Her alanda hamle içinde olacağız

 “15 Şubat Uluslararası Komploya karşı 22. yıl mücadelesini ele alıyoruz, planlıyoruz, örgütlüyoruz ve yürütüyoruz. Komploya ve tecride karşı 22. yıl mücadelesi olarak kapsamlı bir direnme hamlesi geliştiriyoruz. Bunu giderek her alanda daha çok somutlaştıracağız ve yaratıcı yöntemlerle uygulayacağız. İmralı tecrit sistemini kırıp komployu 22. yılda daha büyük yenilgilere uğratacağız.’’

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, 15 Şubat Uluslararası Komplo ve tecride karşı kapsamlı bir direnme hamlesi geliştirdiklerini; her alanda daha çok somut ve yaratıcı yöntemlerle uygulayacaklarını söyledi. Söyleşinin son bölümünde Kalkan, ‘’Çok yönlü bir direniş geliştireceğiz’’ dedi.

‘’Uluslararası komplonun saldırıları karşısındaki direnişin zayıf kalması, komplonun engellenememesinde hiç kuşkusuz ‘Yetersiz Yoldaşlık’ biçiminde tanımlanan düşünsel ve pratik hata-eksikliklerin payı büyüktür. Yoksa 15 Şubat komplosu engellenemez değildi. Başarısız kılınamaz değildi. Nitekim en tehlikeli olan 9 Ekim komplocu saldırısıydı. O boşa çıkartıldıktan ve süreç uzatıldıktan sonra komplo gerçeğini anlamak ve ona karşı örgütlü bir direnişi etkili bir tarzda geliştirip sonuç almak zor değildi. Önder Apo Rusya’dayken bu yönlü kısmi gelişmeler olsa da Rusya yönetiminin çıkarcı ve işbirlikçi tutumu bu noktada çok etkili olmadı. Fakat Önder Apo Avrupa’nın içine girip Roma’ya gittikten sonra durum iyice değişmişti. Aslında uluslararası komploya çok ağır bir darbe vurulmuştu. İstese de istemese de Avrupa Birliği Kürt sorununun çözümünün içine çekilir hale getirilmişti ki zaten kendisinin yarattığı bir sorundu. Önder Apo da Avrupa’nın merkezlerinden biri olan Roma’ya girerek Avrupa siyasetine, ‘yarattığın bu sorunu çöz’ demişti. Çözebilmesi için çok büyük bir fırsat ve şans da yaratmıştı. Dolayısıyla uluslararası komplo ciddi bir darbe yemişti. Komploya karşı mücadele tanımlanmış ve etkili bir biçimde geliştirilir olmuştu. Bu da güçlü sürdürülebilir, 15 Şubat komplosu önlenebilir, uluslararası komploya karşı mücadele başka bir seyirde geliştirilebilir ve komplo daha erkenden ve daha güçlü aşılabilirdi, yenilgiye uğratılabilirdi.

Komplo önlenebilirdi

İşte bütün bunların gerçekleşmemesi ‘yetersiz yoldaşlık’ dediğimiz hata ve eksikliklerden kaynaklıdır. Önder Apo buna dikkat çekti ve bunu da sorumlu kıldı. Uluslararası komplo bunların tanımı oluyor. Bir tarafta komployu kararlaştıran ve uygulayan ABD öncülüğündeki küresel kapitalist modernite sistemi var. Onun iktidarcı-devletçi güçleri var. Onun KDP-YNK gibi devlet olmayan çeşitli kurumları, örgütleri var, partiler ve benzeri güçler var. Bir de Kürt varlık ve özgürlük mücadelesini doğru ve etkili yürütemeyen yetersiz devrimcilik de bunun bir parçası, zaten bunun için uluslararası komplo deniyor. Neredeyse dünyada var olan bütün ideolojik ve siyasi güçleri içine alıyor. Şu veya bu düzeyde her türlü siyasi akımın komploda oynadığı bir rol var. Bunların hepsini iyi görmemiz lazım. Uluslararası komployu sadece bazı devletlerin saldırısı olarak değerlendirmek darlık ve yetersiz bir bakış açısı olur. Özeleştirel yaklaşmak gerekiyor. Komplonun önlenememesinde  hata ve eksikliklerin belirgin payı vardır. Bu ciddi bir durumdur. Çok ciddi ve derinlikli bir eleştiri-özeleştiri yaklaşımı gerektiriyor. Bunu Kürt varlığı ve özgürlüğü adına hareket eden tüm güçler yapabilmelidir. Özellikle buna öncülük iddiasında olanlar yapmalılar. PKK kadro ve sempatizanlarının eleştirel-özeleştirel yaklaşımı mutlaka olmalı, hem de çok derinlikli, bütünlüklü ve sonuç alıcı temelde olmalıdır. Önder Apo iliklerine kadar hissetmek diyordu. Demek ki iliklerine kadar hissetme durumunda zayıflık vardır.

