HDP’nin TBMM’deki işi, CHP’nin TBMM’deki işi

Veysi SARISÖZEN

Faşizm hakkında yazdığım yazılar şu soruya yol açıyor:

HDP’nin parlamentoda kalması “beyhude” bir şey midir?

HDP’nin kalması “beyhude” bir şey değildir, ama, tüm muhalefet söz konusu olduğunda, bu muhalefetin mecliste kalması yalnız “beyhude” değil, rejime meşruiyet kazandıran büyük bir yanlışlıktır.

Şimdi bu “hem beyhude, hem beyhude değil” karışıklığını açalım.

HDP’nin mecliste kalması bir “direniştir”. Çünkü faşist rejim, 21. Yüzyılın faşist rejimi olduğu için, gerçek muhalefet partisi olan HDP’yi, Hitler’in yaptığı gibi tek bir kararname ile Meclis dışı edemez. Ama bu yoldadır. Yola devam edecek ve fırsatını bulduğunda HDP’yi meclis dışında bırakacaktır.

O nedenle HDP’nin TBMM’de kalması, bana kalırsa bir “zeminin” kullanılması değil, o zeminde faşist tasfiyeye karşı direnmesidir.

Bunun önemi ise büyüktür. Çünkü TBMM’de kalmak için direnen HDP, halk arasında bütün kısıtlamalara ve baskılara rağmen çalışma imkanı bulmaktadır. İşte “parlamento”da kalmanın yarattığı “zemin” de budur. Yani halktır: Zemin halk kitlelerinin içidir. Parlamentoda kalmak da zaten bunun içindir.

Buna bir de “sallantılı” olsa da “dokunulmazlığı” eklersek, Meclis’te kalmak için direnmenin, halk direnişine öncülük etme imkanı olduğunu anlarız.

Hepsi budur. Kürsüde konuşmak, Erdoğan gelince ayağa kalkmamak filan önemli değildir.

Özetle HDP’nin mecliste olması “anti-faşist direniştir.” “PKK’nin uzantısı” diye suçlanan, “terör örgütünün kolu” diye yasa dışı ilan edilmeye çalışılan parti, faşist diktatöre rağmen Meclis’te kalıyor.

CHP ve öteki partilere gelince…

Bunların TBMM’de kalması yalnız “beyhude” değil, aynı zamanda demokrasi mücadelesine ihanettir. Erdoğan faşizmi onları “bağrına basmıştır.” Ayıbını onlarla gizlemektedir. CHP, İyi Parti, Saadet faşist rejimin “parlamenter incir yaprağıdır.”

Bunların TBMM’yi boykot etmesi büyük bir anti-faşist eylem olur. Öyle olunca HDP’nin de böyle büyük bir anti-faşist eyleme katılacağından kuşku bile duyulamaz.

Ama boykot etmezler. Rejimle uzlaşma halindedirler.

Deniyor ki, bu partiler TBMM’de “muhalefet” etmiyorlar mı?

Etmeseler “asma yaprağı” işlevi göremezler. “Muhalefetin varolduğu TBMM” faşist rejimin kendini gizleme yöntemidir ve söz konusu partiler bu işlevi gönüllü olarak yerine getirmekteler.

“Ama Kılıçdaroğlu bu diktatörlüktür” demiyor mu? Diyor. Zaten demese o da MHP neyse o olur. Öyle olunca da rejimin önündeki asma yaprağı düşer. Hem darbenin iskat ettiği TBMM’de rejimin isteği ile kalmak, hem de bu rejime diktatörlük demek saçma bir çelişkidir.

Artık TBMM’nin hükmü yok.

Erdoğan için aslında AKP’nin bile bir hükmü yok. Eğer şu yüzyılda, NATO sistemi içinde kalarak seçim yapma zorunluluğu olmasa Erdoğan TBMM’yi tıpkı Abdülhamit gibi kapatırdı. Şimdi seçim yapmaya yalnız ve yalnızca “sahte bir meşruiyet” elde etmek, aynı zamanda uluslararası güçlere “beni halk seçti” demek için katlanmaktadır.

Erdoğan iktidarı seçimle almadı; seçim sonucu oluşan TBMM ile devam ettirmiyor. Erdoğan iktidar gücünü eski devlet aygıtını parçaladığı, yeni bir devlet aygıtı inşa ettiği için sürdürüyor. Baksanıza “düşük profilli” Başbakan eskisini şimdi bu hükümsüz Meclis’in başına geçirerek bizim söylemek istediğimizi kendisi anlatıyor.

Şu durumu da vurgulayalım: Parlamentoda HDP’nin bana kalırsa hiçbir konuda şununla ya da bununla “ittifak” ya da “işbirliği” yapması anlamsızdır. Rejime meşruiyet kazandıranlara meşruiyet kazandırmamalıyız. “Şu kanuna ya da bu kararnameye” karşıtlık adına rejime meşruiyet kazandıranların elini tutmak yanlış olur.

Buna karşılık, en basit bir hak ihlali karşısında, en küçük bir yolsuzluğa karşı hangi parti sokağa çıkıyor, halk kitlelerinin protestosunu örgütlüyorsa, onlarla tabanda tereddüt bile etmeden ittifak da kurulmalı, işbirliği de yapılmalı.

Çünkü “zemin” halk kitleleridir.

HDP’nin parlamentoda bulunması işte bu “zemin”de hareket etmesine yardım ettiği için önemlidir.

Bir başka ifadeyle “sistem dışı” HDP’nin TBMM’de kalması anti-faşist içerik taşır. “Sistem içi” partilerin faşist diktatörlüğün oyuncağı haline gelmiş TBMM’de kalması ise faşizme meşruiyet kazandırır.

Yazarın diğer yazıları