Hevrîn ve Canşer

Hevrîn, Rojava’nın en doğusunda bulunan Dêrîk kentinin, Canşer ise Rojava’nın en batı ucunda bulunan Efrîn’in çocuğu. İkisi bugün Dêrîk, Şehit Xebat Şehitliğinde yan yana yatıyor.

Hayalleri, hedefleri ve sözleri olan iki can. Bu yazıyı okuyan herkes gibi gelecek planları kuran, büyük imkansızlıklara rağmen onları gerçekleştirmek için irade ve azim sahibi olan iki can.

Hevrîn ve Canşer, son 8 sene ve önceki birçok sene içinde toprağa verdiğimiz binlerce can gibi tek bir amaç uğruna; varlığını korumak ve özgürlüğünü kazanmak adına feda etti kendini.

Anlayıp yerinize koyabiliyor musunuz kendinizi?

Kendinizden başkasının da kendine ait bir hayatı olmasını istediğini önemsiyor musunuz?

Sizin gibi sevmek, eğlenmek, rahatlamak, koşmak, gülmek ve sevdiklerinin yanında bir ömür geçirmek istediklerini biliyor musunuz?

Keşke sadece coğrafyanın talihsizliği ve savaşın yakıcılığı gerekçelerine sığınıp bunun bir kader olduğuna inanabilsek. “Biz de olsak öyle yapardık” deyip kendimizden öteleyebilsek.

Ama öyle değil, biliyorsunuz değil mi?

Bu bir tercih. Duyarlı olup olmamakla ilgi bir mesele. Hayatın her alanıyla, tüm zerrecikleriyle bütünleşmekle ilgili bir mesele. Dalından kopan her yaprağın toprağa düşüşünü, esen her rüzgarda kopacağını düşünüp kaçınılmaz sonu bekleyen diğer yaprakların korkusunu hissetmekle ilgili bir mesele.

Onlar hissediyordu. Anlıyordu. Karşı karşıya bulundukları çağı, zamanı ve mekanı hissederek ve anlayarak yaşıyorlardı. Sevdiklerine yöneltilen namlulardan çıkacak mermileri ancak önlerine geçerek, kendilerini siper ederek engelleyebileceklerini biliyorlardı.

Siz, gerçekten seviyor musunuz? En büyük değer bellediğiniz sevdikleriniz için neler yapabilirsiniz? Neleri göze alabilirsiniz mesela?

Evet, normal şartlar altında yaşayan tüm insanlar için temel sorun hep “daha iyi bir yaşam” istemidir. Temel bir insani haktır. O yüzden hepiniz de sevdiklerinizi korumak ve iyi bir gelecek sahibi olmalarını istiyorsunuz. Ama bir Kürt için bu basit cümlenin bile ölüm kalım mücadelesine dönüştüğünü vicdan sahibi her insan bilir.

Ama yine de kendi kimliğinden kaynaklanan bedelleri göze alamayacak bir körlüğü seçer. Vicdanı elvermese de, bunun ihanet olduğunu bilse de, savunduğu ve her gün dillendirdiği değerlerle çeliştiğini fark etse de başkalarının kendisi için savaşmasını kabul eder.

Diyelim ki savaşmadık ve ölmedik. O zaman vereceğimiz bedel ne olacak?

Kürtlere, binyılların direniş yuvası halkıma reva görülen bu çirkinliğe yeni “seçenek” adı altında sunulan bu densizliğe seçenek diyen her cinsten ve kimlikten insanlara söylenecek sözümüz olmayacak mı?

Gözümüzün içine bakarak tarihimizi, geleneğimizi yok sayan ve buna rağmen onurumuzu, kişiliğimizi korumaya çalışanlara küfür eden bir sistem karşısında boyun mu eğeceğiz?

Yaşamın ne olduğunu anlamakta emekleyen çocuklarımız her türlü şiddete maruz kalırken sessiz mi kalacağız?

Yüzlerce sapığın tecavüz ettiği minik bedenlerin gerçeği ortadayken bir şey yapamamak, sessiz kalmak, onay vermek olmuyor mu?

Binlerce minik beden zindanlarda çürütülmek isteniyorken, dillerinden ve kültürlerinden koparılmak istenen çocuklarımız köhne sistemin okullarında yozlaşıyorken ‘normal’ yaşamlarına devam eden insana insan diyebilir miyiz?

Adorno temerküz kampları için “Artık tanrıların söyleyebileceği tek söz yoktur” demişti.

Sizce günümüzde Kürtlerin karşı karşıya olduğu bu yaşam denilemeyecek rezalet karşısında kim ne söyleyebilir peki? Küçük ellerinde sıkıştırdıkları büyük yüreklerini düşmanın yüzüne vuran çocuklar kadar cesaret sergilemeden, vasat bir kişilik gibi kendi küçük, kaygan yaşamlarında ısrar eden insanları daha ne kadar aramızda gizleyeceğiz? Onurumuzu, kişiliğimizi, haysiyetimizi, gururumuzu, benliğimizi, beynimizi, duygularımızı mı kaybedelim?

“İnsan, hayallerinin büyüklüğü kadar özgürdür” diyor büyük devrimci önder CHE. Kürt çocukları, her şeye ve herkese rağmen hayallerini büyüterek, onları koruma mücadelesi yürüterek yaşıyorlar. Güncel aklın imkansız olarak gördüğü, güncel karmaşıklığın ötesindekini görebilenin yaptıklarını yapıyorlar. Yani bir mucize gerçekleştiriyorlar.

Nice Hevrîn ve Canşer yürekleriyle bir sistemi yıkıyorlar.

Eğer onlara katılmak istiyorsak bilmeliyiz ki artık SÖZ BİTTİ; SIRA EYLEMDE!

Yazarın diğer yazıları