Buradan baktığımızda gerçekten de çok sığ, dar bir bakış açısı ve zihniyetin Kürt sorununa, dolayısıyla soykırımcı saldırılara ve onlara karşı mücadeleye yaklaşım içerisinde olduğu görülebiliyor. Bu nedenle görev ve sorumlulukların bilincine derinliğine varılamıyor. Önder Apo ‘bunun için doğru karar alamıyorsunuz, yaratıcı olamıyorsunuz, tarzınız, üslubunuz zaferi getirmiyor’ dedi. Aslında pratikteki bu hata ve yetersizliklerinin altında dar, yüzeysel, yanılgılı anlayışlar yatıyor. Bu gerçeği görmek lazım. Demek ki, Kürt sorunu yeterli anlaşılamamış, onun özü olan soykırım ve ona karşı mücadelenin bilincine bütünlüklü ve yeterli varılmamış. Onun için etkili, doğru, sonuç alıcı mücadele edilememektedir.

Komplo sürecindeki yanılgılar

Diğer yandan aslında komplo sürecinde de birçok yanılgı yaşandı. Önder Apo Kürt sorunun demokratik siyasi çözümünü gerçekleştirmek için Avrupa’ya çıkmaya karar verdi. Avrupa üzerinden Türkiye’yle Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü gerçekleştirecekti. Fakat bu yönelim içerisindeki ilişkileri buna tam uygun değildi. Yunanistan’da, Rusya’da daha çok milliyetçi çevrelerle ilişkili olundu, PKK adına geliştirilen ilişkiler o çevrelerleydi. Bunlar görünüşte Türk düşmanıydılar ama her an TC devletiyle çıkar anlaşması yapmaya hazırdılar. Nitekim Önder Apo üzerinden hem Yunanistan devleti hem de Rusya devleti Türkiye’yle anlaştı. Önder Apo’ya destek olduğu söylenen güçler anlaşmaya vardılar. Önder Apo üzerinden maddi çıkar sağladılar, pazarlık yaptılar. Bir yandan sözde çok düşman gibiydiler, ama arkadan uzlaşabiliyorlardı. Demek ki şöyle düşünmek doğru değildir; yani Mao’nun ‘düşmanımın düşmanı benim dostumdur’ ilkesi Kürdistan’da tam geçerli değildir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi gerçekten derin bir ideolojik harekettir. Dar, siyasi yaklaşımlarla başarıya götürülemez, doğru yürütülemez. Onun için soruna ideolojik yaklaşmayan, dar siyasi yaklaşım içinde kalanlar iki adım bile atamazlar, zaten atamıyorlar da. Her ne kadar bir ideolojik tutum sahibi gibi tanımlasa da aslında Mao bile öyle bir savaş ilkesi tanımlayarak politik-askeri durumu ne kadar öne çıkarırken, ideolojik tutumu geride tuttuğunu ortaya koyuyor. Kuşkusuz 90’lı yıllarda, direniş sürecinde topyekûn faşist-sömürgeci saldırılara karşı hareketimiz zorlanmıştı. Gerilla direnişini sürdürebilmek için tüm gücünü seferber ettiği gibi, birçok ilişki ve ittifaka da ihtiyaç duyuyordu. İşte derinleşen savaş söz konusu ilkenin Kürdistan’da da uygulanabileceği eğilimini ortaya çıkardı.

