HDP’yi demokrasiden başka hiçbir şey koruyamaz

 Fakat ortada çocuk yok, ortalık anne dolu. Bu kadar büyük bir paradoks karşısında bu kadar safiyane ya da çaresizce hareket edilmesini, “annelik” örtüsü altında HDP’yi kuşatma, kirletme faaliyetinin meşrulaşmasına yardımcı olmayı kabul edilmez buluyorum. Bu, toplum vicdanında da bir karşılık bulmadı. HDP bununla ilgili olarak yapabileceğini yaptı. Daha fazla bir şey yapması gerekmez. Yapmak istese de elinden gelmez. Bu esasen, HDP’yi de rehin alma uygulaması bir yandan.

 Göreli olarak diktatörlüğün güçlerinin, özellikle ikna gücünün giderek kaybolduğu, muhalefetin dilinin giderek güç kazandığı tespitimiz doğruysa bütün söylemi muhalefetin zekâsına ve gelecek arayışına özgülemek ve nihayet karşı tarafın inandırıcılığını yitirmiş söyleminin zaaf ve açmazlarını sergilemek, elimizde kalan en kuvvetli şeyi, yani sözü doğru kullanmak gerekir.

Anti emperyalizm ve Kürt düşmanlığı IV

ZABEL MİRKAN

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, HDP’nin bugün, Türkiye’deki diktatörlük inşa pratiğinin karşısında en kritik konumdaki güç olduğunu belirterek, ‘’HDPdiktatörlükle mücadele eden diğer güçler bakımından da tayin edici önemde’’ dedi. Kürkçü ile söyleşimizin son bölümünde HDP’ye yönelik devletin kuşatma politikasını ve HDP’nin ne yapması gerektiğini konuştuk.

Gündemle alakalı olarak, HDP il binası önünde oturan annelerle ilgili yorumunuz nedir? Muhaliflerin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP Diyarbakır il binası önündeki toplanmanın herhangi bir biçimde içten gelen bir duyguyla, kendiliğinden baş gösteren bir hasret haliyle, dayanılmaz bir acıyla ilgisini başından beri kuramıyorum, kurulabileceğini de düşünmüyorum. 2014’de HDP’yi yeni oluşturduğumuzda, henüz Sebahat Tuncel ve ben eşbaşkan iken aynı süreç Diyarbakır Belediyesi önünde gerçekleştirilmeye çalışıldı. O zaman bir müzakere süreci sürüp gidiyordu ve barış arayışları da henüz devam ediyordu. Birden mavi gökte şimşek çakmışçasına belediye önünde insanlar belirmeye ve sözde kaçırılmış olan çocuklarını o gün belediye binası önünde Gültan Kışanak’tan talep etmeye kalkıştılar ya da buna sevk edildiler. O zamanın şefkat kelebeği, Hatip Dicle’nin iskemlesini gasp etmiş olan Oya Eronat’tı. Bu, HDP ile sürüp giden çatışma arasında olumsuz bir ilişki kurma, “çocuk duyarlığı” istismarıyla HDP’yi bir haksızlık imgesi halinde gündeme getirme denemesiydi. Tutmadı, püskürtüldü. Tutunacak dal o zaman bulunamadı.

Üşenmedim, oturdum, yaş dökümü yaptım

Şimdiyse diktatörlük bir bütün olarak toplumun üzerine çökmüşken, bir kez daha HDP’yi itibarsızlaşmak ve kriminalize etmek maksadıyla dört başı mamur bir şekilde tasarlanmış, planlanmış, sahnelenmiş trajik bir komedyayla karşı karşıyayız. Trajik çünkü, annesi HDP önünde oturan gençlerden birinin geçen gün devlet güçlerince öldürüldüğü haberi geldi; ama şefkat kelebekleri bir damla olsun gözyaşı dökmedi. O kadının acısını paylaşan kimse çıkmadı. Anne oradan uzaklaştırıldı. Çünkü oğlu öldürülünce “terörist annesi” oluverdi. HDP önündeki performansın çocuktan başka her şey ile ilgili olduğuna başka kanıt gerekir mi? Ve komedya çünkü, oraya toplananlardan kiminin dağda çocuğu yok; kiminin çocuğu evden kaçmış,  TV kanalları buraya gelmiş diye o da buraya gelmiş belki çocuğunu bulur diye; kiminin çocuğu zaten hapiste… Ama olsun, devlet “casting” için ağır şartlar koymuyor. Herkese oyunda yer var.

