HDP’nin erken seçimi AKP’ninkini yener!..

Saray’ın başındaki adam devamlı konuşuyor: “Koalisyon kurulamazsa erken seçime giderim…” Sanki başka bir yere gidebilirmiş gibi…

Der demez, bir de bakıyoruz, Çin’e gidiyor…

Gidecek… Daha başka yerlere de gidecek. Kılavuzu “jöleli olanın” gitmeyeceği yer yoktur.

İyi de bütün bunlar neden yapılıyor? NATO üyesi olan, bilmem kaç gizli ikili anlaşmayla kaderini Pentagon’a bağlamış, topraklarında “tetiği ABD’nin elinde” bilmem kaç atom bombası barındıran bir ülkenin başındaki kişi, hangi amaçla Moskova-Pekin-İran eksenine göz kırpar? Böyle bir “eksen” değişikliğine Erdoğan’ın gücü yeter mi? Ortada iç politika amaçlı bir diplomatik şantaj teşebbüsü var.

Erdoğan ve avenesi son paralarını küresel kumar masasına sürdü. Ya herro ya merro diyerek zar atıyor. Ya Türkiye ya Rojava demeye getiriyor. Öyle “bağımsızlıkçı” filan değil bu şantajın içeriği. Tastamam şöyle: Ver bana Rojava’yı, yeniden al Türkiye’yi… Kurnaz bir esnaf edasıyla ellerini ovuşturarak, “Rojavalı Türkiye ABD’ye ve İsrail’e daha iyi hizmet eder paşam” diye gerdan kırıyor… Tersi olursa? Başlıyor ağlama numarası yapmaya; “Ah paşam, o zaman elimdeki bu Türkiye malını Çin’e Maçin’e, Moskofa, Mollaya pazarlamak zorunda kalırım, Allah göstermesin…” diye inliyor.

Sam Amca Türk tarihini ezbere bilir. İdare-i maslahatçı Abdülhamit’ten beri Türk diplomasisi “büyük devletler arasındaki kavgaların” üzerinde sörf yapmakta. Atatürk İngiltere’nin gözünü TKP’yi kapatıp, “resmi TKP’yi” kurarak “Bolşevik olurum ha” diye korkuttu. İkinci Dünya Savaşı’nda İnönü Almanlarla Sovyetler arasında bu oyunu oynadı. Menderes “Moskova’ya giderim ha” diyerek aynı yolun yolcusu oldu. Demirel İskenderun Demir Çelik Fabrikası‘nda Sovyet teknisyenleriyle içli dışlıydı. 12 Mart’çı diktatör Sunay Sovyet Devlet Başkanı Podgorni ile kadeh tokuşturdu.

Yani izlediğiniz film aynı film.

İşin bir de “eşek şakasını andıran” yanı var.

Erdoğan ve kafadarları, bu oyunu oynarken, Yankeleri “mandepsiye” bastırmak için şöyle diyorlar: “Bize imkan tanıyın, DAİŞ’i Kobanê-Efrîn arasındaki yüz kilometre uzunlukta ve 40 kilometre derinlikteki alandan söküp atalım, böylece insanlığa hizmet edelim, DAİŞ var ya bu DAİŞ çok tehlikelidir, hatta PYD canımız ciğerimizdir, kız almış kız vermişizdir, sınıra yığdığımız ordu birliklerimiz, izin verin, DAİŞ teröristlerini bire kadar kırsın…”

Sanırım kulağınıza “kih kih” şeklinde gülme sesleri geliyor olmalı.

Siz gülme seslerini dinleye durun, ben size bir başka “hikaye” daha anlatayım. Tam bu yazıyı yazarken Kuto geldi. “Veysi abe, dedi, saçımı uzatıp, sakal bırakıp, DAİŞ çetelerinin arasına sızdım, oradan sana haber getirdim”.

“Atma dedim, senin sakalın daha çıkmadı…” Cebinden bir takma sakal çıkardı. Sol gözünü kırptı. “Orada Erdoğan’ın jöleli danışmanıyla DAİŞ’in emiri gizli bir görüşme yaptı… Erdoğan Efrîn sınırından ‘fırtına topunu’ ateşleyecekmiş, DAİŞ’çiler hep bir ağızdan ‘lebbeyk ya hayye’ diyerekten Rakka’ya tüyecekmiş, böylece Erdoğan da  ikinci ‘Süleyman Şah’ zaferi elde edecekmiş… Gizli anlaşmaya göre, DAİŞ’e karşı zafer kazanan Erdoğan bulunduğu alanı sağa ve sola doğru genişlete genişlete, taaa Barzani’nin sınırına dayanacakmış… Böylece ‘Kürt koridorunu’ yok edip, bir Türk koridoru yapacakmış… Bu koridorun bir ucundan Erdoğan, öteki ucundan Barzani girecek ve tam orta yerde, yani Süleyman Şah sandukasının bulunduğu noktada buluşacak ve ortak zaferi kutlayacakmış…”

Hoppala… Kuto’nun kulağına yapışıp, “sen casus musun kerata” diyerek odadan çıkardım.

Kuto dışarıda iki elini boru yapıp bağırmaya devam ediyordu:

“Veysi abe, asıl söyleyeceğimi söyletmedin ki… DAİŞ’e karşı kazanılan ‘muvazaalı zafer’in rüzgarıyla Erdoğan seçime gidecek… Ecevit’in Kıbrıs fatihi olarak yaptığı gibi, Suriye fatihi olarak seçimden tek parti iktidarı çıkaracak…”

Son söyledikleri kafama dank etti: Velet doğru söylüyordu…

Kendi kendime mırıldandım: Nasıl “çivi çiviyi sökerse”, HDP’nin “erken seçimi” de, Erdoğan’ın “erken seçimini söker”…”Yallah ya hayye

Yazarın diğer yazıları