Kuşkusuz aradan geçen 21 yıllık süreç önemli bir bilinçlenme ortaya çıkardı. Mevcut durum eskisi gibi değildir. Fakat gelişmeler de, süreç de eskisi gibi değildir. Yeni durumlar ve yeni gelişmeler var. Sömürgeci-soykırımcı güçler de yeni yeni saldırılar ortaya çıkarıyorlar. Dolayısıyla söz konusu hata ve eksikliklerin aşıldığını söylemek kuşkusuz doğru olmuyor. Geçmişte yaşananlar bilince çıkarılmıştır, çözümlenmiştir, yanlış olanlara önemli ölçüde yanlış denebilir hale gelinmiştir. Ama yeni durumda ortaya çıkan saldırıları, sorunları yeterince anlama, çözme, onlara karşı doğru mücadele etmede yine geçmiştekine benzer hata ve eksiklikler ortaya çıkabilmektedir. Bu anlamda da zayıflıklarımız var. Hem de ciddi düzeyde hata ve eksiklikler yaşanıyor. Biz bunları tartışıyoruz, aşmak için büyük bir çaba içerisindeyiz. 15 Şubat komplosunun 21. yıldönümü vesilesiyle tüm parti kadroları, parti öncülüğü olarak kendi durumumuzu kuşkusuz daha derinden eleştirel-özeleştirel bir sorgulamaya tabi tutacağız. Komployu, komploya karşı mücadeleyi daha derinden çözümleyeceğiz. Hata ve eksiklikleri daha doğru ve yeterli bir biçimde görüp nedenleriyle birlikte aşarak uluslararası komploya karşı 22. yılda çok daha güçlü ve başarılı mücadele yürütür hale kendimizi getireceğiz.

ANF/BEHDİNAN


Belçika Yargısı komployu mahkûm etti

Belçika yargısının, PKK terör örgütü değil, silahlı bir güçtür ve yaşanan savaşın bir tarafıdır biçiminde aldığı son karar kuşkusuz çok önemlidir. Aslında bir süredir alt mahkemelerde alınan bu yönlü kararları Belçika Yargıtay’ı sonuçlandırmış oluyor. Böylece Avrupa’nın merkezinde, NATO’nun örgütlendiği sahada böyle bir hukuki kararın alınmış olması tüm Avrupa açısından da önemli ve etkileyici oluyor. Aslında Belçika Yargısının verdiği karar 15 Şubat komplosunun mahkûm edilmesi olmuştur. Çünkü Önder Apo’ya yöneltilen komplocu saldırıların tümü terör örgütünün kurucusu ve yöneticisi olma iddiasına dayanmaktadır. Buradaki terör örgütünden kast edilen de kuşkusuz PKK’dir. 21 yıldır Önder Apo’ya bu temelde saldırılıyor. Uluslararası komplo bu anlayış ve karar doğrultusunda örgütlendirilip yürütüldü. İmralı işkence ve tecrit sistemi NATO tarafından bu karar doğrultusunda ortaya çıkarıldı ve günümüze kadar sürdürüldü. Önder Apo’ya dönük tüm suçlamalar terör örgütü kararına dayandırıldı.

Şimdi Belçika Yargısının verdiği bu karar Önder Apo’ya yöneltilen tüm saldırıların dayanaklarını çürütüyor, suçlamaları boşa çıkarıyor. Dolayısıyla uluslararası komployu mahkûm ediyor. Aslında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bunu yapması gerekiyordu. Her ne kadar Türkiye’de TC yargısı tarafından bu yapılamazsa da TC mahkemesinin verdiği idam kararını görüşen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi böyle bir sonuca varmalıydı. Hukuki durum bunu gerektiriyordu. Avrupa’nın gerçekten adil ve demokratik bir hukuka sahip olup olmadığının ölçütü bu olacaktı. Ama dikkat edilirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararı alamadı. Komplo siyasetinin etkilerini aşamadı. Bir anlamda komplo siyasetine alet oldu. Hukuk ve adalet duruşunu gösteremedi. Şimdi Belçika yargısı bunu göstermiş oluyor. Bu bakımdan önemli olmaktadır.

