HDP’ye karşı koalisyon savaş koalisyonu olur

7 Haziran seçimleri içeride, Tel Abyad zaferi uluslararası ölçekte Türkiye’de siyasi durumu kökten değiştirecek koşulları yarattı.

Bundan sonra, ya bu yeni koşullara uygun bir hükümet kurulur, ya da kurulacak hükümet, sonu felaket olacak bir “savaş hükümeti” olur.

Hürriyet gazetesi, şu iki alternatifi seçimden hemen sonra bir başlık halinde şöyle dile getirmişti: “HDP ile çözüm, MHP ile uyum”. Bu iki alternatif hem AKP, hem CHP için geçerli…

HDP ile çözümden anlaşılan şu: Savaş yerine barış anlaşması, Türkiye için demokratik anayasa, Kürdistan’ın demokratik özerk statüsü temelinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün, sınırlarının dokunulmazlığının teminat altına alınması, ortak vatan, ortak bayrak, herkese anadilinde eğitim ve çok dillilik temelinde Türkçe’nin ortak devlet dili olması…Ortadoğu’da sınırların korunması temelinde, Kürdistan parçalarının yer aldığı tüm halklar arasında konfederal ilişkiler…

MHP ile uyumdan anlaşılan ise, yukarıdaki “çözümün” tam tersi…

Eğer AKP ve CHP, HDP ile çözüm ilkesi temelindeki programın genel ilkelerini onaylar, HDP içinde olsun ya da olmasın, bir koalisyon kuracak olurlarsa, “HDP ile” birlikte olmanın da vereceği muazzam “parlamento içi ve dışı“ güçle Türkiye’yi hızla gelişen krizden çıkarabilirler, hızla demokratik bir anayasa hazırlayabilirler, Kürdistan’ın bütün parçalarıyla dostça ilişkiler kurabilirler ve Türkiye’yi selamete çıkarabilirler.

HDP’nin böyle bir gelişmenin teminatı olduğu açık.

Ama eğer parlamentodaki partiler, HDP ile herhangi bir “işbirliği”, “koalisyon” için “HDP’nin “PKK’ye silahsızlanma çağrısı” yapması gibi “ahlaksız ön koşullar” öne sürecek olurlarsa, biz bunların bırakalım “koalisyonu”, “istikrarı” ve “uzlaşmayı”, doğrudan doğruya “savaş için bahane aradıklarını” düşüneceğiz. Bu gerçekten de “ahlaksız bir ön koşuldur”, çünkü, PKK ile, “PKK’nin silahlı mücadeleye son vermesi ya da AKP ağzıyla silahsızlanması”, HDP ile PKK arasında bir “müzakere” konusu değildir. Bu konu, devlet ile PKK arasında bir müzakere konusudur. Çünkü şu anda “savaş halinde” olan da bu ikisidir.

O halde, “tahkim edilmemiş ateşkes” yaşansa bile, “savaş hali sürmektedir” ve birbiriyle savaş halinde olan “iki taraftan birisine” HDP’nin “silahsızlan” diye çağrı yapması savaşan diğer tarafın, yani devletin saflarına geçtiğini ilan etmesi anlamına gelecektir. Ön koşulun “ahlaksız” olması bu nedenledir. HDP “PKK’ye silahsızlan” çağrısı yapmak yerine, “savaşa karşı barışı” her iki tarafın önünde savunmaktadır.

Ve HDP’nin “barış” politikasına AKP karşı çıkmakta, buna karşılık PKK bu çağrıya ortaklık etmektedir.

Bir de bazı aklı evvellerin “AKP Erdoğan’ın vesayetinden, HDP de Öcalan’ın ve Kandil’in vesayetinden kurtarılmalı” şeklinde dile getirdiği “zekası çok bozuk” teklif var.

AKP Erdoğan’ın başında olduğu “devletin vesayeti” altında olan bir partidir. Bu partinin içinde tek bir kişi bile “devletten bağımsız değildir, olamaz da”. Varsa çıksın bunu ilan etsin.

HDP ise, saflarında Öcalan’ın görüşlerini ve PKK programını benimseyenlerin olduğu gibi, PKK ile hiçbir ilgisi olmayanların da yer aldığı, bu nedenle de bağımsız olan bir partidir.

Şimdi asıl önemli nokta şudur: Türk devleti, hem Öcalan’la, hem de Kandil’le “görüşme” yapıyor ve “anlaşmaya” çalışıyor. “Anlaşmaya çalışıyor, ama anlaşmıyor.” HDP ise, tıpkı devlet gibi Öcalan’la ve Kandil’le “görüşüyor” ve bu görüşmelerin sonucunda da hem Öcalan’la, hem de Kandil’le “barış, çözüm ve anayasa” hususlarında tam bir görüş birliği sağlıyor.

Şimdi söyleyin bana; şu anda AKP içindekilerin tümü, Erdoğan’la ve cumhurbaşkanlığı makamıyla anlaşıyor mu? Gül yanlıları, Arınçlar, Babacanlar, falancalar filancalar.

Evet, “birbiriyle anlaşanların arasında vesayet ilişkisi olmaz.”, Anlaşmadıkları halde bir arada duranların arasında ise vesayet ilişkisi de dahil her türlü ahlak dışı ilişki olur.

Yazarın diğer yazıları