Hitler’in ruhu Kürdistan’da

İster, "barış ve kardeşlik projesi", ister "Kürt açılımı" deyin; kulaklarda hoş algı ise eğer, "barış süreci" ya da adına ne derseniz deyin, o devir, "umutlara açılan tünelde" bir oyalama durağıydı.

Topyekün savaşa hazırlık amaçlı oyalama kararı da, generallerin omurgasını teşkil ettiği Milli Güvenlik Kurulu’ndan…

Çünkü, NATO’nun en büyük ikinci gücü olan Türk ordusu, bireysel meseleye ingirgenircesine "Kürt sorunu" diye adlandırılan "Kürdistan davası"nın hallini, Kürt hareketinin halli şeklinde üstlenmiş, ancak sivil kırım, köy yakmalar, dağları ateşe vermelere rağmen, bir avuç gerillayı yenememiş, çaresizliğiyle kalmıştı.

AKP, Türk sağının (ırkçı), en haşin tek kişi olarak iktidara geldiğinde, bütün gücüyle vuruşa geçmiş, "çocuk da olsa, kadın da olsa" naralanmasıyla kadın, çocuk da kırmış, ama onun da eli koynunda kalmıştı.

Bıyığı badem kırpığı AKP, bundan sonra cami külhanınından yeni fırlak hallere bürünmüş, başkaldıranları "kardeşlik" masasında tatlı dille inka etmek üzere diyalog kapısını aralamıştı.

Benzeri yolu, yıllar önce, kadim liderleri Necmettin Erbakan denemiş, Güneyli Şeyh Osman araclığıyla diyaloğa geçmiş, ama iktidarının ömrü yetmemiş, yarı yolda kalmıştı. Erbakan’ın yarım kalan "kırmızı başlıklı kurt" kurnazlığı, çıraklarının başarısı olabilirdi.

Ancak bir yanılgıları vardı. Kürt hareketinin önderleri, onların ruh haritalarını ezbere biliyor, sahtekarlık ve kalpazanlık akan kurnazlıklarını gözü kapalı okuyabiliyorlardı.

Yalanı, dolanı ve kalpazanlığı demokrasi diye anlayanların işi, karı değildi büyük davalar. Kürt hareketi, bunların ruh hallerini bile bile masaya oturdu.

Fakat, tesbitlerinde yanılmadıklarını yaşayarak gördüler. AKP tarafı, bir süre sonra görüşmelerin birinci etabını (Oslo), sudan bir bahaneyle sonlandırdı.

Ancak, savaşın yükü sadece Kürt tarafının omzunda değildi. Türk tarafı da can kaybı veriyor, maddi zarar görüyordu.

İki taraf da sorunun savaşla üstünlük sağlama, başka bir deyişle, can kaybı olan rakibe diz çöktürme yerine diyalogla sonuca bağlanmasından yanaydı.

AKP durumdan avantaj çıkararak, yeniden masaya döndü ve seçim meydanlarında "artık kan akmayacak ve analar ağlamayacak" vaadiyle iktidarını pekiştirmeye başladı.

Ancak bu, kültüründe dürüstlük bulunmayanların "şark kurnazlığı" oyunuydu. Çünkü, sahnede, "analar ağlamayacak" diyenler, perde gerisinde anaları ağlatacak projelerle meşguldü.

Hareketin tabandan tavana genişleyen piramidinden habersiz olarak, liderlerin tasfiyesi ile hareketi bitirme projelerini geliştirmeye başladılar. (Projenin dört yıl önce son şeklini aldığını, şimdi çamur-çirkef havuz medyasından öğreniyoruz.  Kürt hareketi için anlamlı bir yeri olan kadın gerilla liderlerinden Sakine Cansız’ın bu plan dahilinde Paris’te suikaste uğradığı, bu arada anlaşılacaktı…

Bir yanda "süreç" adıyla barış görüşmeleri yapılırken, bir yandan da savaş yolları, hava alanları, kale şeklinde kışlalar inşa ediliyor, Kürdistan sarplıklarını suyla dolduran barajlar dikiliyor, entrikacı da bunları, seçim meydanlarda, halkın iyiliği için yatırım olarak sunuyordu.

Ama hiç kimse, sonuna kadar yalan söyleyecek kadar zeki değildir. Bugüne kadar hiç bir entrikacı yalanını, kalpazan da sahtekarlığını gizleyemedi.

Bunların tuzakları da topyekün savaşa kadar saklı kalabildi. Artık, insanlığımızın sağlam kalmış damarlarını da pisliğe bulayan kiri, pası, yalanıyla her şey ayandır.

Faşizmin kirine, pisliğine bakın ki, ırkçılığın sloganı "tek millet, tek bayrak, tek dil" Faşist İtalyan diktatörü Mussolini’nin narasıdır. TC’de ilk defa 1970’lerde Türkeş tarafından kullanıldı.

Faşizmin (ırkçılık) ayağından asan medeni Avrupa, bugün ayrı dilleri, farklı ten renkleri, zıt yaşama biçimleri bahçesidir.

Muhbirlik de, insan oğlunu, para karşılığında onursuzlaşması, kendini satmasıdır. Bu da, Nazilerin "insaniyeti"dir. Hitler rejimi, Yahudileri, Roman ve Komünistleri ihbar edenleri para ile ödüllendiriyor, işgal topraklarında, Nazi karşıtlarını keskin nişancılarla avlıyordu.

Hitler’in gölgesi dolaştırılıyor, şimdi Kürdistan’da. İşte gazete haberi:

"Silopi’de evlerinin damında uyuyan Fatma Ay ve 14 yaşındaki kızı Berfin, kurşunların hedefi oldu. 55 yaşındaki anne hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Berfin ise hayatta kalma mücadelesi veriyor. Aile, evlerinin karşısındaki emniyet binasının çatısından keskin nişancılar tarafından ateş açıldığını savunuyor."

Barolardan sonra, Kürdistan’da gözlemlerde bulunan CHP heyeti de, nişancı Nazi taklitçilerinin ortalıkta fink attıklarını açıklıyordu.

Bütün bunlara rağmen, uzun yıllar bu kurnazlığa hizmet vermiş, sonra orta yerde "vit" (topaç) gibi dönenmenin ardında, Kürt legal hareketine yanaşma ve saflara katılma karşılığında ödüllenenler, aldıkları ödülü Kürdistan meselesinin halli olarak görüyorlardı.

Bunlardan biri, başı yem torbasında, gözleri yumuk, o nedenle kördu. Nazi taklitçilerine cilveli göz kırpıyor, "parlamentoya seçildiğime göre, Kürdistan’a demokrasi gelmiş, melese bitmiştir" demeye getiriyor, "vurayım olmaz" diyordu, gazete sütunlarında.

 Ne hak, hangi yetkiyle bilinmez, ama daha dün yanaştığı Kürtlere, efendisine biat köle tavsiyesinde bulunuyordu…

Yazarın diğer yazıları