21 yıllık bu tutumun sonunda ne oldu? Kürdistan’da binlerce, on binlerce insan yaşamını yitirdi. Kürdistan bir kan gölü haline getirildi. Kürt sorunu daha ağır bir düzey kazandı, kangrenleşti. Kürtlerle Türkler nerdeyse bir arada yaşayamaz duruma geldiler. Diğer yandan Ortadoğu’daki sorunlar ağırlaştı. Üçüncü dünya savaşı bölge düzeyinde daha derinleşerek yaygınlaştı. Ortadoğu kan gölüne dönüştürüldü. Çözümsüzlük, çıkmaz, kaos ve kriz daha yaygın ve derin hale geldi. Demek ki PKK’ye terör örgütü demek Kürdistan’ı ve Ortadoğu’yu bu duruma getiriyor. Kürt sorununu çözmemek, Kürt sorunu üzerinde yaşamak ve siyaset yapmaya çalışmak Kürdistan’ı ve Ortadoğu’yu böyle yapıyor. Kan gölü haline getiriyor. Bu kadar savaşa, kriz ve kaosa yol açıyor.

Umarız bu sefer Belçika Yargısı’nın aldığı kararın ortaya çıkardığı fırsatı ve şansı doğru değerlendirirler. Bu Avrupa siyaseti için ikinci büyük fırsat ve şans oluyor. Tabi bu ABD siyaseti için de böyledir. Ne kadar değerlendirip değerlendirmeyecekleri kendilerine bağlıdır. Önder Apo Kürt sorunun demokratik siyasi çözümüne açık olduğunu söyledi. Nasıl ki 1998 sonunda Roma’ya gittiğinde çözüm için 8 maddelik bir proje yayınladıysa 2019 Mayıs ayında da Kürt sorunun demokratik siyasi çözümü için 7 maddelik bir deklarasyon yayınlamış durumdadır. Geçen 21 yıl içerisinde bu yönlü insanüstü çaba harcadı, birçok proje yayınladı. Çözüm iradesini ortaya koydu. En son 2019 Mayıs’ında sunduğu 7 maddelik deklarasyonla da Kürt sorunun demokratik siyasi çözümüne hazır olduğunu ilan etti.

Dolayısıyla Önder Abdullah Öcalan demokratik siyasi çözüm için hazırdır. Projesinin, her şeyinin hazır olduğunu belirtmiştir. Gerisi Kürt sorununu ortaya çıkaran ve çözümsüz kılan, Kürt soykırımını uygulayan, Kürt halkının ulusal varlığını ve demokratik haklarını kabul etmeyen güçlere kalıyor. Kürtleri inkâr ve imha eden zihniyet ve siyasetin değiştirilip değiştirilmeyeceğine kalıyor. Geçmişte bu zihniyet ve siyasetle hareket ettiler. Bir avuç tekelci güç vurgunlar vurdu, ama insanlık büyük tehlikeyle yüz yüze geldi. Ortadoğu ve Kürdistan kan gölü oldu. Biraz vicdanlı olsalar, biraz demokratik davransalar, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanısalar ve bunu Kürtlere de tanısalar, DAİŞ’e karşı savaşta insanlığı bu kadar savunmuş olan Kürt gerçeğine biraz adil yaklaşsalar tabi önemli bir çözüm iradesi ve gücü haline gelebilirler. Bunun önü açıktır. Kürt tarafında, Önder Apo’nun ilanıyla söz konusu çözüme hazır olma iradesi vardır. Belçika Yargısı böyle bir çözüm için ön açıcı olmuştur. Siyasetin elini güçlendirmiştir. Gerisi Avrupa’nın, Amerika’nın yönetimlerine kalıyor, partilerine ve siyasi güçlerine kalıyor. Avrupa Birliğine, Parlamentosuna, Konseyine, Birleşmiş Milletlere kalıyor. Birleşmiş Milletler kurumu da bu işin içindedir ve Belçika Yargısının kararı Birleşmiş Milletler için de etkileyici niteliktedir. Umarız bu sefer doğru yaklaşırlar, ortaya çıkan fırsat ve imkânı değerlendirirler. Ama ne yapacaklarını kuşkusuz kendileri biliyorlar. Bu anlamda geçmişleri olumsuzdur. Tabi böyle bir umut beslemekle birlikte ne kadar gerçekleşeceği konusunda da net bir şey ifade edemeyiz. Bunu önümüzdeki yakın süreç aydınlatacaktır.


