Herkes değişim ve özgürlük için ayakta… – Gönül KAYA

Kürt kadınlarının ve örgütlerinin kısa süre önce başlattıkları ‘Değişim ve özgürlük için sen de ayağa kalk’ hamlesinin ne kadar yerinde ve zamanında bir adım olduğu, son dönemde karşı karşıya kaldığımız gelişmelerden anlaşılıyor. Kürdistan’ın her yerinde işgal, şiddet ve imha politikalarını derinleştirmek isteyen AKP-MHP faşist rejimi kadar, bu rejimin beslendiği tüm iktidarcı, baskıcı, cinsiyetçi, milliyetçi, din ve inanç sömürücüsü olan zihniyetlere ve sisteme karşı da bir ayağa kalkış ifade eden bu hamleyi her yerde çok zengin yöntemlerle yaymak, faşizmin saldırı dalgasına karşı güçlü bir duruşu oluşturacaktır.

19 Ağustos’tan bu yana Kuzey Kürdistan’ın Amed, Wan ve Mêrdîn belediyelerine darbe ile el koyan AKP-MHP rejiminin yaslandığı temellerden biri toplumdaki erkek egemenlikli sistemi, onun zihniyetini, şiddet kültürünü kadına, çocuğa, bir bütün topluma savaş açar pozisyonda tutmasıdır. AKP ve onunla ittifak halindeki Bahçeli, Perinçek güruhu, Kürt halkı şahsında sürdürdükleri şiddet ve savaş politikalarını kendi toplumlarına karşı da ilan etmiş durumdadırlar. Ama aslında bu savaş en yoğun, en kirli ve sürekli olarak kadına karşı yürütülmektedir. Bu rejimin politikaları kadına karşı şiddetin geçmiş yıllara göre binde 400 artmasına neden olmuştur.

Toplumu susturmanın o kadar çok yollarını uyguluyorlar ki… Düşünmek, sorgulamak, aydınlanmak denilen alanlar mevcut durumda Türkiye’deki toplumun yaşamından adeta çıkarılmış durumda. Eğitim sistemi insanların bilgiye, aydınlanmaya ulaştıkları alan olmaktan çıkarılmış. Faşizmin bu kadar rahat bir şekilde varlığını, vahşetini sürdürmesinde uzun yıllara dayanan bu gerçeklikle bağları vardır. Düşünemeyen, tüketim kültürüne batan, kadın ve erkek kimliklerinin güdüsel tariflere indirgenen bir toplumda faşizm sıradanlaşır. ‘İnsan hakları, demokrasi, kadın hakları, ekoloji, örgütlü toplum, eylemli toplum, kısaca ‘ahlaki ve politik toplum’ kavramları, terörizm olarak kullanılır. Medya araçları ‘toplumsal cehaleti’ besler. Bireyler toplumsallıklarını yaratan değil, birbirini yiyenler olarak şekillendirilir. Böylece toplumsallığıyla bağını koparmış kişiler, her ne sorun olursa olsun, tek bir çözüm yöntemi bilirler: Ezmek, bastırmak, susturmak, parçalamak, ölmek ya da öldürmek…

Türkiye’de bireysel silahlanmaya dönük çıkarılan yasalar sonrasında kendini egemenler tarafından savunan bir toplumdan çok, şiddete dayanan militaristleşen yığınlar karşımıza çıkıyor. Türkiye’de yapılan bir araştırma sonucu şiddetin 2015-2018 yılları arasında bölgelere göre artış haritası çıkarılmış. Buna göre; Marmara Bölgesi’nde 1032 olay olmuş ve 615 ölü, 910 yaralı tespit edilmiş. Diğer bölgeler ise şöyle: Ege: 442 olay, 316 ölü, 487 yaralı. Karadeniz: 483 olay, 216 ölü, 585 yaralı. İç Anadolu: 646 olay, 263 ölü, 416 yaralı. Akdeniz bölgesi: 583 olay, 318 ölü, 348 yaralı. Kuzey Kürdistan bölgesi: 573 olay, 504 ölü, 1016 yaralı. Şiddetin 2018’de 2015 yılına göre en çok arttığı bölge ise yüzde 128 ile İç Anadolu bölgesi.

Bu sonuçlar yüzde yüz doğru olmayabilir. Ya da AKP-MHP faşist rejiminin her an, her gün kışkırttığı erkek egemenlikli zihniyetin yarattığı şiddet olaylarının hepsini ifade edemeyebilir. Ancak bu sonuçlar bile AKP-MHP iktidarının ‘iç savaş politikaları üreterek’ toplumu kendi kendini bitirir hale getirdiğini göstermek açısından yeter de artar bile.

Kürt halkının özgürlük, eşitlik, demokratik bir yaşam için sürdürdüğü direniş, bu tabloyu kadınlar, erkekler, gençler, çocuklar olarak değiştirme zamanının geldiğini göstermektedir. Patnos’ta sokak ortasında katledilen, hastanede doğum odasında bıçaklanan, evladıyla birlikte ‘ölmek istemiyorum’ diyen Emineler, Fatmaların olmaması için, erkek egemenlikli sistemden herkesin kendini kurtarması için Kürdistan’da süren direnişin, faşizme boyun eğmeyişin yaygınlaştırılması gerekir.

Kürdistan’da halkın iradesine darbe yapan AKP-MHP faşizmi, kadını bir insan olarak bile görmemektedir. ‘Köle olmak, boyun eğmek kadının doğasında vardır’ demektedir. Bu yüzden Emine Bulut, evladının ve tüm insanlığın gözü önünde katledilmesini engelleyecek hiçbir şey yapmayacaktır. Erkek egemenlikçi zihniyetin bu unsurlarından ‘çare’ beklemek de, istemek de doğaya, insanlığa, evrensel akla ve ahlaka terstir. O halde, Amed, Wan, Mêrdîn’de sergilenen direnişler kendi öz sistemini sahiplenmenin kendisidir. Kendi özgürlük ve demokrasi çözümünde ısrarlı olan, kendini değişim gücü yapan anaların, kadınların, erkeklerin, gençlerin, çocukların duruşudur.

‘Değişim ve özgürlük için sen de ayağa kalk’ hamlesi işte bu nedenle, yani toplumsal demokrasi açısından, özgür birey açısından, varlığını koruyan ve özgürlüğünü sağlayan toplumlar açısından çok güçlü bir şekilde sahiplenilmelidir. Erkeğin, kadının, ailenin, bireyin kendini değiştirerek, toplumsal değişimi ve özgürlüğü inşa etmesi önemlidir. Kendini değişim gücü yapan ve ayağa kalkan bir toplumun önünde de hiçbir faşist zihniyet ya da sistem ayakta kalamaz.

Yazarın diğer yazıları