HDK-HDP ve BDP ile siyaset

Hemen başında belirtelim ki Türkiye’de kitlesel, çoğulcu ve etkin sol-demokrat-sosyalist karakterli bir siyasal partiye ihtiyaç var. Bu ihtiyaç tarihsel-toplumsal-iktisadi-kültürel ve tabii ki siyasal bir zorunluluktur. Ve Türkiye’de bu ihtiyacı karşılayabilecek tek bir proje var. O da Halkların Demokratik Kongresi/Halkların Demokratik Partisi’dir. Mevcut durum budur. Onun için ne Kürtlerin sadece Kürdistan’daki kitleselliği, ne tek başına küçük sol örgütlerin kendilerini sadece sürdürmeleri, ne tek başına kadın hareketinin tarihsel toplumsal haklılığı, ne sınıfsal siyaset perspektifleri, ne çevreci hareketlerin masumiyeti, ne Alevilerin iktidar karşıtı özelliği kendi başına bir alternatif olamaz. Olsa da zayıf olur. Bu nedenle çok güzel ifade edilen Halkların Demokratik Kongresi/ Partisi (HDK-HDP) bu kendi başına yeterli olmayan ama bir araya gelindiğinde büyük bir güç olacak yapılanma içinde zorunlu/gönüllü bir mücadele yürütmelidir. Bu zorunluluğun hem tarihsel arka planı ve mirası hem güncel olarak büyütecek bir potansiyeli mevcuttur.  

Türkiye’de cumhuriyetin klasik statükocu geleneksel siyasal yapılanması belirgin olarak 2002 seçimlerinde değişti. Gerçek demokratik sol güçler örgütlü ve hazır olmadıkları için ortaya AKP gibi bir oluşum çıkartıldı. Devletin Kemalist partilerinin sağı/solu artık aşınmak zorunda kaldı. Çünkü Kemalizm ne  çağın gereklerine yanıt verebiliyor ne de tarihsel olarak yarattığı sorunlara çözüm olabiliyordu. Hal böyle olunca da aşılmak zorunda kaldı. Şimdilerde Kemalist statükocu siyaset can çekişiyor. Bu siyasal alanın hamiliğine ise İşçi Partisi’nin sosyal faşist ulusalcı programı etrafında örgütlenme geliştiriliyor.
Düşünün ki eski savcı ve asker emeklileri ile sözüm ona entelektüel solcular ile Hürriyet gazetesi gibi dinamikler ortaklaşa bir siyaset üretmeye çalışıyorlar. Bu kesimin İslamfobisi ve anti-Kürtçülüğü çok yüksek. Zaten kendi siyasal cephesini genişletirken de İslam ve Kürt korkusunu işlemektedir. Ancak bunun siyasal bir çıkar ve gelişme yaratamayacağı kesindir. İşçi Partisi’nden CHP’ye, MHP’ye kadar uzanan eski devlet statükosunun oluşturabileceği siyasal yapılanma sadece “siyasal arıza/korku” yaratabilir. Bu nedenle kitlesel hareketlerde sembolleriyle görünse de toplumun gerçeğini ifade etmez ve yansıtamazlar. Çünkü zamanın ruhuna aykırı ve tedavülden kaldırılan söylemlerin esiridirler.
İkinci bir siyasal alandaki temsil ise AKP-Cemaat blokudur. AKP zaten kendi içinde çıkar koalisyonları olarak oluştu. İki yönlü çıkarlar vardı. Birincisi Kemalist statükoya karşı kendisini siyasal olarak var etme. Ki devlet aklı zaten merkezindeki Kemalizmi de artık değiştirmek istiyordu. Bu açıdan toplumsal tabanı olan siyasal İslam’ı devletin içine çekerek siyaseti inşa etmek bölgesel ve küresel güçlerin de isteğiydi. Ve zaten yeterince dizayn edilmişti. Bu dizayn içinde cemaatler, tarikatlar, milliyetçiler, tatlı su liberalleri de yer aldı. İkinci yön ise ekonomik çıkarların bir araya getirdiği güçlerdi.
Ekonomik hayatta İstanbul sermayesi yerine “Anadolu/İslami” sermaye ikame edilecekti. Bu da cemaat, tarikat, milliyetçi ve tatlı su liberallerinin bir araya gelmesi için yeterliydi. Bu güçler iktidarı yakalamak için hegemon olan asker-elit siyaset bloku ile görünürde bir çarpışmaya girdi. Sonuç olarak devlete yerleştiler. Ama çelişki ve yarılma potansiyeli bu iktidarı yıllarca götürecek durumda değil. Kırılgan bir zeminde zoraki bir birliktelik bu. Çünkü Kürt hareketinin direngen ve ısrarlı mücadelesi devletin varoluşsal kimyasını alt üst etmiştir. Mevcut iktidara karşı Kürdistan’da siyasal bir alternatiftir. Ancak Türkiye’nin tümü düşünüldüğünde aynı şey söylenemez. Sadece bu açıdan bile bakıldığında Türkiye’nin batısında büyük bir potansiyeli olan siyasal bir hareketin örgütlendirilmesi zorunluluktur. Bunu da en iyi yapabilecek güç HDK ve onun siyasal temsili olan HDP’dir. Bu hareket Türkiye’nin toplumsal ve siyasal gerçeğini siyasette en iyi temsil edebilecek bir güçtür. Yeterki kendisini çok doğru yöntemlerle örgütleyip siyasete müdahil olabilsin. Hem yakın geçmişteki Gezi Parkı Direnişi, hem Kürt siyasal hareketinin ortaya çıkardığı toplumsal ve siyasal tecrübeler HDK/HDP oluşumunu Türkiye’de gerçek bir seçenek yapabilir. Çünkü bu hareketin durduğu nokta Türkiye’nin gerçekliğinin en doğru noktasıdır.
Birincisi HDK/HDP’nin AKP’ye alternatif olmak için CHP ve ulusal sola yaptığı eleştiri; ikincisi Kürt siyasal hareketinin gerçeği ile kurduğu bağ, üçüncüsü inanç özgürlüklerinin ilkeli savunmasıdır. Ve tarihsel olarak da bir araya getirdiği devrimci mücadele mirasının güncellenmesi ile yeni kuşaklara devrimci değişim dinamiği olarak da kendisini ifade ederse HDP/HDK büyük bir güç olacaktır siyasette. Bunun için HDP gelişirse, BDP zayıflar ya da HDP’ye dar sol örgütlerin koalisyonu gibi yaklaşılırsa, tabii ki bu sadece enerji tüketimi olur.

Yazarın diğer yazıları

    None Found