Her işgalin ‘bahanesi’ vardır ama işgal yine de işgaldir!..

Sonunda olan oldu.      

         

Hükümetin yarı-resmi sözcüsü Yeni Şafak’ın başındaki adam, İbrahim Karagül, Yeni Özgür Politika gazetesi Libya kaynaklarına dayanarak, bu ülkede gizli istihbarat, lojistik ve kontrgerilla eylemleri yapanların açık kimliklerini yayınladıktan sonra, panik içinde şöyle yazdı:

“Türkiye Sudan’la çok güçlü ilişkiler kurdu. Sevakin Adasından tarım arazilerine ve güvenlik anlaşmalarına kadar. Aynı ülkeler Sudan’da darbe yaptı, ülkeyi bölüyorlar. O darbe Türkiye’ye karşı yapıldı. Ama Türkiye’yi bölgeden çıkarıyorlar.

Aynı ülkeler, Libya’da Türkiye’yi vuruyorlar. Hafter diye bir adam üzerinden kurdukları terör örgütüyle Libya’yı parçalamaya çalışıyorlar.

Ve o ülkeler, FETÖ ve PKK ile birlikte oradaki askeri varlığımızın listesini, resimlerini yayınlıyor, öldürülmeleri için hedef gösteriyor.”

Böylece Türk devletinin Libya’ya müdahelesi ve müdahalede ordunun en üst kademesinin yer aldığı “birinci ağızdan” itiraf edilmiş oldu.

Önce şu “öldürülmeleri için hedef gösterme” lafına bir düzeltme yapalım. PKK ya da özgür medya söz konusu general, subay ve MİT’çileri “hedef” göstermedi. Zaten onları “hedefe” alan Libya medyası listeyi yayınladı. İç savaşın tarafı olanlar kendilerini, kendi istekleri ve iktidar emriyle bizzat “hedef” haline getirdiklerini bilmiyorlar mı? Savaşta “hedef” olmaktan şikayet edildiğini ben şahsen ilk defa duyuyorum.

Bir çoğu “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarından yakayı sıyıran ve Batı yanlısı general ve subaylar hapse atıldıktan sonra rütbeleri yükseltilen bu asker ve istihbaratçıların Libya’da ne işleri var? İbrahim Karagül “bölgeden çıkartılıyoruz” diye konuşurken, “bölgede” iktidarın varoluş nedenlerini elbette açıklamıyor. Sudan’dan alınan Sevakin adasının ne işe yarayacağını da okurlarından gizliyor.

Şu anda Türk devleti dünyanın birçok yerinde asker bulunduruyor. Amaç, Sovyetlerin yıkılmasından sonra başlayan “üçüncü paylaşım” kavgasında, bölge pazarlarından pay almak. Türkiye’nin ekonomik gücü bu “payı” ticari ve mali yollarla elde etmesi, elindekini rakiplerinin kapmasından koruması mümkün değil. O nedenle nerede Pazar varsa oraya bankaların, tekellerin, inşaat şirketlerinin yanı sıra ordusuyla ve istihbaratıyla giriyor.

Tıpkı şu anda aynı zamanda Irak devletinin federe parçası olan Güney Kürdistan’a girdiği gibi. Güneyli siyasiler ve başta KDP yöneticileri bu “girişi” bir işgal olarak görmüyorlar. Türk ordusunun adım adım ilerlemesini “PKK’nin varlığına” bağlıyorlar. Halkın tepkisini bu suretle önlemeye çalışıyorlar.

İyi de Serakin adasında PKK mi var? Libya’daki iç savaşta PKK mi yer alıyor? Afganistan’daki Türk askeri PKK’ye karşı mı savaşıyor? 1938 yılında işgal edilen Hatay’da PKK mi bulunuyordu? Ya Kıbrıs’ta? Demek ki karşınızda “PKK’ye savaşan” değil, işgalci ve ilhakçı bir devlet var. Örnekler çoğaltılabilir. Ama sanırım bu kadarı, Güney Kürdistan’daki Türk askeri işgalinin gerçek amacını anlamaya yeter. İktidarın burnu hassas, dişleri sivri, gözleri keskindir; Güney Kürdistan’da, en başından beri, Petrol’ün, gazın kokusunu almıştır.

Öyle olduğu için bu kokunun fena halde yayıldığı Kıbrıs, Ege, Libya açıklarında hidro-karbon sondajı yapmak için iki teknenin yanı sıra savaş gemileriyle ve savaş uçaklarıyla harekete geçmiştir. Akdeniz’de, Ege’de, denizin derinliklerin de PKK “SAS” komandoları ve HPG dalgıçları mı var?

Açıkça ilan edelim: Kandil’de ya da Güney Kürdistan’da tek bir PKK’li olmasaydı, tek bir HPG gerillası bulunmasıydı bile, Türk devlet iktidarı, yine bir bahane yaratarak Musul ve Kerkük’e doğru yayılmak için ilk fırsatta harekete geçecekti.

Bunu nereden biliyoruz? Misak-ı Milli “haritasından”. Bu haritanın içinde Kerkük ve Musul yer almaktadır. Buralara el koymak için, her fırsatta bu bölgenin Türkiye’ye ait olduğunu iddia etmektedir.

Bu iddia çok tehlikelidir. Çünkü vaktiyle Hatay’ı işgal eden Türkiye’nin elinde, Hatay’ı “misak-ı Milli sınırları” içinde gösteren bir harita ve iddia yoktu. Harita ve iddia olmadan Hatay işgal ve ilhak edilmiştir. “Ama orada Türkler de var” denerek.

Oysa Irak topraklarında yer alan Kerkük-Musul bölgesiyle ilgili Türk devletinin elinde hem bir “harita” var, hem de tarihsel bir “iddia” bulunmakta. Üstelik bir de buralarda “Türkmenler var” gerekçesi de hakeza.

O nedenle Güney Kürdistan siyasi partileri ve Federe yönetim “Türk devleti PKK yüzünden topraklarımızda” laflarını çöpe atmalı, AKP-MHP-Ergenekon ortaklığının işgalci ve ilhakçı niyetini tüm halka anlatmalıdır.

Yazarın diğer yazıları