Çok yönlü direniş geliştireceğiz

3. Dünya Savaşı yeni bir aşamaya girmiştir. Bu da ABD-İran güçlerinin doğrudan çatışması sürecidir. ABD’nin saldırılarının doğrudan İran’a yöneltme durumudur. ABD bu noktada tutumunu önemli ölçüde somutlaştırmış görünüyor. Dikkat edilirse İran’ın Ortadoğu’daki çıkarlarına ya da uzantılarına saldırıyor. Bölgesel hegemonik güç olmaktan çıkarmak istiyor. İran’ı şahlık döneminde olduğu gibi kendi sınırları içerisine çekip ABD’yle uzlaşmalı konuma çekmek istiyor. Böyle olursa ABD İran’da bir rejim değişikliğine gitmeyeceğini söyledi. Yani Irak’taki, Mısır’daki, Suriye’deki gibi yapmayacak. Bu da İran’a karşı ABD’nin geliştirdiği yeni bir saldırı tutumu oluyor. Buna karşı İran’ın nasıl bir yaklaşım içerisine gireceği tam olarak netleşmedi, ama en azından belli bir direnç gösterecektir. Açıkça görülüyor ki önümüzdeki birkaç yıllık süreç böyle bir çatışma içerisinde geçecektir. Ortadoğu’da mücadele bu temelde biraz daha derinleşecek, yaygınlaşacaktır.

Bütün bunları dikkate alan bir yaklaşımla komploya karşı 22. yıl mücadelesini ele alıyoruz, planlıyoruz, örgütlüyoruz ve yürütüyoruz. Komploya ve tecride karşı 22. yıl mücadelesi olarak kapsamlı bir direnme hamlesi geliştiriyoruz. Bunu giderek her alanda daha çok somutlaştıracağız ve yaratıcı yöntemlerle uygulayacağız. İmralı tecrit sistemini kırıp komployu 22. yılda daha büyük yenilgilere uğratacağız. Hedefimiz budur, kararlılığımız bu temeldedir. Bunu gerçekleştirmek için tabi Bakur’da, Başûr’da, Rojava’da AKP-MHP faşizmini yıkmayı hedefleyen çok yönlü topyekûn bir direnişi geliştireceğiz; Gerilladan halk direnişine kadar her türlü direnme biçimini, Türkiye’nin demokratik güçleriyle yaygın ve yaratıcı bir tarzda geliştireceğiz. Bu temelde AKP-MHP faşizmini yıkıp Kürdistan’ı özgür, Türkiye’yi Demokratik hale getirme hedefimizi gerçekleştireceğiz. 22. yıl böyle bir hedefi başarmak için çok uygun bir yıldır ve bunu kesinlikle bu yılda yapmayı hedefliyoruz.

Bunun yanında ABD-İran çatışmasının ortaya çıkardığı yeni durumu da değerlendiriyoruz. Buna göre gerekli politikaları, pratik tutumları geliştireceğiz. Bölgeye dönük dış kapitalist modernite müdahalesine kesinlikle karşıyız. Dış güçlerin bölge halklarına baskı, zulüm, sömürüden başka verecekleri hiçbir şey yoktur. Ellerini Ortadoğu’dan çekmeliler. Ortadoğu halklarının iradelerine saygı göstermeliler. Bu tutumumuz kesindir.

