Hem koalisyon önermiyor hem de şişman herkesten

Davutoğlu koalisyon turlarının üçüncüsünü HDP Genel Merkezi’nde tamamladı.

HDP’nin kapısını “koalisyon” için çalmadı. Ama “nezaketen ya da usulen çaldık” da demedi. Şu anda Türkiye ve bölge açısından, koalisyon kurmaktan çok daha önemli bir sorunu konuşmak için çaldı. Koalisyondan da önemli olan sorun “çözüm sorunudur”. Bu sorun ele alınmadan, bu konuda partiler arasında mutabakat sağlanmadan hiçbir hükümet modeli beş para bile etmez.

O nedenle Davutoğlu’nun HDP ile yaptığı görüşme hiç kuşkusuz çok önemlidir. Ve kapı “usulen ya da nezaketen” çalınmadığı için de, yerinde bir görüşme olmuştur. Hükümet kurulana kadar Davutoğlu, hükümet kurulduktan sonra da koalisyon ortakları HDP ile konuşmadan “tek bir adım” bile atmamalıdır.

Davutoğlu, HDP ile yaptığı görüşmeden sonra, adaplı bir üslupla konuştu. Kendisine tavsiyem, böyle konuşursa, Erdoğan’ı taklit etmenin getirdiği “hafiflikten” kurtulur.

Konuşmasının içeriğine gelince… Şu sözlerin üzerinde duralım: “Biz söyleriz ama onlar dinlemezler. Onlar dinleyene kadar söylemeye devam etmeniz gerekiyor. Süreç devam edecekse etkili olduğunuz varsayılır. Etkiniz yoksa görüşmelerin anlamı ne? Etkiniz yoksa sürece hangi yolla katkıda bulunacaksınız? Biz dörtlü parti olarak hep birlikte çağrı yapacaksak, buradan da çağrıda bulunayım; bizler demokratik standartın en üste çıkması için hazır olduğumuz ama terör ve şiddet içeren müdahaleye karşı ortak tavır alacağımızı bildirir diye bir deklarasyon imzalayalım.”

“Hoca” aletsiz konuştuğu için biraz karışık olmuş. Şunu demek istiyor: Demirtaş, “Biz silah bırakın desek bile bizi dinlemiyorlar” demiş; Davutoğlu bu durumda “Madem etkiniz yok sizinle görüşmemizin anlamı ne” diye soruyor. Ardından da HDP’yi diğer üç partiyle her türlü “teröre ve şiddete” karşı ortak bir deklarasyon imzalamaya çağırıyor.

Elbette burada mesele “HDP’nin silahsızlanın çağrılarını” PKK’nin “dinleyip dinlememesi” değil. Bunu Davutoğlu da biliyor. Bu şartlarda ne devlet, ne AKP, ne de HDP, “bir çağrıyla” PKK’yi “silahlandıramaz.” Sizin HDP’yle masaya oturma mecburiyetiniz, HDP’nin “PKK üstünde, onu silahsızlandıracak bir etkiye sahip olmasından” ötürü değil. Siz HDP’yle masaya, PKK’nin “silahsızlanması için gerekli adımları tartışmak ve bu konuda mutabakat sağlamak” için oturmak zorundasınız.

Aklı başında hiç kimse, “PKK’nin ve Öcalan’ın onaylayacağı böyle bir mutabakat olmadan” PKK’ye “silahsızlan” çağrısı yapmaz, yapamaz, yaparsa üç kuruşluk bir sonuç bile alamaz; çünkü:

Silahsızlanmış PKK’nin silahlı Türk devleti tarafından tasfiye edilmeyeceğine dair ortada ne gibi bir güvence var? PKK’nin silahsızlanmasından sonra Kürt sorununun çözüleceğine dair ne gibi bir garanti var? PKK silahsızlandıktan sonra AKP’nin “ben çözümden de demokrasiden de vazgeçtim” demeyeceğine bizi kim inandırabilir? PKK silahsızlandıktan bir gün sonra korucuların kendilerine karşı olan Kürtlerden intikam almayacağını, onların mallarına, canlarına ve ırzlarına saldırmayacağına kim kefil olabilir? PKK’nin silahsızlanmasından bir gün sonra, Efkan Ala’nın polisleri tarafından on bin erkek, on bin kadın, on bin çocuk “KCK’lidir” diye tutuklandığında buna karşı Kürtlerin elinde ne gibi bir direnme imkanı kalacaktır? Silahsızlanmanın ertesi günü, MHP’yle birlikte HDP’nin “terör örgütünün uzantısı” iddiasıyla dağıtılması yönünde girişimlere karşı halk ne yapacaktır? PKK silahsızlandıktan üç dakika sonra TSK’nın Rojava’ya girmeyeceğine dair hangi AKP’li yemin edebilir? PKK silahsızlandıktan üç saniye sonra, Amed’deki ilk mitinge polis güçleri gerçek mermilerle saldırıp, yüzlerce insanı şehit ettiği zaman, bu zulme karşı kim yanıt verecektir? Bir şey daha eklemek gerekir: PKK silahsızlandıktan hemen sonra, İmralı’daki “canilerden” birisinin PKK Önderi’nin canına kast edip etmeyeceğine dair Davutoğlu Kürt halkına ve insanlığa hangi garantiyi verebilir? 

Evet. Sırrı Süreyya’nın dediği gibi, insanlar anlaşamadıklarıyla müzakere ederler; anlaştıklarıyla muhabbet… AKP HDP’yle yukarıdaki soruları tartışmaya başlasın bakalım…

Yazarın diğer yazıları