

Ama mesela, Hindistan‘ın ulusal ruhu Mahatma Gandi, Hindu-Müslüman (Pakistan) arasındaki düşmanlığı sona erdirmek için, açlığa başladığında Hint yönetimi ona, insanca bir karşılık ile yaklaşıp Pakistan’ın isteklerini kabul ettiler. Mahatma da, bir bardak portakal suyu ile greve son verdi.

Bugün Türk devletinde, en az 7 bin Kürt esir, açlık grevinde. Bunlardan kaçı ölüm eşiğinde bilmiyoruz. Ama zindanlardan iyi haberler sızmıyor. Türk yönetim katları ise el konulmuş insanlığı aramak yolunda, ölüme yatmış binleri görmüyor. Giderek, ölüm hırıltısına dönüşen İnleme seslerini duymuyor. On, sadece “çocuklarımız ölüyor, insan oğlu neredesin sen“ diye bağıran anaları, nineleri coplatıyor sokaklarda. IŞİD’çı kimle, onları yerlerde sürüklüyorlar…

Çünkü onlar Kürt. Ezeli düşman. Kesintisiz eziyet görmelidirler. Daha doğarken, Türk devleti tarafından, “iyi Kürt, ölü Kürttür“ diye yazılmıştır, künyelerine. Bu yüzden, kendilerini çoğaltıp varlık olmaları, seçim kampanyalarında “Türk‘ün beka meselesi“dir.

Kendini devlet yerine koyan çete böyle de, kamuoyu farklı mı? Bilemiyorum. Ama devleti temsil edip kötülük çeteleri, bu halktan türeme, onlardan çıkmadır. Dolayısıyla kimsenin kimsecikten farkı yok…

O nedenle, evrensel hukuk aramayın, bunlarda. Hiç bir zaman olmadı ki, şimdi olsun.

Nasıl olsun ki, okullardaki tarih derslerinde, “atalarımız akıncı (haydut) idi” diye anlatılıyor şan ile, şeref ile. “Çalışmaz, üretmez talana çıkarlardı. Getirdikleri talan malı ve çalıntılarla beslenir, geçinirdik. Kaçırılmış veya çalınmış çocuklardan ordular kurar, onlarla fetihlere çıkar, kelle keser, düşman kanı ile palamızın pasını silerdik. Çalınmış kadınları da eş ve çocuklarımız ana yapardık.”

Böylesi bir tarihle övünenler, bugün kendi halkın toplanan vergileri çalıp talan ediyor, köşkler, saraylarda oturuyorlardı. Bu yaşama biçiminin kimi imamları da bebek yaştaki çocuklara tecavüz ederek, erkeklik ispatına çıkıyorlardı.

 Böyle bir iklimde, insanlık nasıl yeşersin ki? Kürtlerin yaşaması değil, ölümleri sevinçtir, bunlar için.

Onun için, açlık grevlerinin son bulmasını umuyor ve bekliyordum. Ama umudum kısa sürdü. Bu satırları yazmaya otururken, “açlık grevleri, ölüm oruçlarına dönüşüyor” haberleri gelmeye başladı.

Ve içime bir sızı saplandı. İçimde bir sızı.

Hayır. Yazıktır. Kimse ölmemeli. Kürt, bunlar için sadece düşmandır. Bir düşmanın eksilmesi ise bunlar için, coşkunca sevinç, deruni mutluluktur. O helde, onlara inat, çoğalarak yaşamak varken, ölüm neden?..

 Kürt toplumsal dinamiği, bu olaya müdahale etmeli, vakit varken ölüm yolu tutulup tıkanmalıdır. Kürtler türedi değildir. Kendi yaşama geleneğini, toplumsal hukukunu yaratarak, Osmanlı tarihsel derinlikten geliyor. Osmalı çubuğu altında, özerkti. Dirlik ve düzenini ve kendi hukukuyla sürüdürüyordu

Yüz yıllarca kendi kendini yönetip yaralarını saran bir halk son yıllarda, yeniden kendi özüne dönmüştü. Şimdi ise tam zamanıdır.

Mesela, Kürt ana ve nineler, tülbent ve kıtanlarını yere atarken, bunun anlamını bilmeyen görgüsüzlerce coplandılar.

Ama Kürtlerin yazılı olmayan hukuku şimdi, grevdeki değerler için devreye sokulmalıdır.

Kadim zamandan beri, risıpilerin toplumundaki ağırlığı bellidir. Risıpiler, saygın ağırlıkları ve bilgelikleriyle ihtilat ve ihtilafları çözen, toplumsal barışı sağlayan, geleneksel adalet dağıtıcılarıdır, Kürt toplumunda.

Onlar açlık grevleri ve ölüm oruçları için, “dexslet“çi olarak, zaman yitirmeden devreye girmelidir. Değerler kolay yetişmiyor, çünkü.

Yazık. Ölüm, kimseyi beklemiyor. Yarın geçtir…

Yazarın diğer yazıları