Herkes farklı, herkes eşit

‘Saçını kes”, “yakanı yukarı kaldır”, “oruç tut”, “kadınlarla arkadaşlık yapma”, “erkeklerden kaçın”, “ırkın en güçlüsüdür”, “önderin en akıllısıdır”, “Peygamberin son olanıdır ve en bilgesidir”, “bunları yap yoksa cehenneme gidersin”, bunları yap yoksa kırbaçla vurulursun”, “bunları yap yoksa, taşlanır teşhir edilirsin”, “bunları yap yoksa, hapse girersin”… 

Yasaklar ve günahlar listesi böyle sürüp gider. 

Çoğu seküler ideoloji ve dini kitap emir kipleriyle konuşur böyle. 

Bu en iyiler ve en doğruların hiçbiri sona erdirmemiştir savaşları. Hakkı ve doğruyu hükümdar kılmamıştır hiçbiri… Bugün de savaşlar var ve çoğunlukla zorba iktidarlar var işbaşında. 

Afrika gibi birçok yerde sefalet var. Tekçiliğin hüküm sürdüğü yerler var. 

Cinayetler işleniyor; şiddet hüküm sürüyor ve hak yüzlerce örnekte yok ediliyor. 

Bunlar sömürü çarkının sürmesi için yapılıyor; başkasının emeğine el koymak için… 

Kendi yaşam tarzını, kültürünü bir başkasına zorla kabul ettirmek ve bir başkasının yaşam tarzına tahammülsüzlükten…

Kimisi din adına yapıyor bunu, kimisi ise etnik veya ideolojik başka bir sebeple…  

Yasalar, anayasalar ve ulusal-uluslararası kurumlar bunun sürmesine hizmet ediyorlar. 

Ve miras…

Fakirlikler hayata gözlerini açan kadın ve erkeğin kimin oğlu-kızı olmasıyla ilgili çoğunlukla… 

Bu değişmez gibi… 

Zenginlik birilerinin kaderi yazılırken öbürlerinin kaderine fakirlik olarak işlenir. Devletler bunu miras hukukuyla, özel mülkiyeti koruma kanunlarıyla ve bunları korumakla hükümlü on binlerce polis ve askerle tesis ederler. Ve Dante’nin cehennem katlarına indirilir hayatlar. 

Empati, saygı, hak ve yaratılış yasaklanmıştır lügatlarında… 

Şaşaalı binaların odalarında kurgulanır tüm bunlar ve içinde adalet, yaratılış-özgünlük ve özgürlük yoktur. 

Kimisi yüksek paralar, prestijli aileler ve çok imkanı bol başlarken hayata öbürü yoksul, sıradan aileler ve imkansızlıklar içinde başlıyor yaşamaya. Fırsat eşitliği denilen aslında aslanlar yurduna kuzuları sürmek gibidir… 

Oysa hepimiz için hayat bir asrı geçmez. Yeni nesiller yetişir, yeni bireyler açar gözlerini hayata… 

Özgürce, barış içinde yaşamak varken bu kısa hayatta kavgayla geçiyor bütün bir yaşam. Ne sevebiliyoruz gönlümüzce ne keşfetme şansımız oluyor güzellikleri… 

Sevişmelerimiz bile kısıtlanmış ve yasaklı… Ya tabularla hapsediyoruz tenlerimizi yada abc gibi sıralıyoruz ruhlarımızı. 

Özgür ruh cenderede böyle yok ediyor. 

Hiç yaradılışa burun sokulur mu? 

Kendi doğrusunu bir başkasına dayatmak yaradılışa burnunu sokmak değil mi? 

Aşk da gökyüzü gibi herkesindir. Kadını, transı, erkeği, gayı, lezbiyeni yok; aşk herkesindir, hepimizindir. 

İnsanları yönelimleri, etkin kimlikleri ve dini aidiyetleri üzerinden yargılayan bir düzen var hala. 

Velev ki ibneyiz, velev ki piç, kime ne ki… 

Velev ki Kürt-Türk, velev ki Arap-Acem-Germen, velev ki Hıristiyan-Ateist-Müslüman, kime ne ki… 

Neden bizden olmayana öyle merakımız, neden onca para harcarız farklı olanla birkaç gün kalmak için? 

Çünkü hep aynı görür ve aynı yaşarsak eğer yok olur ruhumuz. Bu nedenledir farklı olan çekici gelir ve gözlerimiz farklı olanı arar. 

Yaratılış dediğimiz çoklu ve özgürdür. Anadolu’da yaşamak çok güzeldir ama Mezopotamya’ya açılmak oradan Arabistan çöllerine yürümek çok daha güzeldir. 

Balkanlar çekicidir ama oradan Avrupa’ya açılmak ve Amerika kıtasına yürümek cezbedicidir. 

Herkes farklı ve eşit olursa bizde kendi özgünlüğümüzün ve özgürlüğümüzün farkında oluruz.  Neden olmasın!

Yazarın diğer yazıları