Üşenmedim, oturdum, başından beri HDP önünde oturanların “kaçırıldı” dediklerinin yaşlarının dökümünü yaptım. Yaş ortalaması ilk hafta 23 küsur idi. Geçen hafta 25 küsur oldu. Şu ana kadar “çocuklar” söyleminin içine sığabilen iki kişinin varlığını saptadım. Biri 14, diğeri 16 yaşında olduğu iddia edilen ve kayboluşları gerillaya katılmalarıyla ilişkilendirilen 2 çocuk var. Geri kalanların hepsi reşit, cezai ehliyete sahip, kendileri hakkında kararları kendileri verebilecek olan, milletvekili seçimlerinde oy kullanabilen, hatta önemli bir bölümü milletvekili adayı olabilecek insanlar.

Yakınları gençlerin kendi kaderleri ve siyasi tercihlerine dair kararlarını beğenmiyor olabilirler; fakat onları kararlarından döndürmek için HDP’nin önüne toplanıp, HDP’yi bir şekilde onların kaderinin müsebbibi hâline getirme fikrinin ahlâken, siyaseten, aklen bir karşılığı olabilir mi? Nihayetinde bu insanlar “yavru” kavramının içerisine sığacak, anne ilgisi, şefkati olmadan yaşayamayacak çağı çoktan geçmiş insanlar. Bir karar vermişler. Anne babalarının tercihlerine ayak uydurmamışlar. Evde çözemedikleri bir meseleyi HDP’nin önüne taşımanın ne gibi bir manası olabilir? Neresinden bakarsanız bakın olgunun kendisinde çocuk gerçekliği yok ki işin içerisine anne kimliği de dahil olsun. Herkesin annesi var. Bu ebediyen anne-çocuk ilişkisi olarak süren bir ilişki değil ki. Nihayetinde 60 yaşında insanın da 80 yaşında annesi var. O şimdi “anne kuzusu” mu?

Bir devlet prodüksiyonu

Bunlara anlam yükleyerek HDP önüne gelmenin ve orada yetişkin, ergin, kendi kararını vermiş, üstelik de dağda ya da gerillada olup olmadıkları meçhul insanlar için partinin önüne yığılmanın doğrudan doğruya bir devlet prodüksiyonu olduğuna ne şüphe. Bu insanlar tercihleri oğulları ve kızlarıyla örtüşmeyen insanlar. Kendileri devlet ile başka bir politik ve duygusal bağa sahipler, çocukları öyle değil. Bunlar her evde, her zaman rastlanabilecek şeyler. Biz öğrenciyken de anne-babaları kendileri gibi düşünmeyen arkadaşlarımız vardı. Onlar da gelip çocuklarını tuttuğu yoldan döndürmek için iknaya çalışırlardı. Ama hepsi bu kadardı. Yarın askere alınabilecek, evlenebilecek, kendi başına bir aile kurabilecek olan insanlar üzerinde önceki kuşakların tahakkümünü sürdürmesinin iyi, güzel örnek olduğunu iddia etmek, bundan ahlakî bir sonuç çıkartmak kadar saçma bir şey olamaz.

Burada üzerinde durulmaya değer olan tek şey, gidenin de geride kalanın da yaşamına ya da ölümüne çatışmanın ve savaşın yön vermesi. Tam da bu nedenle HDP “savaş ve çatışma olmasa bunlar da olmazdı; bu çatışmaya bir çare, çözüm bulalım” dedi. Parti onlara “Peki tamam, geldiniz, buyrun biz de böyle düşünüyoruz haydi görüşelim” derken aldığı yanıt “Hayır sizinle konuşacak bir şeyimiz yok.” Yani esasen HDP’den bir talepleri yok. HDP’yle ayrı bir müzakere de yürütmüyorlar. AKP’nin psikolojik harekat merkezlerinde sahnelenmiş bir süreçte rol almayı ve acılı aile rolünü HDP önünde oynamayı seçiyorlar.

