HAYIRLI 1 MAYIS

Yeni bir 1 Mayıs’ı yaşıyoruz. İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününü kutluyoruz. İşçi sınıfına ve tüm emekçilere “Hayır”lı bir 1 Mayıs diliyoruz. 8 Mart, Newroz ve 16 Nisan ruhuyla girilen bu 1 Mayıs’ta başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçilerin, başta Kürtler olmak üzere tüm emekçi halklarımızın, başta kadınlar olmak üzere tüm ezilenlerin Erdoğan-Bahçeli faşizminden kurtulmak üzere daha güçlü bir özgürlük ve demokrasi yürüyüşü başlatacağına inanıyoruz.

Türkiye işçi sınıfı ve halkları bu 1 Mayıs’a iki gündem temelinde giriyor. En azından bu satırların yazıldığı sırada durum böyledir. Yayınlandığı ve okunduğu sırada nasıl olacağı ise hiç belli değildir. Çünkü Türkiye son derece hareketli bir siyasal ve askeri süreci yaşamaktadır. Başta Kürtler, kadınlar ve emekçiler olmak üzere tüm ezilenler AKP-MHP faşizminden kurtulmak için tarihi bir demokrasi mücadelesi vermektedir. Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü ise, ömrünü biraz daha uzatabilmek ve dolayısıyla demokratik halk hareketini ezebilmek için Türkiye’yi Üçüncü Dünya Savaşının içine sokmuş ve adeta bir felâketle yüz yüze getirmiş bulunmaktadır.

Türkiye işçi ve emekçilerinin bu 1 Mayıs’taki temel gündemlerinden birisi, 16 Nisan referandumunda kaybeden Erdoğan-Bahçeli faşizminin yıkılması ve tarihin çöp sepetine atılmasıdır. Bu doğrultuda antifaşist halk hareketi 16 Nisan’dan bu yana her geçen gün büyümektedir. İkinci temel gündem ise, Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün 24 Nisan gecesi Şengal ve Rojava Kürdistan’a yönelik geliştirdiği askeri saldırıdır. Bu saldırılarda DAİŞ faşizmine karşı kahramanca savaşan YBŞ, HPG, YJA-Star, YPG ve YPJ mevzileri vurulmuş ve onlarca savaşçı katledilmiştir. Özellikle Kürtler ve insanlık için kutsal mekânlardan birisi olan Şengal’in ve DAİŞ faşizmine karşı özgürlük direnişinin sembolü olan YPG-YPJ’nin karargahının vurulmuş olması, Ortadoğu’da yaşanan savaşta yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla başta Kürtler olmak üzere tüm siyasi ve demokratik güçlerin söz konusu faşist saldırıya karşı tepkisi ve direnişi hızla gelişmekte ve yeni bir topyekûn mücadele süreci başlatmış bulunmaktadır.

Aslında bu iki gündemin birbiriyle kopmaz bir bağı vardır. 16 Nisan’da Türkiye toplumundan hayır alarak reddedilen Erdoğan-Bahçeli faşizmi, Şengal ve Rojava saldırılarıyla savaşı daha da derinleştirip yayarak ve bu temelde şovenizmi ve terör ortamını daha da geliştirerek antifaşist halk hareketini ezmek istemektedir. Erdoğan-Bahçeli faşizmi 7 Haziran 2015 seçim yenilgisi ardından 24 Temmuz faşist-soykırımcı saldırısını geliştirerek iç savaşı derinleştirdi. Şimdi 16 Nisan referandum yenilgisi ardından da 24 Nisan Şengal ve Rojava saldırısıyla yürüttüğü savaşı sınır dışı alanlara yayıp dış savaş haline getirdi. 

Mevcut durumda TC Devleti Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı’nın tam ortasındadır. Başika ve Cerablus-Bab işgalleriyle başlayan bu süreç, son Şengal ve Rojava saldırıları ile artık dönülmez bir noktaya gelmiştir. Türkiye Üçüncü Dünya Savaşı’nın temel bir merkezi haline getirilmiştir. Nasıl ki Talat, Enver ve Cemal Paşalar öncülüğündeki İttihat ve Terakki Yönetimi Birinci Dünya Savaşı içinde iktidarını korumayı ve ömrünü uzatmayı istemişse, şimdi de Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli öncülüğündeki AKP-MHP faşizmi de Üçüncü Dünya Savaşı içine girip savaşı daha da yaygınlaştırarak iktidarını korumak ve ömrünü uzatmak istemektedir. Ancak bilinmeli ki, koskoca Osmanlı İmparatorluğu bu serüvenci politikalar sonucunda yıkılıp tarih sahnesinden silinmiştir. Şimdi TC Devleti için de benzer bir son görünmektedir. TC Devleti’nin de Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün serüvenci ve soykırımcı politikaları sonucunda yıkılacağı ve tarihin çöp sepetine atılacağı anlaşılmaktadır. 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, Kürt sorununun demokratik çözümü temelinde Türkiye’nin demokratik dönüşümünü sağlayarak bu sonucu önleme yönündeki inançlı çabaları Erdoğan-Bahçeli faşist ittifakı temelinde boşa çıkartılmıştır. Halbuki Önder Abdullah Öcalan’ın demokratik çözüm projesi hayat bulmuş olsaydı, şimdi Türkiye sonu yıkım olacak bir iç ve dış savaşın içinde değil, Ortadoğu halklarına öncülük edecek bir demokratik yapılanma ve özgür yaşam içinde olacaktı. Bu da faşist diktatörlerin ve oligarkların zararına olsa da, Türkiye’deki tüm halkların ve ezilenlerin yararına olacaktı.

