Hepimiz suçluyuz

Konu ‘kadın’ olduğunda tema alanında hiç sıkıntı yaşanmaz. Taciz, tecavüz, tehdit, şiddet, ayırımcılık, sömürü ve hatta cinayete kadar birçok şeyi her boyutuyla konu yapmak mümkün ne yazık ki.

Nihal, Ayşe, Pınar, Selma, Güler, Zeynep, Cemile… Adı, sanı, yaşı, başı farketmiyor. Bölge ya da mekan farketmiyor. Tabanca, tüfek, bıçak… Suç aleti farketmiyor.

Alın size bir sonuç: Son bir ayda 36 cana kıydı erkekler. 2019 yılının ilk 10 ayında 390 kadının katledildiği ifade ediliyor.

Her ay yayınladığı kadın cinayeti, cinsel şiddet, çocuk istismarı raporları için verileri toplayan, toplanan veriler doğrultusunda raporlama yapan ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıkladığı Ekim ayı raporuna göre, bir ayda 36 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

Aslında “Kadın cinayetleri” demek bu vahşete az geliyor. Neredeyse bir cins kırımı yaşanıyor artık.

***

Sorun biraz da aynada, aynaya bakabilmekte belki. Herbirimiz, bir yandan kadına kutsallık atfeden, diğer yandan olmadık şiddeti ve vahşeti reva gören ikiyüzlülüğün özneleriyiz bir bakıma. Kaçışın adı adresi belli: ’ne de olsa ataerkiliz.’

Kadına yönelik şiddet deyince çoğumuzun aklına esas olarak, kaba dayak ve cinsel şiddet gelir. Oysa konu sadece fiziksel şiddetle sınırlı değildir

Psikologlara göre şiddet piramidinin en tepesinde kadın cinayetleri, aşağıya doğru cinsel, fiziksel ve sözel şiddet, mağduru suçlama, ayrımcılık, nesneleştirme/ insanlıktan çıkarma, katı geleneksel roller, tabanda ise ırkçı, cinsiyetçi nefret dolu aşağılayıcı dil ve şakalar yer alıyor. Yani masum gibi görünen şakalar ve fıkralar sonunda ölüme kadar gidebilen yolun ilk basamakları, şiddete neden olan zemini oluşturabiliyor.

Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nin maddeleri ve Dünya Sağlık Örgütü şiddeti; yakın bir ilişkide fiziksel, psikolojik ya da cinsel hasara yol açan her tür davranış olarak tanımlamıştır. Bunların içinde: Tokat atma, vurma, tekmeleme ve dövme gibi fiziksel saldırı fiilleri. Sindirme, sürekli küçük düşürme ve aşağılama gibi psikolojik taciz. Cinsel ilişkiye zorlama ve öteki cinsel zor kullanma biçimleri, bir kimseyi ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaştırma, hareketlerini gözleme ve bilgi ya da yardıma ulaşmasını kısıtlama gibi çeşitli kontrol edici davranışlar da sayılmaktadır. Ancak ne yazık ki şiddet deyince sadece fiziksel saldırı fiilleri olarak algılanmaktadır.

***

Vahşetin, şiddetin ve buna karşı direnişin en derininin yaşadığı coğrafyada yaşananlara karşı kadınlara dayanışma çağrıları yapıldı. Bu çağrı iktidara, devlete, sisteme ve her türden erkek erkine karşı bir isyan çağrısıydı.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, kadınlar günler öncesinde alanlara çıkmaya başladılar. Eylem ve etkinlikler devam ediyor.

Ayrıca “Değişim ve özgürlük İçin Sen de Ayağa Kalk” sloganıyla başlattıkları altı aylık kampanyanın Kasım ayı temasının kadına yönelik şiddetle mücadele olduğunu söyleyen kadın örgütleri iktidarın kadın kazanımlarını yok etmek için tüm mekanızları devreye koyduğunu, belirterek: “Geçen sene yürütmemişlerdi. Ama bu sene biz tekrar Taksim Tünel’de olacağız.” Diyorlar.

Kadınların verdikleri mücadeleler sonucu, son dönemlerdeki kadın cinayetleri davalarında, faillerin çeşitli bahaneler öne sürerek indirim almaya çalışmalarına rağmen; mahkemeler tarafından indirimlerin sınırlandığı gözlenmektedir. Kadın cinayeti davalarında hızlı ve adil yargılamanın yapılması, indirimlerin sınırlanması elbette ki olumlu bir gelişmedir. Ancak, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadın cinayetlerinin durdurulması için İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Koruma Kanunu kapsamında tüm önleyici ve koruyucu tedbirlerin uygulanması kadınların hayata tutunabilmesi için büyük önem taşımaktadır.

Kim olursak olalım. Bu vahşete karşı durmuyor, üç maymunu oynuyorsak hepimiz aynı vahşetin failleriyiz bir bakıma. O tokatta ya da o tetikte bizim de parmak izimiz var demektir.

Ara sıra bakalım. Ayna yalan söylemez.

izgö[email protected]

Yazarın diğer yazıları