Hedef toplumsal muhalefet!

Fransa semalarında her cumartesi kenti kaplayan gaz, eylem alanlarında kopan eller, plastik mermi ile geri dönülmez sakatlanmalar neredeyse “Çalışma Yasası” yasasının gündeme geldiği 2016 yılından bu yana sistematik eylem müdahalesi haline geldi. Özellikle Sarı Yeleklilerin eylemlerinde daha görünür hale gelen bu durum aslında 2015 yılından bu yana uygulamaya konulan yeni yasa ve yönetmeliklerle yetkilendirilen polis ve onun uygulamaya çalıştığı güvenlik konseptiyle bağlantılı.

Aslında fiili olarak Fransa 2015 yılından bu yana OHAL koşullarında diyebiliriz. Bütün bunun kaynağı ise 2015 yılında Fransa’da yaşanan terör olayları ve ondan sonra yapılan gelişmelerle açıklanmıştı. İki yıl uygulanan OHAL uygulaması, terör tehditlerinin devam etmesi gerekçesiyle içeriği yasaya çevrilmiş, bu tarihten sonra aslında Fransa’da olağanüstü hal uygulaması kalıcılaşmıştı. Peki OHAL uygulaması neden Fransa’da bu kadar yerleşti? Ya da gerçekten tehdit olarak görülen teröre karşı mı yoksa toplumsal muhalefete karşı mı uygulanıyor, sorularının yanıtlanması gerekiyor.

2015 terörist saldırılarının ardından karar verilen olağanüstü hal, gösterilerin yasaklanmasını ve eylemcilerin adresinde zorunlu ikamet etmesini (elektronik kelepçe aracılığıyla) mümkün kılmıştı. Güvenlik adına, iktidar, hukukun üstünlüğü bir tarafa bırakarak, polis ve savcıların daha fazla yetkilerle donattığı dönemde bu tarihten sonra sistematik kazandı denilebilir!

Fransa’da olağanüstü hal için her ne kadar hep terör bahane edilse de, asıl olarak sosyal hareketlere karşı kullanıldığı biliniyor. OHAL’in ilk uygulamaya konulduğu tarih Cezayir direnişçilerini Fransa’da destekleyen muhalefetin bastırılmak istendiği 1955 yılı. O dönem birçok muhalifin düzenlediği eylem yasaklanmış, toplu tutuklamalar, hatta ölümler yaşanmıştı. Bu tarihten sonra Fransa’da ikinci OHAL uygulaması, 2015 yılında DAİŞ’in gerçekleştirdiği saldırılar sonrası devreye girse bile, OHAL aslında fiili olarak 2005 yılında Banliyö İsyanları diye tarihe geçen yoksul gençlerin banliyölerdeki isyanı sırasında Sarkozy İçişleri Bakanı olduğu dönem devredeydi. Özetle Fransa aslında her durumda toplumsal muhalefeti bastırmak için sistematik olarak fiili ya da resmi OHAL’i uygulamış diyebiliriz.

2015’ten sonra peki neler oldu? İlk olarak COP21 İklim Zirvesi karşıtı çevreci eylemlerin yasaklanmasıyla aslında OHAL işlevini görmeye başladı. DAİŞ terörüne karşı alınan bir karar olmasına karşı asıl olarak toplumsal muhalefete karşın, eylem yasakları ve yapılan eylemlere müdahale biçimi ve tutuklamalar bir sistematik kazandı. Devamında önce “Çalışma Yasası” ardından demiryolları grevlerine karşı sınırsız güç kullanımına, eylemlere sert müdahalelere, tutuklamalara, telefon dinlemelerine, muhalefetin her türlü kuşatma altına alınmasına tanık olduk. Bütün uygulamalara bakıldığında, devletin teröre karşı dediği şey aslında toplumsal muhalefetin ta kendisiydi.

Terörizmle mücadele için planlanan bir mevzuatın, politik aktivistlerin ifade edilme ihtimalini bastırmak veya sınırlamak için nasıl kullanıldığının somut örnekleri saymakla bitmiyor.  Bugünkü manzaranın temeli ise asıl olarak Ekim 2001’de, 11 Eylül saldırılarından bir ay sonra dönemin İçişleri Bakanı olan Daniel Vaillant’ın hazırladığı terörle mücadele için bir pakete dayanıyor. Bu dönem paket bütünüyle kabul edilmese de Fransa’da hakimler ve yargının birçok yetkisi yavaş yavaş savcı ve polislere doğru akmaya başladı. Örneğin savcının polise, herhangi bir sebep gerekmeksizin, belirli bir alanda  olan kişilerin kimliklerini kontrol etme yetkisi vermesine izin verilmişti. 2001’de sokak aramaları konusunda genişletilen durum bu kez 2015’de ev aramaları, dinleme ve izleme süreçlerini içerisine aldı. Fransa’da OHAL uygulamasına kadar polis görev dışında silah taşıyamıyor, ev ve iş yeri aramaları, izleme ve dinlemeleri ancak hakim kararıyla yapabiliyordu. Ama OHAL’in çıkması ve devamında yasalaşmasıyla bu yetkilere sahip olan bir polis var karşımızda.

Sokakta, insanları ve araçları arama daha çok şüpheli durumlarda gelişirken bu kez Sarı Yeleklilerin eylemleriyle birlikte, 2001 yılından 17 yıl sonra, 8 Aralık Cumartesi günü tüm ülkeye yayıldı. Başta Paris olmak üzere 90 bin polis sabah 05.00’ten itibaren saatlerce tüm geçiş noktalarında üst ve araba araması gerçekleştirdi. Cumhuriyet Savcısı, aynı şekilde Polise “Önleyici” tutuklamalar yetkisi verdi. Sabah kontrol edilen binden fazla kişi kontrol sonrası gözaltına alındı.  Devamında öğrenci eylemlerine karşı çocukların okul bahçesinde sıkıyönetim koşullarını andıran bir manzara içerisinde ellerinin enselerinde tutulduğu görüntü, ardından eylemlerdeki kanlı manzara! Bütün bu uygulamalarla, yeni inşa edilen terörle mücadele yasa ve yönetmeliklerinin asıl hedefinin toplumsal muhalefet olduğunun altı bir kez daha kalın bir çizgiyle çiziliyordu!

Olağanüstü hal, devlet yasası haline geldiği günden bu yana polise tanınan yetkilerle önce COP21 karşıtı eylemler sonra, “Çalışma Yasasına” karşı çıkış eylemleri, şimdi de Sarı Yeleklilerin eylemleri ile adeta bir savaş alanına dönüştü. Devamında Fransa’da bir hak olan gözaltına alınma sürecinde avukatsız sorgunun yapılamaması adeta hiçe sayıldı, polisin avukatsız sorguladığı yüzlerce kişi tutuklandı. Adaletten, hukuktan dem vuran Fransa’daki yargıçlar, yetkilerinin kısıtlandığı, polis ve savcıların bu süreçte kazandığı yeni yasal haklarla hukukun baskı altında olduğunu ifade ederken, avukatlar savunma hakkının sınırlandığını belirtiyor. Bu manzara içerisinde asıl önemli gerçek ise, terör adı altında çıkan bütün yasa, uygulama ve yönetmeliklerin ilk hedefinde olanların toplumsal muhalefetin ta kendisi olması!

Yazarın diğer yazıları