Hem devlete hem PKK’ye uyarıymış…

Akademisyenlerin bildirisinden sonra kopan fırtına, bildirinin içeriğinden ziyade, bildiride belirtilenlerin, bu kadar açık yüreklilikle ve cesaretle söylenmiş olmasından kaynaklanıyordu.

"Ama"lardan, "fakat"lardan, "diğer yandan" demeye gerek duyulmadan hazırlanmış olmasından… 

Diktatör ve adamlarının bu kadar hiddetlenmesinin nedeni de gerçeğin bu kadar açık, yalın ve topluca dile getirilmiş olmasıydı.

Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti, Kürt halkını düşman ilan etmiş ve 24 Temmuz 2015’te bu şavaşı fiilen başlatmıştır. Start mermisi Tayyip Erdoğan’ın, "Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır" sözleri ile atılmıştır. 

Halen süren savaşın Sırp-Bosna savaşı, İsrail-Filistin savaşından hiçbir farkı yoktur.

Akademisyenler ve aydınlar, bu savaşın nasıl yürütüldüğünü ve yarattığı yıkımı gördükleri için bildiri hazırladılar ve yayınladılar.

Bildirinin etkisi ve gücü hem iktidarı, hem iktidar yandaşlarını korkuttu.

Erdoğan diktatörlüğü, orta ölçekli bu depremin şiddetlenmesi ve artçı depremlere yol açma korkusu ile, peş peşe açıklamalarla, bildiriyi imzalayan akademisyenleri aydın olmamak ve vatan hainliği ile suçladı.

Bu geri adım attırma ve nedamet getirtme harekatını hala Erdoğan, Davutoğlu, havuz medyası ve YÖK sistematik bir şekilde sürdürüyor.

Türk devleti bugün tankı, topu, zırhlı birlikleri ve ordusuyla, Kürdistan’da yürüttüğü kirli savaşı gözlerden saklamak için mazeret ve gerekçeler bulmak zorundadır. 

Erdoğan ve destekçilerinin yegane argümanı PKK’nin kınanması, böylece devlet terörüne meşruiyet kazandırılmasıdır.

Tam da bu nokta bir kısım aydın-yazar Erdoğan’ın ve AKP’nin imdadına yetişmiş; 1128 aydının bildirisi dışında ikinci bir bildiri yayınlamışlardır.

Bu bildiride devlete söylenenlerin, 1128 aydının belirttiklerinden fazla hiçbir yanı yoktur. Bildiride tek bir yenilik(!) vardır. Bu "yenilik" Erdoğan’ı ve AKP’yi rahatlatan ve devletin Kürdistan’daki savaşını "meşrulaştıran" bir niteliktedir. Bildirinin son maddesine yedirilmiştir ama bildirinin gerekçesi, mantığı ve esası da bu son maddedir.

"PKK ise Kürtlerin imha edilmesi politikasıyla mücadele ederken kör teröre kayarak sivillere zarar veremez, kendi halkını çaresiz bırakamaz, iktidara daha büyük baskı uygulama bahanesi yaratamaz" sözleri, bildiricilerden önce değişik kesimlerce dile getiriliyor zaten.

Bu son maddede ifadesini bulan "uyarı"lar, son kırk yıldır Kürdistan’daki devlet terörünün de esas gerekçesidir.

Sömürgeci ve işgalciliği şüphe götürmeyen, günümüzde de imha-inkar ve asimilasyon politikasında ısrar eden devlete bu sıkışmışlık anında sunulmuş en büyük destektir.

Ankara bildirisini imzalayanlar -bazı isimlerin her iki bildiride de imzası olmasına rağmen- bu yan çizme stratejisi ile iki mesaj vermiştir:

1. Biz 1128 aydınla aynı fikirde değiliz.

2. Biz sadece devleti değil, PKK’yi de uyarıyoruz.

Sorun da bu ya…

Devleti ve PKK’yi aynılaştırmak.

Vicdan sahibi 1128 aydının, o eksiksiz ve mükemmel bildirisine doğrudan, çekincesiz destek sunmak yerine; "ama", "öte yandan", "fakat" diyerek yan çizme yolu tercih edilmiştir.

Çok tekrarlandı ama Türk aydınının kabul etmekte zorlandığı o gerçeği bir kez daha söyleyelim; Türk devleti Kürdistan’da sömürgeci ve işgalcidir. PKK ise bu işgalciye karşı mücadele eden meşru halk hareketidir.

Bir de…

Ankara bildirisini imzalayanların kendileri, yazı ve konuşmalarında Erdoğan’ı diktatör, AKP’nin inşa ettiği rejimi despotizm diye nitelemektedir.

O halde diktatörlüğe ve diktatörlüğe karşı savaşanlara "aynı uzaklıkta durmak" ikisine aynı bildiri ile uyarılarda bulunmak nasıl bir mantığın sonucudur? 

Kısacası ikinci bildiri, Erdoğan ve AKP’nin dayatması ile ortaya çıkmıştır ve ilk bildirinin sulandırılmasından başka bir işe de yaramamıştır.

Yazarın diğer yazıları