Ancak artık bu ihtimal ortadan kalkmış ve uzaklarda kalmış görünüyor. Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün demokratik seçim yöntemiyle iktidarı bırakmayacağı net bir biçimde anlaşılıyor. 7 Haziran 2015 genel seçim yenilgisi ile 16 Nisan 2017 referandum yenilgisi ardından takındığı tavır bunu açıkça gösteriyor. Bütün baskı ve hileye rağmen seçimi kaybeden Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğü, iktidarı bırakmak yerine iç ve dış savaşı tırmandırarak, savaş içinde ve zorla iktidarda kalmayı esas alıyor. Dolayısıyla artık Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünün seçimle aşılacağını sanmak ve beklemek nafiledir. Bu diktatörlük ancak çok yönlü bir antifaşist demokrasi mücadelesi ile yıkılabilir ve aşılabilir. Şimdi tüm Türkiye halklarının ve ezilenlerinin yapması gereken de budur. Dolayısıyla bu 1 Mayıs, böyle kutsal bir demokratik halk hareketinin zafer çizgisindeki gelişiminin başlangıcı olmalıdır.

Türkiye işçi ve emekçileri bu 1 Mayıs’ta “Hayır hala bitmedi, mücadeleye devam” diyerek ve “Faşizmi yıkacağız” şiarını haykırarak meydanları doldururken, Erdoğan-Bahçeli faşizminin Şengal ve Rojava saldırılarını da sorgulamalı ve bu saldırılara kesinlikle karşı çıkmalıdır. Çünkü, bu saldırılar esas olarak savaşı dışa yayıp şovenizmi geliştirerek Türkiye’deki antifaşist halk hareketini ezmeyi amaçlamaktadır. İttihat ve Terakki Yönetimi’nin 24 Nisan 1915 tarihinde başlattığı Ermeni, Süryani, Rum, Kürt soykırımını sürdürüp sona ulaştırmayı hedeflemektedir. DAİŞ faşizmine karşı kahramanca savaşan ve insanlığı koruyan YBŞ, HPG, YPG ve YPJ güçlerine vurarak Rakka ve Musul’da DAİŞ’i korumayı ve kurtarmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla bu saldırılar histerik düzeyindeki Kürt düşmanlığının bir ürünü olduğu kadar, aynı zamanda demokrasi, halk, kadın ve insanlık düşmanlığının da bir sonucu olmaktadır. Türkiye işçi ve emekçilerinin faşizmi doğru anlamaları ve başarıya ulaşacak bir demokrasi mücadelesi yürütebilmeleri ancak söz konusu faşist saldırılara karşı çıkarak, başta Kürtler olmak üzere Ortadoğu halklarıyla kardeşliği ve demokratik birliği geliştirmelerine bağlıdır.

Açıkça ortaya çıkıyor ki, Erdoğan-Bahçeli faşizmi Kürde düşman, halka düşman, kadına düşman, işçi ve emekçiye düşmandır. O halde tüm bu kesimlerin faşizme karşı demokratik devrim mücadeleleri de ortaktır. TC sınırları içinde olduğu gibi dışında da Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesi aynı zamanda bir Demokratik Türkiye ve Demokratik Ortadoğu mücadelesidir. Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek kahramanlık çizgisinde geliştirdiği bu özgürlük ve demokrasi mücadelesi gerçekleri aydınlatmakta, her alanda faşizmi gerileterek demokratik birliği güçlendirmektedir. Kuşkusuz şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kürt halkı Kürdistan’ın dört bir yanında söz konusu direnişini sürdürecek ve faşist barbarlardan yaptıklarının hesabını soracaktır. İşte bu mücadeleyi doğru anlamak ve onunla doğru birleşmek Ortadoğu’nun tüm demokratik güçlerini zafere götürecektir.

Şimdi böyle bir 1 Mayıs’ı yaşıyoruz. Her şeyiyle AKP-MHP faşizmine hayır diyoruz. Bu temelde hayırlı bir 1 Mayıs yaşayacağımıza inanıyoruz. Bu 1 Mayıs’ın Erdoğan-Bahçeli faşizminden kurtuluşun başlangıcı olmasını diliyoruz. 1 Mayıs 1977 Taksim şehitleri şahsında tüm 1 Mayıs şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Bu temelde tüm işçi ve emekçileri, Kürtleri ve tüm emekçi halkları, kadınları ve tüm ezilenleri bulundukları her yerde 1 Mayıs meydanlarını doldurmaya ve AKP-MHP faşizminden hesap sormaya çağırıyoruz. Bu temelde yaşasın 1 Mayıs; yaşasın faşizme karşı birlik, dayanışma ve mücadele diyoruz. 

Yazarın diğer yazıları