HDP herkese gerek

  Saray faşizmi HDP’ye yönelik ideolojik, siyasi ve fiziki saldırılarını yoğunlaştırdıkça, HDP üzerine tartışma da hayli arttı. HDP’nin Saray faşizmi karşısında nasıl bir mücadele yürütmesi gerektiği üzerine bir tartışma gerekli. Buna elbette ihtiyaç büyük. Örneğin, yerel seçimlerde, Saray’ın kayyum tehdidini nasıl boşa çıkartacak? 7 Haziran, 1 Kasım ve 24 Haziran seçimleri ile 16 Nisan referandumundan çıkan sonuçlar, yeni mücadele döneminde nasıl değerlendirilecek? Bu soruların yanıtını bulmak için tartışmak, eleştirmek, önerilerde bulunmak önemli. Ancak, bu tartışmayı HDP’nin gerekli olup olmadığı üzerine yürütmenin, faşizme karşı direnişe zarardan başka bir şey vermeyeceği de ortada. HDP’yi yok edip yerine ne koyacağız? Her koyun kendi bacağından asılır misali, her parti, her örgüt kendi başına mı Saray faşizmine karşı direnecek? Bu şekilde bir direnişin başarıya ulaştığına dair ezilenlerin mücadele tarihinde herhangi bir örnek var mı?

En baştan söyleyeyim, Saray faşizminin ordusundan basınına nasıl örgütlendiği ortadayken, HDP’nin, başka bir ifade ile halkların mücadele ortaklığının gerekliliği tartışmak, halkları örgütsüzleştirmekten başka bir anlama gelmez.

Kimi Kürt yazarların dile getirdiği “Kürt’ün Kürt’ten başka dostu yoktur” fikri de Rojava devrimi gibi bir deneyimin ardından hayli eskidi. Çok açık ki, Kürt’ün Kürt’ten başta dostları var. Üstelik az da değil. Örneğin, Türk sosyalistleri ve devrimcileri Kürt halkının dostudur, yoldaşıdır. Yıllardır birlikte dövüşüp birlikte ölüyorlar. Daha ne olsun! Arap, Ermeni sosyalistleri, devrimcileri de öyle. Sadece dünyanın çeşitli uluslarından değil, Türk devrimciler de canını verdi Rojava devrimi için. Gezi’nin „kırmızı fularlı“ direnişçisi Ayşe Deniz Karacagil’i hatırlayın. Rakka’nın faşist dinci DAİŞ çetelerinin işgalinden kurtarılması operasyonunda ölümsüzleşmedi mi? DAİŞ işgalinin son bulmasının ardından Kobanê’nin yeniden inşasına katılmak için çıktıkları yolculukta, Suruç’ta katledilen gençler kimlerdi? Örneğin Ece Dinç, Büşra Mete, Türk devrimciler değil miydi? “Kobanê’yi beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz” çağrısını yapan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) kimdi?

İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da, 6-8 Ekim günlerinde sokaklara dökülerek Kobanê savunmasına ses verenler kimlerdi? HDP’nin eski Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’a devlet neyin bedelini ödetiyor? Rojava devrimini, onun silahlı güçlerini ve Kobanê serhildanını açık bir biçimde sahiplenmesinin hesabını sormuyor mu Saray faşizmi?

Kürt’ün Kürt’ten başka dostu elbette çok var. Bunu Kürt halkı da biliyor, öncüleri de. Türk ezilenleri için de aynı durum geçerli. Türk’ün Türk’ten başka dostu var. Bu zorunluluğun da Türk devrimcileri, sosyalistleri farkında. Kürt halkı ile yan yana durmanın “ateşten gömlek” olduğunu bile bile giyiyorlar. Sosyalist olmanın bir gereği olarak Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yanında ve içindeler. Ayrıca, iki halkın kurtuluşu birbirine bağlı olduğu için mücadele yoldaşlığını şart görüyorlar. Gerçek ihtiyaçların sonucunda HDP ve HDK kuruldu. Bu bilinç açıklığı ve direniş yoldaşlığı sayesinde ne Kürt halkının ne de sosyalist devrimcilerin bugüne kadar hiçbir seçimde görmediği başarı 7 Haziran’da elde edildi. Çünkü ezilenler bu mücadele yoldaşlığına inandı, güvendi. Bu öyle bir başarıydı ki, Saray rejimi darbe yapmak zorunda kaldı. Ezilenlerin mücadelesinin elde ettiği bu başarı, hala Saray semalarında bir hayalet gibi dolaşıyor; tıpkı ezilenlerin onur ve özgürlük ayaklanması Gezi gibi.

Özyönetim direnişleri neden büyük bir yıkımla sonuçlandı? Bu sorununun yanıtını, Saray faşizminin gücü ya da Kürt özgürlük güçlerinin güçsüzlüğü ile açıklamak mümkün mü? Türk halkı tıpkı Gezi direnişinde olduğu gibi, sokaklara dökülseydi, sonuç farklı olmaz mıydı? Çözüm süreci günlerinde, Türk halkının barış talebini aktif bir şekilde dile getirmesi durumunda, Erdoğan masayı devirme gücünü bulur muydu? Bunlar da gerek HDP’nin, gerekse Türk sosyalistleri ve devrimcilerinin hanesine yazılan eksiklikler. Bu eksiklikler ya da yanlışlıklar üzerine söz söylemek gerekiyor. Ancak bu eksiklikler, iki halkın mücadele ortaklığının bugünkü biçimi olan HDP’yi ya da HDK’yi gereksiz kılmaz.

Her şeyden önce iki halk arasında bir kader birliği var. Kürt kentlerinde sömürgeci olan rejim, Türk kentlerinde faşist. Amed’de serhildan olan direniş, İstanbul’da ayaklanma.

Sömürgecilik son bulmadığı sürece faşizm son bulmayacak. Başka bir ifadeyle, Kürt halkı özgür yaşama kavuşmadığı sürece Türk halkı için demokrasi ve özgür yaşam olmayacak.

Türk tarafından durum bu.

Kürt tarafından bakıldığında da kader birliği sabit. Sömürgeciliğin son bulması için, Türk halkının Batı’da faşizme karşı mücadeleyi büyütmesi gerek. Kürt halkının 40 yıllık özgürlük mücadelesi ile Rojava devriminin ortaya çıkardığı sonuç bu.

O zaman mücadele yoldaşlığı şart.

Başka bir ifadeyle, eksiğiyle yanlışıyla HDP herkese gerek!

Yazarın diğer yazıları