Hayır oyları yüzde 60’a dayandı

Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir halk oylamasına doğru gidiyoruz ve kendisini diktatör ilan edecek olan Recep Tayyip Erdoğan adım adım yok olmaya doğru gidiyor. Erdoğan ilk kez bir seçime kaybedeceğini görerek gidiyor. Bunun çok nedeni var, son 2 yıldır her yaptığından ve konuşmasından sonra puan kaybetmeye başladı Erdoğan.

Kürtlere karşı savaş açınca milliyetçi oyları cepte sanan Erdoğan ilk olarak burada yanıldı. Barış ortamını benimseyen halk yavaş yavaş savaşı kimin açtığını gördü. En azından Sur’da, Cizre’de, Şırnak’ta ve Nusaybin’de yaptıkları insanları öldürmenin, gençleri yakmanın ötesine geçip, o yaşam merkezlerini yok etmeye doğru gidince AKP’ye oy veren bir kısım Kürtlerin tepkisine neden oldu.

İkincisi yaktığı yerlerde yaşayan insanların büyük bölümü batıya göç etmeyerek oy haklarını korudular. Oysa 90’larda öyle olmamıştı, köyleri yakılan Kürtler daha çok batıya göç etmişlerdi. Oysa şimdi Kürtler yavaş yavaş Ortadoğu’da söz sahibi olduklarının farkına vardılar ve buna HDP’nin %10’luk barajı aşan gücü de eklenince kendi savaşımlarına daha çok sahiplenmeye başladılar.

Milli Güvenlik Kurulu’ndan 2 önemli karar çıktı. Daha doğrusu 1 karar çıktı, beklediğimiz 1 karar da çıkmadı. Erdoğan’ın Suriye’yi ve Suriye içindeki Kürtlerle beraber PKK’yi de kendine göre dizayn edeceğini sandığı Fırat Kalkanı’na son verme kararı alındı. Bunu bir sürü siyasi nedeni olabilir, bazılarının dediği gibi halk oylaması öncesi bir yumuşama taktiği gibi görünse de esasında bence karar ABD, Rusya ve Türkiye genel kurmay başkanlarının toplantısında alındı.

ABD ve Rusya Ortadoğu’da Kürtleri ciddiye aldığı sürece Erdoğan’ın artık istediği gibi hareket etme şansı kalmadı. Buna Türk Silahlı Kuvvetleri de eklendi esasında. Çünkü TSK yıllardır Türkiye’deki Kürt sorununun askeri çözümle değil, mecliste çözülmesi gerektiğini söylüyordu. Anımsayacaksınız, bodrumda gençlerin katledilmeye başlamasıyla birlikte asker ve poliste istifa dilekçeleri verilmeye başlanmış ama kabul edilmemişti. Bu insanların bir kısmı bu katliamın içinde yer almak istemediler.

Kürt sorunu dışında AKP içinde yer alan, merkez sağ dediğimiz seçmen de desteğini çekti Erdoğan’dan. Bunun esasında başlıca nedeni, merkez sağ seçmen her zaman iktidarda olmayı sevmiş olmasıdır. AKP iktidarıyla beraber iktidarda olduğunu zanneden merkez sağ, yani Türkiye’nin liberal kanadı, yıllar geçtikçe iktidarda olmadığını, kendisinin de dinciler tarafından yönetildiğini anladı.

Çok partili dönemden beri tarikatlar dinci ve milliyetçi partilerden çok merkez sağ partileri desteklemişlerdir. Geçmişe baktığımızda tarikatlar Necmettin Erbakan ve Alpaslan Türkeş yerine Adalet Partisi’ni, yani Süleyman Demirel’i desteklemiştir. Demirel, Erbakan ve Türkeş’le koalisyon hükümeti kurmuş olsa da hükümete hakim taraf olmuştur hep. Oysa şimdi, o merkez sağ, tam tersi olarak dinci bir liderin emrindedir ve bu onların kabul edebileceği bir şey değildir. Esasında merkez sağ görüşe bağlı olarak TÜSİAD gibi kurumlar da ticarette dincilerin hakimiyetini sevmezler.

Fethullah Gülen hareketinin hapsedilmesi ve terörist ilan edilmesiyle beraber başlayan yalak medya kavgasını da unutmamak gerekiyor. O yalaka medya grubunun içindeki merkez sağ artık yavaş yavaş tavır koymaya başladı. Sadece onlar da değil, Gülen iktidarında sesini çıkarmayan diğer tarikatlar, onun görüşünün hapsedilmesiyle seslerini çıkarmaya ve iktidardan nemalanmak istemeye başladılar. Yandaş medyaya son zamanlarda göz atarsanız, köşem sultan yazarları artık bizimle uğraşmıyorlar, birbirlerini yiyorlar.

Bütün bunları yan yana getirdiğimizde Erdoğan iktidarının yavaş yavaş düşüşe geçtiğini görebiliyoruz. Esasında HDP 7 Haziran 2015 seçimlerinde aldığı % 13’lük oyla bu iktidarın bitişini kanıtlamıştı ama AKP’de kendi içinde haklı olarak ve her zamanki gibi anayasaya aykırı bir şekilde son seçimi yapmış ve bundan da güç alarak açık faşizm ve diktatörlüğünü ilan etme kararını almıştı.

İşte bütün bunların ışığında baktığımızda 16 Nisan akşamı halk oylaması sonuçlarının bizi yeni bir siyasi platforma götüreceğini göreceğiz. 17 Nisan sabahı demokrasi gelmeyecek ama sanırım Türkiye’de ilk kez halkın isteğiyle demokrasinin ilk adımını atmış olacağız. Bugünden itibaren, şu anda % 60 gibi gözüken HAYIR oylarını çoğaltmalıyız.

Yazarın diğer yazıları