Bununla birlikte bölgedeki ulus devlet diktatörlüklerinin de zihniyet ve siyaset olarak aşılması, demokrasiye duyarlı hale gelmesini belirtiyoruz. Bunun için yoğun bir mücadeleyi Kürdistan Özgürlük Devrimi temelinde yürüttük ve bunu sürdüreceğiz. Nasıl ki, şimdiye kadar Başûr’da, Rojava’da, Bakur’da yürüttükse, bundan sonra da yürüteceğiz. Rojhılat Kürdistan’da da büyük bir mücadele var ve İran’da demokratikleşmenin gelişmesi, sorunların demokratik temelde çözülmesi için her türlü yaratıcı yöntemle ve etkin bir biçimde mücadele edeceğiz.

Uluslararası komplocu güçler 21 yıldır boşa çıktılar, yenilgiye uğradılar. Artık komployu sürdürme ve başarıya götürme çabaları nafiledir. Kesinlikle daha fazla yenilgi alacaklar, başarısız kalacaklar, bunu bilmeliler. Dolayısıyla bu güçler karşısında stratejik ve taktik duruşumuzu daha çok somut ve yaratıcı kılacağız. Stratejik olarak bu güçlerin aşılması için çaba harcarken taktik ilişki ve mücadele diyalektiğini daha duyarlı, dikkatli bir biçimde uygulayacağız. Kendi aralarındaki çatışmalarına kesinlikle taraf olmayacağız. Bu çatışmalardan başta Kürdistan olmak üzere halkların zarar görmesine gücümüz oranında izin vermeyeceğiz. Biz bu temelde kendi tarafımızı yaratıyoruz. Bu halkların tarafıdır, kadınların ve gençlerin tarafıdır, özgürlük ve demokrasi çizgisinin tarafıdır. Kürt özgürlük tarafı kesinlikle böyle yaklaşmaktadır. Bu temelde her türlü çıkar çatışmaları karşısında biz üçüncü tarafız. Çıkar ve iktidar amaçlı çatışmanın kendisine karşıyız. Çatışan taraflarla bir stratejik bağımız olamaz. Ancak taktik düzeyde ilişki ve mücadele diyalektiğini yürütürüz. Şimdiye kadar da çizgimiz böyleydi. Özellikle uluslararası komplo temelinde Önder Apo’nun geliştirdiği düşünce devrimiyle böyle bir politik çizgiye ulaştık. Komplo sürecindeki ‘düşmanımın düşmanı benim dostumdur’ yaklaşımının bize ne kadar pahalıya mal olduğunu görerek bu tür anlayışları aştık. Sistem içi güçlerin çıkar çatışmalarını daha doğru anlar ve onlar karşısında daha doğru bir duruş ve tutum gösterir hale geldik. Bu politikamızı yürüteceğiz.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Herkes komplo gerçeğini doğru anlamalıdır. 21 yıllık büyük mücadelenin zengin derslerini eleştirel-özeleştirel bir yaklaşımla bilince çıkarmalıdır. Doğru ve derinlikli bir bilince ulaşmalıdır. Böyle komplocu saldırıların Kürtler açısından, Türkiye halkları açısından, Ortadoğu ve insanlık açısından nasıl büyük tehlikeler ifade ettiğini herkes görmelidir. Dolayısıyla komploya ve onun somutlaşmış ifadesi olan İmralı işkence ve tecrit sistemine karşı mücadeleyi herkes kendi mücadelesi olarak, özgür ve demokratik yaşamının gereği olarak görmeli ve sahiplenmelidir. Buna göre komploya ve tecride karşı 22. yılda AKP-MHP faşizmini yıkmayı hedefleyen büyük bir mücadeleyi geliştirmeliyiz. Bunun başlangıcı da Şubat ayında olmalıdır. Şubat boyunca halkımız ve dostlarımız her yerde komploya ve tecride karşı her gün mücadele halinde olmalı, komploya karşı güçlü bir duruş göstermelidir. Her türlü eylemlilikle komplonun zihniyet ve siyasetini mahkûm etmelidir. Komplocu zihniyetin ve siyasetin yıkılması gerektiğini, bunun somut ifadesi olarak da İmralı işkence sisteminin yıkılarak Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşturulması gerektiğini ortaya koymalı, istemeli, bunun için ayağa kalkmalıdır. Böyle bir duruş kesinlikle başarı getirecektir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found