Hayırlara vesile olmayacak bir ziyaret

KDP lideri Mesud Barzani’nin Türkiye ziyareti konuşuluyor.

Oysa Barzani Türk yetkililerle daha evvel onlarca kez görüşmüş ve anlaşmalar yapmıştır. 8 Mart 1991 tarihinde resmen başlayan TC-KDP görüşmeleri o günden günümüze süregelmektedir.

Son buluşmayı çok konuşulur ve tartışılır kılan, KDP – TC ilişkilerinin stratejik bir yakınlaşmaya doğru evriliyor olmasıdır. 

Rojava ve Kuzey Kürdistan’daki gelişmeler, bu "kurumsal" yakınlaşmayı, Mesud Barzani ve Tayyip Erdoğan şahsında kader birliğine dönüştürmüştür.

Tayyip Erdoğan-Barzani dostluğunun esbabı mucibesi nedir?

İki yıldır tartışılan Kürt Ulusal Kongresi’nin toplanmaması için bin dereden su getiren Barzani, Türk devleti ile yakınlaşmaya neden bu kadar hevesli ve isteklidir?

Bu soruların tek bir yanıtı var: KDP-TC dostluğunun tutkalı PKK düşmanlığıdır. "Düşmanımın düşmanı dostumdur" tezi Erdoğan ve Barzani dostluğunu beslemektedir.

PKK’nin Kuzey’de, Rojava ve Başur’da yürüttüğü mücadele, Kürtler ve diğer halklar nezdinde her geçen gün artan etkisi, KDP ve AKP’yi aynı oranda rahatsız ve huzursuz etmektedir.

KDP Yönetimi ve Barzani, Rojava’daki özerk yönetimi, Güney Kürdistan Yönetimi bakımından ciddi bir tehdit ve tehlike olarak görmektedir. KDP kendisinin ortağı olmadığı Rojava’daki bir yönetimi meşru görmemekte, böyle bir yönetimle ilişki geliştirmemektedir. 

KDP’nin bu tutumuna karşılık YNK, Goran ve Kürdistan İslami Birliği başta olmak üzere Güney’deki tüm siyasi partiler Rojava özerk yönetimini ve PYD öncülüğünü desteklemektedir. Dolayısıyla bu ilişkide KDP ve Barzani, Güney Kürdistan halkını değil; partisini, aşiretini ve ailesinin çıkarlarını temsil etmektedir.

Erdoğan ve AKP Hükümeti de Rojava’da, DAİŞ ve El Nusra gibi çete örgütlerini sınır komşusu olarak kabul ederken, Kürt halkını ve PYD’yi düşman görmektedir. Erdoğan 24 Şubat 2013 tarihinde, Birleşik Arap Emirlikleri’nden dönerken sarfettiği, "Suriye’nin kuzeyinde, Kuzey Irak benzeri bir oluşuma Türkiye asla müsaade etmez" sözleri, Barzani’nin gözünü kırpmadan altına imza koyacağı zımni bir anlaşma niteliğindedir.

AKP ve KDP’nin Rojava’daki özerk yönetime düşmanlığı eş zamanlı bir şekilde gelişiyor. KDP Rojava sınırına hendek kazarken, TC de kuzeyden beton duvarlar örmektedir. TC, YPG ve YPJ güçlerine karşı DAİŞ ve El Nusra çetelerini destekleyerek Kürtlerin kazanımlarını darbelemeye çalışırken, KDP de TEV-DEM’e karşı ENKS eliyle siyasal istikrarı bozma çabası içindedir. 

Türk devleti Kürtlerin denetimindeki tüm sınır kapılarını kapatırken, KDP de Sêmalka sınır kapısını kapatmıştır. Bugün AKP-KDP ortaklığıyla, Rojava’ya yönelik bir tecrit ve ambargo uygulanmaktadır.

Dahası var…

Tayyip Erdoğan uzun yıllar boyunca tekrarladığı, "Kürtleri onlar temsil etmiyor, benim partimde 70 Kürt vekil var" nakaratı, yerel seçimler ve genel seçimlerle anlamsızlaşınca yeni "muhatap" arayışına girmiştir.

Kemal Burkay, HAKPAR, HÜDA PAR bu arayışın bir sonucu olarak cilalanmış ve piyasaya sürülmüşlerdir. Fakat bu girişim de sonuç vermeyince Tayyip Erdoğan yeni bir cingözlük yapmış, 16 Kasım 2013’te Mesud Barzani’yi AKP Amed mitingine çağırmış, Barzani de bu desteği esirgememiştir.

Son dönemlerde Erdoğan’ın sıkça tekrarladığı, "Kürt sorununda artık PKK ve HDP muhatap değildir, başka muhataplar da vardır" sözlerinden KDP ve Barzani’yi anlamalıyız.

AKP devleti günden güne silindiği Kuzey Kürdistan’da bu kez Mesud Barzani aracılığıyla tutunmak istemekte; "madem Kürtsüz bu işler olmuyorsa memlekete uygun Kürdü de biz belirleriz" demeye getirmektedir.

Barzani de AKP’nin kendisine biçtiği bu rolü benimsemiştir. 

Amed mitingine katıldıktan sonra Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret; MİT’le ve Erdoğan’la görüştükten sonra HDP’lilerle görüşmenin hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü Mesud Barzani, Erdoğan ve Türk devlet görevlileri ile PKK’nin ve Rojava’daki özerk yönetimin nasıl etkisizleştirileceği planları yaparken, HDP’liler ve diğer Kürtlerle görüşmelerinde hal hatır sormakta, iyilik duaları okumaktadır.

TC devleti Kuzey Kürdistan’da ordusu, tankları, topları, özel birlikleri ve katil sürüleriyle büyük bir istila harekatı içindeyken, Güney Kürdistan’daki halkın kazanımlarına sempatiyle bakması, Barzani’ye "iyi ve değerli Kürt lider" muamelesi yapması, Kemal Burkay taktiğini tekrarlamaktan başka bir işe yaramaz.

Kuzey Kürdistan ve Rojava’da Kürt halkına karşı büyük bir savaş ilan etmişken, Güney Kürdistan yönetimine ve Barzani’ye dostluk beslemesi, TC’nin ve Erdoğan’ın doğasına ve zihniyetine aykırıdır.

Yazarın diğer yazıları