Utanç verici sahneler

Bölgede binlerce ailenin ziyaret edildiğini, çocuklarının dağda olduğuna dair istihbarat aldıkları kişilerin evlerine gidildiğini, HDP önünde toplanmaya davet edildiklerini biliyoruz. Bu kadar baskıya rağmen oraya 30-40 aile getirilebilmiş. Bunların kayda değer bir kısmı da çocukları gerillada olduğu söylenilen kişiler bile değil. Asker veya polis iken, çatışma ortamında PKK’ye esir düşmüş insanların aileleri. Bunların serbest bırakılması için araya girmek üzere HDP defalarca hükümete müracaat etti; ancak bunlar hoyratça geri çevrildi. Şu an gelmiş orada oturuyorlar, HDP ne yapabilir?

Utanç verici sahneler de yaşanıyor orada. Bakanlar geliyor, İçişleri Bakanı geliyor, AKP kabinesinin en sevimsiz ve saygı değmez üyeleri oradalar ve önünü kirlettikleri parti, meclisin üçüncü büyük partisi. Bölgedeki bütün belediye başkanlıklarını kazanmış, Diyarbakır belediye başkanı daha dün görevden alınmış partinin önünde “Evladımızı ver” faaliyeti yürütülüyor. Bütün olan bitene bakınca o gençler gerçekten denildiği gibi evlerini terk edip başka bir hayat arayışına çıkmışlarsa bunda hiç de haksız sayılmazlar. Örneğin, gençlerden biri hapishanede, dağda falan da değil. Annesi oraya getirilince o genç intihar girişiminde bulundu, ama orada toplananlar çocuklarını utandıran bir iş yaptıklarının farkında bile değiller ve dedikleri doğruysa eğer, çocukları dağdaysa çocuklarını ihbar da etmiş oluyorlar sonuçta.

Ortada çocuk yok, ortalık anne dolu

Olan biten, bu karmaşıklık içinde okunmayınca başta yine en kolay yola, annelik üzerinden duygudaşlık kurmaya yönelindi: “Onlar da anne.” Oysa annenin çocuklar için toplumsal ve doğal karşılığının olduğu bir çağ var. O çağ içerisinde bile çocuğun üstün yararı annenin yararını ve anne imgesini önceliyor. Önce çocuk! Fakat ortada çocuk yok, ortalık anne dolu. Bu kadar büyük bir paradoks karşısında bu kadar safiyane ya da çaresizce hareket edilmesini, “annelik” örtüsü altında HDP’yi kuşatma, kirletme faaliyetinin meşrulaşmasına yardımcı olmayı kabul edilmez buluyorum. Bu, toplum vicdanında da bir karşılık bulmadı.

Verdikleri rakamlar doğruysa, İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Temmuz 2015’ten bu yana  hava saldırıları ve kara operasyonlarda 7-8 bin insanı “etkisiz” hale getirdiklerini ilân ettiler. Bu kadar insana orantısız bir şiddetle kıyanların, henüz hayatta olanların ailelerini oraya toplayıp onların sağlık ve esenliği için içlerinin titrediğine inanmamızı kim isteyebilir bizden? HDP bununla ilgili olarak yapabileceğini yaptı. Daha fazla bir şey yapması gerekmez. Yapmak istese de elinden gelmez. Bu esasen, HDP’yi de rehin alma uygulaması bir yandan. Ailelerin yapacağı tek şey, barış çabalarına katılmayacaklarsa çocuklarının iyiliği için temennide bulunmak olabilir. Bu arada bugün evden çıkıp yarın geri gelmese kimseye hesap vermek zorunda olmayan insanları gelip HDP’den istemekteki tutarsızlık üzerine düşünmek için de fırsat bulabilirler belki.

Bu vesileyle ben PKK’ye bir rol düştüğünü düşünüyorum. Çünkü bu tartışmanın ister istemez tarafı oluyor. PKK, 2002’de yürürlüğe giren 18 yaşından küçüklerin silah altına alınmasını yasaklayan “BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol”ü benimsediğini ilan eder ve bunun icaplarını yerine getireceğini ilan ederse, HDP’ye yönelik bu komplonun dağıtılması da kolaylaşır.

HDP’nin kendisine yönelen bu saldırı karşısında durumu nedir? Nasıl göğüslemeyi planlıyor?

