Histerik ‘jest’in hikayesi

Erdoğan’ın Kobanê savunması döneminde: “düştü, düşecek!“ histerik çıkışını ivedilikle hatırlatmak istiyorum.

Nedeni, benzeri bir süreci, Rojava’ya düzenlenen saldırıda yaşıyoruz da ondan.

Bu kez Erdoğan, Kobanê döneminde olduğu gibi, olmak veya olmamak gibi bir savaşa atılmış durumda.

Bana göre bu konuda önemli analizlerden birini, yüksek dağ zirvelerinde, ovaları daha iyi gözlemleyen Bahoz Erdal yapmış oldu: “Şu an Erdoğan’ın elinde kendi iktidarını sürdürmek için Kürtlere karşı savaştan başka bir şey yok… Sebebi Kürdistan devrimidir. Gerçekten de tarihsel Kürdistan devrimi AKP politikasının içerde ve dışarda yenilgiye mahkum etti.

Bu zayıflıklarının, yenilgilerinin sebebi Kürtlerdir… Bu nedenle Kürtlerden intikam alırcasına Kürtlere yönelik saldırı gerçekleştiriliyor, Hareketimize saldırılar oluyor.”

Buna ek olarak, Erdoğan’ın yakın bir süreçte ABD’ye yapacağı ziyaret öncesindeki şu açıklamasının önemine işaret etmek istiyorum: “Başlıklardan biri de F-35. Bu uzayan bir süreç oldu. Görüşmede bunu karara bağlamak istiyoruz. Ödemelerde biz aksama yapmıyoruz. 1.4 milyar dolarlık ödeme yaptık. Bu konuyu ele alacağız.”

Aslında Rusya’nın hükümranlık alanı olan Suriye’de, Rojava’ya askeri saldırı hazırlığı döneminde, ABD ile yapılan diplomatik görüşmelerin bir sonucu olarak, ticaret hacmiyle ilgili açıklamalarda bulunması, önemli.

Bunun da Rusya ile ortaya çıkaracağı sorunda daha da önemli olabilir.

ABD ile askeri ticaret hacmini yükseltmek, Rusya’yı yarı yolda bırakmak anlamına geliyor mu?

Bunu yakında birlikte görebileceğiz.

Erdoğan’a geri dönelim:

Demokrat Kongre üyesi Ruben Gallego: “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine girmesine izin vermek, Ortadoğu’da yapabileceğimiz en istikrar kaybettirici şeylerden biri.

Kürtler Amerika’ya bir daha hiçbir zaman güvenmeyecek. Kendilerini korumak için yeni ittifaklar veya bağımsızlık arayışına girecekler” eleştirisinde bulundu.

Washington Post, emperyal ABD politikasının altını çizdi: “Türk ordusuyla ABD müttefiki olan Kürt savaşçılar arasında infilak etme potansiyeli bulunan bir durumda“ sorumluluktan kaçtığının altını çizdi.

Beyaz Saray: “Amerikan Silahlı Kuvvetleri bu operasyonu desteklemeyecek ve bir parçası olmayacak” şeklindeki açıklaması, ABD’nin Türkiye’nin saldırılarına “sessiz” kalacağına anlamına geliyor.

Demokratik Suriye Güçleri’nin savunma haklarını kullanmak için bir an bile beklemeyeceklerini belirtmeleri ve “Arap, Kürt, Süryani, Asuri tüm halklarımıza birlik olup Türkiye’nin saldırılarına karşı meşru haklarını kullanarak ülkeyi savunmaya çağırıyoruz” açıklaması, ciddi bir çatışmanın kapıda olduğuna işaret ediyor.

ABD’nin IŞİD’le Mücadele eski Özel Temsilcilerinden Brett McGurk’un Trump’a yönelik radikal eleştirisi, oyunun bir parçası mı, yoksa etkili bir mesaj mı olacak, bu da belirginsizliğin bir ifadesi: “Bir Türk saldırısı halkımız için riskleri artıracak, Suriye Demokratik Güçleri’ni (HSD) zaafa uğratacak ve IŞİD’in yeniden dirilmesini sağlayacak.”

Geriye ne kalıyor?

Kobanê’de Erdoğan’ın yenilgisi, kitlelerin direnişi sonucu mümkün olmuştu.

Rojava saldırısı daha geniş bir halklar silsilesini katletme girişimi olacak.

Bu da, muhtemelen, geniş halklar kitlesinin direnişi anlamına gelecek.

Görünen, bu haklı ve güçlü direnişin Erdoğan’ın aktüel histerik nöbetine son verecek olması.

Bir yerde Erdoğan, sonunu getirecek bir hamle yapma besiret(sizliğ)ini gösteriyor?

Yazarın diğer yazıları