Her yer Kobanê, her yer Rojava, her yer direniş!

100 yıldır sadece Kürtler değil bölgede yaşayan tüm halklar da sürekli olarak katliamlarla, sürgünlerle, her çeşit soykırım uygulamalarıyla karşılaştı. Halkların direnişi ve mücadelesi değişen dünya şartlarında başarıya ulaştı. Rojava devrimi sadece Kürtlerin değil, bölgedeki tüm ezilenlerin ortak mücadelesi olarak zafere ulaştı. Bütün farklılıkların eşit ve özgür olarak yaşayabileceği bir toplumsal düzen kuruldu. İnsanlığın binlerce yıllık özgürleşme mücadelesinin tüm zengin birikimine ve çağdaş değerlere sahip çıkan, kadın özgürlükçü, ekolojik topluma, demokratik konfederalizme dayanan Rojava kantonları kısa sürede bütün insanlığın da umudu oldu. İnsanlığa örnek ve umut olduğu ölçüde de gericiliğin boy hedefi oldu.

Buradaki özerk-demokratik, kantonal yapılanma kendi içinde demokratik olduğu kadar kendi dışında da barışçı ve eşitlikçidir. Öyle ki Suriye’de ve bölgede süre gelen çatışmalar sürecinde kendisini tehlikede gören herkes buraya sığınmıştır. Bu nedenle de nüfusu kat be kat artmıştır. Araplar başta olmak üzere Süryaniler, Ermeniler, Êzîdîler, Türkmenler ve diğer milliyetlerden, inançlardan diğer insanlar burada özgürce ortak bir yaşam kurdular. Komşularına saldırmak, topraklarına el koymak gibi bir emelleri ve girişimleri yoktu. Komşu devletlerle kendi özgürlüklerini güvenceye alan bir demokratik özerklik-federe yapı içinde ortak yaşamak istiyorlardı. Şimdiye kadar da bunu açık olarak gösterdiler.

Bölgenin kemikleşmiş sömürgeci, ırkçı, dinci-mezhepçi egemen yapıları bu özgürleşmeyi kendi diktaları için en büyük tehlike olarak gördüler ve ilk andan beri yıkmak için her şeyi yaptılar.

En başta sömürgeci-işgalci Türkiye yöneticileri her türlü saldırı ve provokasyonun başını çekti. İlk günden beri bölgede türeyen El Kaide, El Nusra, ÖSO vb. dinci terör örgütlerinin hepsini de himaye eden, besleyen ve Kürtlerin üzerine süren Türkiye oldu. Bunu ilk günlerde açıkça ilan ettiler. Kendi TV’lerinde canlı yayınlarla sınırdan nasıl geçip de Suriye ordusuna saldırıp geri geldiklerini kahramanlık öyküsü gibi anlattılar. Bu süreçte oluşturulan DAİŞ’i Kürtlerin üzerine sürdüler. DAİŞ sayısız katliamlarla anılıyor. Êzîdî soykırımı ve Kobanê saldırısı hala akıllardadır. Ama Kobanê saldırısının püskürtülmesinden sonra DAİŞ’in çöküş süreci başladı. Militanlarının çoğu Türkiye’ye sığınıp canını kurtardı. Liderleri Bağdadi’nin de son ana kadar MİT güvencesinde ve Türkiye’de olduğu biliniyor.

Muhtelif eğilimdeki dinci militanlar da MİT eliyle örgütlenip ÖSO adı verilen çeteler örgütlendi. Bu çeteler bir yandan iktidara alternatif gösterilirken bir yandan da TSK’ye bağlı oldukları, TSK’den maaş aldıkları ilan edildi. Hatta TL değer kaybedince dolar ya da Suriye lirası üzerinden maaş alabilmek için direniş bile yaptılar.

Türkiye tarafından özgürlük isteyen halkların üzerine sürülen DAİŞ, ÖSO ve diğer çeteler bozguna uğrayınca Türkiye doğrudan kendi ordusuyla Rojava’yı işgale yeltendi. Êfrîn bunun ilk adımı oldu. Şimdi de “Fırat’ın doğusu”ndan başlayıp tüm Kürdistan’ı işgale girişiyor.

Lozan’dan 100 yıl sonra Cenevre’de de Kürtlerin temsil edilmediği konferanslarda Kürtler ve bölge halkları hakkında karar almak istiyorlar. Suriye Demokratik Güçleri kendilerinin temsil edilmediği bir platformun kendileri için bağlayıcılığı olmadığını ilan etti.

Bu komplolara karşı dişiyle tırnağıyla direnen Rojava halkı tüm insanlığın da özgürlüğü, onuru, insani ve demokratik hakları için direniyor. Rojava halkının direnişi tüm insanlığın direnişidir. Rojava direnişinin zaferi de tüm insanlığın zaferi olacaktır. Günlerdir işgale karşı Rojava halkıyla dayanışma için meydanlara akın eden insanlık bugün de bunu dünyanın her köşesinde, hep bir ağızdan ilan edecektir:

Her yer Serêkaniyê, her yer Kobanê, her yer Êfrîn, her yer Rojava, her yer direniş!

İşgale son, halklara özgürlük!

Rojava’da her gün savaş suçu işleyenler Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde hesap vermelidir.

Yazarın diğer yazıları