HEP’ten HDP’ye demokrasi mücadelesi

Halkın Emek Partisi(HEP)’in 1990 yılında kurulmasından bu yana neredeyse otuz sene geçti. İlk günden beri ağır saldırılara uğrayan HEP’in Diyarbakır il başkanı Vedat Aydın kaçırılıp katledildi. HEP’in üçüncü yılında kapatılmasından sonra HEP’in devamı sayılabilecek nice parti kuruldu ve kapatıldı. Bu partilerin üye ve yöneticileri ya zindanlara atıldı ya da mezarlıklara. Hatta mezarlık bile bulamadan kaybedildiler. Çünkü ırkçı-sömürgeci faşistlere göre suçları çok büyüktü. Bölücülük yapıyorlardı.

Şimdi sıra HDP’ye gelmiş gibi görünüyor. Erdoğan ve destekçileri başlangıçta siyasi çözüm lafları ederken sonra yeniden eski inkar ve imha siyasetine sarıldılar. Dışa yönelik işgal politikalarının yürütülebilmesi için içeride herkesin susturulması gerekiyor. Bu konuda da ilk hedefin HDP olması kaçınılmaz.

7 Haziran 2015 seçimlerine “Yeni yaşam“ projesiyle katılan HDP barajı aşarak güçlü bir biçimde meclise girdi. Erdoğan’ın tek adam-tek parti diktasına son vererek siyasi çözümün önü açılmıştı. Ama halkın iradesini tanımayan Erdoğan ve onu destekleyen demokrasi düşmanı darbeciler seçimleri iptal edip yenileme kararı aldı. 1 Kasım’da yapılan seçimleri de güya Erdoğan kazandı. Böylece siyasi çözümün önü kapatılıp darbelerle imha ve savaş süreci başladı. Dönemin başbakanı Davutoğlu’nun da bugün itiraf ettiği gibi 7 Haziran-1 Kasım arasında olup bitenler açıklığa kavuşursa Erdoğan-Bahçeli ve suç ortakları insan içine çıkamaz.

HDP’nin tek suçu bu değil elbette. 1 Kasım sonrasında da bütün baskılara, zulme direnerek varlığını sürdürdü. Eşbaşkanları, birçok yöneticisi ve belediye eşbaşkanları zindana atılmasına rağmen 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde HDP “Kayyımları geri göndermek ve metropollerde AKP-MHP diktasına kaybettirmek“ hedefine kilitlendi. Seçimde büyük başarı kazandı. Darbeci diktanın geneldeki yenilgisinden sonra yerel seçimlerde uğradığı büyük bozgun eteklerini tutuşturdu. Diktatörlüğün karizması bu ikinci bozgunla bir daha ve iyice çizildi. AKP-MHP şefleri ve besleme medyaları yıkılma korkusunu iliklerine kadar hissetti ve titremeye başladı. Ama titredikçe kendilerine dönmek-gelmek yerine kendilerini iyice kaybediyorlar. Kendilerine oy vermeyen halkı cezalandırmak ve susturmak istiyorlar. İşte HDP belediyelerine ikinci defa el koyup yeniden kayyım göndermeleri bundandır.

Şimdi AKP-MHP şefleri ve emirlerindeki saray soytarıları 24 saat her yolla HDP’ye saldırıyor. HDP’yi kapatamadıkları için amaçları HDP’yi seçime giremez, girse de barajı aşamaz hale getirmektir. Böylece olası bir baskın seçimde yeniden çoğunluğu garanti etmek istiyorlar.

AKP-MHP çetesi tarihten hiç ders almamış. Hepimizin içinde yaşadığı son otuz seneden ders alsalar, Kürt sorunu çözülmeden, demokratikleşme gerçekleşmeden alışılmış inkar ve imha yöntemleriyle hiç bir sorunun çözülemeyeceğini anlarlar.

Zaten Erdoğan tek tek dedikçe kendi partisi bile kırk parça oldu gitti. MHP de daha iyi bir durumda değil. Suç ortağı olan iki parti de dağılıyor.

Halkın bütün kaynaklarını işgale, savaşa ve imhaya harcıyorlar. Bu da içeride yokluk, yolsuzluk, soygun, işsizlik, pahalılık, açlık ve ölüm demektir.

Artık kahramanlık, fütuhat ve kabadayılık edebiyatı Erdoğan-Bahçeli diktasının bozgununu, pisliklerini örtemiyor. Besleme medya bile kar etmiyor.

Deprem sırasında vatandaşa toplanma-sığınma alanı kalmamış. Hepsi de “çal-çırp-yap-sat“çı yandaşlara rant olmuş. Ama Erdoğan BM’de bütün dünyaya posta koyan büyük şef rolünü oynuyor. Etrafında kendisine gerçekleri söyleyecek hiç kimse kalmamış.

Erdoğan-Bahçeli diktasının miadı dolmuştur. Önemli olan demokrasi güçlerinin yeni bir seçenek oluşturabilmesidir. Bu da HDP’nin susturulmasıyla olmaz. En çok da HDP ve tüm muhaliflerin konuşması gereken bir döneme girdik. HDP ve demokrasi güçleri konuştukça sabahtan akşama her gün halka hakaretler, tehditler savuran tek şefin sesi kısılacak ve duyulmayacaktır.

Gün bütün demokrasi güçlerinin birleşmesi ve mücadeleyi yükseltmesi günüdür.

Yazarın diğer yazıları