HDP Türkiye’nin umududur!

23 Haziran gecesi Türkiye önemli bir virajı kazasız belasız döndü; 1979 yılında mollaların İran’da iktidara gelmesinden bu yana Türkiyeli; kemalistlerin demokratların, ilericilerin temel travmalarından bir tanesi “Türkiye bir gün İran olur mu?” olmuştur.

17 yıllık AKP iktidarı boyunca neredeyse bütün baskıcı rejimlerin iktidara geliş süreci boyunca kullandıkları dil ve iktidarlarını güvenceye aldıktan sonra gerçekte nasıl insanlar olduklarını ortaya koydukları bir süreci bizde 23 Haziran gecesi tamamlamış olduk…

Türkiye İran olmadı ama neredeyse oluyordu; bu ülkede bütün namuslu insanların yüreği ağzına geldi. Erdoğan/Bahçeli İslamo/Faşizminin nihayi zaferini ilan etmesine ramak kalmıştı; bu yerel seçimler de rejim lehine tamamlanabilmiş olsaydı; Türkiye’de faşizm yenilmezliğini ilan edecekti.

Çok şükür bu ülkede Kürtler, onların en önemli bileşenlerinden birisi olduğu HDP var. HDP bir siyasal partinin asla göze alamayacağı bir cesaretle seçmenini neredeyse bütün siyasal yaşamı boyunca en önemli siyasal rakiplerinden biri olan başka bir partinin adayına yönlendirebilme cesaretini göstermiştir.

Eğer bir hareket, bir halk samimiyet testinden geçecekse; geçmesi gerekiyorsa Kürtler ve HDP halkların özgürlüğü, barışı ve refahı testinden binlerce kez başarı ile geçmiştir. Hiç abartmadan iddia ediyorum; eğer HDP stratejik oy yaklaşımını geliştirmeseydi, Türkiye halklarını Hitler ve DAİŞ rejimlerinden daha korkunç bir gelecek bekliyordu.

Ama bu gelişme HDP ve Kürtlerin fedakarlığı ve stratejik aklı ile engellenmiştir. Erdoğan ve onun anti-demokratik Türkiye özlemi Kürtlerin oyları ile sandığa gömülmüştür. Erdoğan artık bir siyasi mevtadır.

Bu ekip bir süre daha iktidarda kalmaya devam edecek; fakat artık Erdoğan ne yaparsa yapsın; bir daha asla bu ülke halklarını kandıramayacak, yanıltamayacak ve daha da önemlisi asla korkutamayacak.Tıpkı korku gibi cesaret de bulaşıcı bir şeydir; Türkiye’nin batısı doğusundan cesur olmayı ve direnmeyi öğrendi. Direnen kazanır, direnen onurunu korur, onurunu koruyan başarır. Kürtlerin verdiği cesaretle İmamoğlu Erdoğan’ı iktidar yürüyüşünü başlattığı yerde yenmeyi başarmıştır. Bu mücadelenin gerçek kahramanlarının kimler olduğunu dost da, düşman da herkes biliyor.

Bu hareket ve bu halkın kırk yıllık mücadele pratiğinin en büyük başarısı; ortak bir dil ve ruh birliği yaratmış olması olmuştur. Bu halkın önderleri, kurumları, şahsiyetleri, en sıradan taraftarları artık neredeyse hiç konuşmadan bir birilerini anlıyorlar.

Bu halkın önderliği, kurumları, partileri, farklı şahsiyetleri biribirine bir matematiğe dayanan bir sürü kirli hesapla değil, duyguyla, akıla bağlıdırlar. Birbirlerini sadece anlamaz aynı zamanda yılların vermiş olduğu tecrübe ile hissederler.

İşte tam da bu nedenle rejimin son bir çaba ‘Ali Kemal Özcan’ üzerinden yaratmaya çalıştığı kafa karışıklığı bu halk nezdinden hiç bir karşılık bulmamış; tam tersine bu tezgahı planlayanları zor duruma düşürmüştür.

Kimse artık bu halkla onun özgürlük iradesiyle oynayamaz; kurumlarını ve önderliğini birbiri ile tartışır hale getiremez. 23 Haziran’da gerçekleşen İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde Kürtler bir kez daha siyasal olgunluklarını ortaya koymuş, basiret sahibi bir halk olduklarını dosta düşmana göstermişlerdir.

Bu saatten sonra HDP ve Kürtler daha fazla kendilerine güveni esas almalı ve kendi dışıyla bu öz güveni esas alarak ilişki kurmalıdırlar.

HDP kimseye herhangi bir şeyi dikte etmek durumunda değildir; ancak 23 Haziran sonrası kendi politik programını özellikle Türkiye’nin her bölgesinden insana anlatma fırsatını yakalamıştır. Bu fırsat doğru değerlendirilmelidir…

Türkiye’de demokrasinin ve barışın yolu; Ekrem İmamoğlu’nun şahsiyetinden bağımsız ancak HDP programı ve kadrolarının çabasından geçer. Bir sonraki aşama HDP’nin merkezde olduğu bir demokrasi bloğunun Türkiye’de iktidara taşınamsı olmalıdır.

HDP Türkiye’nin umududur, ve biz bu umudu büyütmeliyiz!

Yazarın diğer yazıları