HDP’nin bu kuşatmaya karşı koyabilmesi için her şeyden önce olan bitenle ilgili daima sakin, güçlü ve açıklayıcı bir tahlilin partinin önünde duruyor olması lazım. Güçlü bir muhakeme olmaksızın HDP’nin diktatörlüğün inşa süreci önündeki en büyük engel olduğuna dair kendi hakkındaki bilinci olmaksızın bu süreci karşılayabilmek ve anlamlandırabilmek mümkün değil. Kimi zaman rejimin HDP’ye yönelik hamlelerinin bağlamı gözden kaçabiliyor ve onları anlamlandırmak için boşa geçen zamanda diktatörlük maalesef mesafe kat etmiş oluyor.

İkincisi, HDP bugün, Türkiye’deki diktatörlük inşa pratiğinin karşısında en kritik konumdaki güç olduğu için diktatörlükle mücadele eden diğer güçler bakımından da tayin edici önemde. Görünüşte HDP’yi korumak ve onunla dayanışmak için açık bir hamlede bulunmuyor olsalar bile, diktatörlük karşıtı herkesin gözü HDP’de. HDP’nin bu mesuliyetle gidişatın bütünü  bakımdan bu güçleri daimi olarak bilgilendirmesi, aydınlatması ve kendi tutumunu onlar nezdinde açık kılması ve müzakere etmesi lazım.

Üçüncü olarak ise özellikle gerçeklerin teşhir edilmesi bakımından kuru sözden ziyade hakikatlere, olgulara dayanan bir gerçekleri açıklama kampanyası sürdürmek gerekiyor. Bunu sürekli olarak, özellikle sosyal medya kanallarından duyurmak elzem. Parti, saldırıların zayıf noktasını, yumuşak karnını tespit ederek buna yönelik adımları bir noktaya yoğunlaştırarak atmaya devam etmek ve nihayet özellikle muhatapları arasında karar verici durumda olanları kendi tavrının doğruluğu ve sahiciliği konusunda ikna edecek verileri üretmek zorunda.

Kimi zaman bilinci ve zihni açık tutmak dışında, devletin elindeki imkânlarla başa çıkmak söz konusu olmayabilir; ama ben öyle görüyorum ki HDP’nin önemini toplum çok iyi kavramış durumda. Bu bağlamda da HDP’nin haklılık konumunu mutlaka koruması gerekir. Bugüne dek korudu; fakat kendisini belki daha çok ve daha iyi anlatması ve mümkün mertebe ilk akla gelen ve genel-geçer kavramlar yerine karşılığı uzun vadede alınabilecek ama sahici kavramlar üzerinden tartışmayı ve muhalefeti örmesi çok daha önemli.

Toplumun üzerine serilen genel ideolojik örtünün içerisinden değil de muhalefetin arayışlarının ifadesi olan bir yerden konuşmanın kısa vadede çok büyük değilse bile sonuçta sağlam bir etki yaratacağını ve HDP’yi bir zar gibi koruyacağını düşünüyorum. Göreli olarak diktatörlüğün güçlerinin, özellikle ikna gücünün giderek kaybolduğu, muhalefetin dilinin giderek güç kazandığı tespitimiz doğruysa bütün söylemi muhalefetin zekâsına ve gelecek arayışına özgülemek ve nihayet karşı tarafın inandırıcılığını yitirmiş söyleminin zaaf ve açmazlarını sergilemek, elimizde kalan en kuvvetli şeyi, yani sözü doğru kullanmak gerekir. Elbette hukuk yoluyla da haklarını korumaya devam etmek, olan bitenleri doğru ve dakik bir biçimde uluslararası kamuoyuna ve uluslararası kuruluşlara duyurmak da yapılması gereken diğer işler arasında.

Ancak şurası apaçık bir gerçek ki, HDP’yi demokrasiden başka hiçbir şey koruyamaz. HDP bütün gayretlerini demokratik kampın önüne geçmek üzere tasarlayıp uyguladıkça kendisini koruyacak koşulları ve imkanları kendi çabasıyla yaratmış olacaktır. Bu mücadelede HDP’nin stratejik ortağı zamandır. HDP diktatörlüğü yıkıma götüren zaman ve koşulları kendisini yeniden kurmanın fırsatları olarak değerlendirebildiği takdirde Türkiye’nin geleceğinde belirleyici, hatta çok belirleyici bir rol oynamaya devam edecektir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found