Hırsızların zeytin savaşı

Türk devleti, bugüne kadar bütün işgalleri, “bizim kimsenin toprağında, malı, mülkünde gözümüz yok, biz yayılmacı, işgalci değiliz” teranesiyle gerçekleştirdiler. Kıbrıs’a barış ve demokrasiyi getirip geri dönme, yeminiyle çıktılar. Güney Kürdistan’ı “dost ve kardeşlere yardım” adı altında işgal edip kışlalarla donattılar.

Irak’ın Başika bölgesine, Iraklıların gözleri içine baka baka, “bizi siz çağırdınız“ yalanıyla yerleşip kalıcı oldular.

Cerablus işgali Suriyelilerin dönüşü içindi. Sonra hemen çekileceklerdi. Şimdi orada, işgalci bir terör devletidir.

Efrîn’de, haydutlarla ortaklaşa işgalci…

Ve ajansları, Türk ordusunun, Pazar günü sabah gün ışırken (saat 05.00’de) Efrîn’de, işgal ortakları İslamo-Faşist çetelere karşı, büyük taarruz başlattığını haber veriyorlardı. Birbirinin halinden anlayan olarak kucaklaşan haydutlar, zeytin paylaşımında anlaşamayınca karşılıklı silah çekmişlerdi.

Zeytin savaşında Türkler baskındı…

Çünkü, entrika planı, “hafıldan” (ani) ve Osmanlı Osmanlı Sultanlarının “canı alınacak kardeş veya oğulları uykuda bastırma” yöntemiyle işlemişti. Türk ordusu, pusucuların çok sevdiği dem olan şafağın yarı karanlığında harekete geçmiş, kardeş çeteleri uykuda kuşatmış, etkilerini kırıp karşı koyana güçlerini kırmak için de, Efrîn‘in stratejik tepelerini, sokak başları, cadde girişlerini tutup lök diye tanklar oturtmuş, şehri yeni baştan işgal edilmiş, kimse kıpırdamasın diye sokağa çıkma yasağı ilan etmişlerdi.

Ardından tanklar, doçkalarla cinayet ortağı “Müslüman Kardeşler”in karargahlarına taarruza geçmiş, ganimet (hırsızlık ve talan) ortaklarından en az kırk tanesini öldürmüş, ölülerini de sokak itlerine kahvaltı olsun diye ortalığa serpmişlerdi.

Oysa onların dünü, “bal ayı” günleriydi. Müslüman Kardeşler’in dörtlüsünü (Rabia) bir ağızdan söyleyerek Kuzeyde Kürt şehirlerine saldırıyor, bebeklerin kanına girip, öldürülmüşleri yerde sürüklüyor, yalnızca Cizre’de 177 kişiyi zafer meşalesi niyetine diri diri yakıyordu. Hırsızlık ve talan malı ganimetleri, kardeşçe aralarında bölüşüyor, sonra birlikte Efrîn‘in zeytin bahçeleri, sabun fabrikalarını işgale, koyun sürüleri ve ticarethanelerini talana hamle ediyorlardı. Bu hamlede, et kıtlığı çekilen Türk tarafına koyun sürüleri aktarılıyor, zeytin yüklü tırlar sınırı aşıyor, beri yanda, sahipleri sürülerek tarım toprakları, zeytin bahçeleri, evler, iş yerleri, sabun atölye ve fabrikaları işgal ediliyordu.

Efrîn’de haydutların düzeni böyle işliyordu. Ama güç, TC’nin elindeydi. IŞİD’den devşirme ÖSO denilen çeteler, Türk ordusunun ayakçılarıydı. Angarya işlere koşuluyor, fedainin de ötesinde, gözden çıkarılmış eşek niyetine mayın tarlalarına, ölüm gölgelerine sürülüyorlardı.

Buna karşılık aldıkları ücret üç kuruş mertebesinde kalıyordu. Çünkü, soygun ve talan da Türk devletinin tekelindeydi, artık. Nitekim, Tarım Bakanı Pekdemirli, bütçe komisyonunda, soyguncuların şahı edasıyla şöyle diyordu:

“Biz hükümet olarak Afrin’de, PKK’nın (Kürtlerin) eline gelir geçmesini istemiyoruz. Bu çok net. Gelirlerin bize geçmesini istiyoruz.“

Bu hırsızlık, soygun ve talanın afişe olması, açıklığa kavuşması, yalanın orta yerde ışıldaması demekti. Günde beş vakit tekrarlanan, “bizim kimsenin toprağı, malı, mülkünde gözümüz yok. Biz işgalci değiliz” terane yalanlarından son demet olarak sönmüş, kül olmuştu.

Efrîn’de, resmen soygun düzeni kurulmuştu. Eski sömürge çağ Avrupalıları taklit edip zeytinliklerini çalıyor, talan ediyorlar.

Bir yandan da birbirinden ganimet kapma savaşı veriyorlar. Kardeş çeteler arasında, patlak veren savaş paylaşılamayan savaş zeytin içindir.

Mesele hırsızlık ve talan olduğu için, bir noktadan sonra uzlaşabilirler.

Onlar yeniden uzlaşıp anlaşsalar bile, bu neyi değiştirir. Ülkenin sahipleri, işgalcilere karşı güçtür, artık.

Osmanlı talancılığı da, bir zamanlar bu topraklarda, kendini egemen güç sanmış, tutunmak için, çölleri darağacı gölgelerinin terörüyle donatmıştı. Ama kalıcı olamadılar. Tutunamayanlar olarak, postallarını da geride bırakıp kaçtılar…

Yazarın diğer yazıları