Hizbullah’ın galeyanı!..

"Türk tipi çakma Hizbullah"ın devamı Hür Dava Paratisi (Hüda-Par) yandaşları, Aytaç Baran adındaki partilinin vurulmasından sonra, Diyarbakır’da 2000’de sahneden kalktı sandığımız enseye kurşun sıkma göstersiyle, insan avına çıkıyordu.

Katil adayları, Kalaschnikow (Kalaşinkof) marka tüfeklerini ateşleyerek, polise zafer gösterisi sunuyor, barut kokusuyla dolmuş havada, tilki avına çıkmış İngiliz soyluları gibi iz sürüp sağa, sola ateş açarak insan vuruyor, bu arada enseye kurşun sıkma ile 1990’lara dönüş yapıyorlardı.

Bütün bunlar olurken, polis "kırana uğramış" gibi ortalıkta yoktu. Katil adayları polis araçları arasında "düşman" hedeflerini tarayıp, havayı kurşunla doldururken, polis sağır ve kör olmuş görmüyor, duymuyor, barut kokusunu da algılamıyordu.

Diyarbakır haydutların işgalinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan koltuğunda mayışıp uykuya dalmış, bütün duyuları uyuşmuş gibi kıpırtısız, sessizdi.

Oysa yaklaşık bir sene önce sınıra gidip, IŞİD’çi katiller, tecavüzcü ve hırsızlara direnen Kobanê’ye bakmış, sonra birilerini müjdeyle sevindirmek istercesine "düştü düşüyor" deyince, Kürtler protesto için sokağa çıkmış, Hüda-Parlılardan Yasin Börü, eline geçeni pencereden göstericilere atarken düşüp ölmüştü. Erdoğan işte o günden beri insan sıcağı divane gibi şehir şehir dolaşıp, "Yasin Börü kardeşimi vurdular" diye bağırmış, onun aşırı hislenmesine hislenen polis de, acısını unutup ruhu huzur bulsun diye mi bilinmez, o esnada biri hastanede, bir hapishanede yatan iki Kürdü katil zanlısı niyetine yakalayıp, Türk adaletine teslim etmişti.

Fakat, buna rağmen Erdoğan teskin olmamış, AKP’nin seçim kampanyası boyunca, "Yasin Börü kardeşimi vurdular" diye haykırmış, ek olarak "bunların (Kürtler) Kur’anla ne alakası var, bunlar Zerdüşt! Ben Kur’an’la büyüdüm oylar bana" diye tepinmişti.

Yasin Börü için, deli deli söylenen Erdoğan, haydutların "galeyana" gelip Diyarbakır’ı ele geçirmeleri, evini basıp Bayram Dağtan’ı katletmesini duymuyor, bir kerecik olsun "Bayram Dağtan kardeşimi vurdular" demiyordu.

İronik deyimle "çünküleyin" bir "galeyanci" ve karşıtının savaşıydı. Galeyancılık milli ruhu. Türk devletinin tohumu atıldığı günden beri, galeyena gelip cinayet işleyenlerin, görünmez ellerce korunması "devlette devam esastır" kuralıydı.

İttihatçıların Ermeni, Rum kırımı bir bakıma "milli galeyan"dı. Atatürk’ü övmeme suçu işleyen yazar ve politikacı Kara Kemal’in 1922’de İzmit’te linç edilmesiyle başlayan "milli galeyan" hallerini saysam, listesi buraya sığmaz..

Ancak, Kürtleri "Galeyancıl" olarak kullandıkları da gerçektir. Kürt galeyancılar, Hamidiye alayları adıyla üniformalıydılar. Kendi halkına düşmandı, onlar. Cinayetleri İslam dini ve Padişahı koruma adına galeyana gelme olarak sunuluyordu.

En yüksek fiyattan ücret alanlar Kürt galeyancılar, Lozan pazarlıkları sırasında, Fransa ve Britanya delegasyonuna, Kürtlerin temsilcileri olarak "biz özerklik istemiyoruz" telgrafları çekenlerdi.

Aynı tayfa 1925’de Şeyh Said’i arkadan çeviriyor, bunlar 1940’a kadar, kendi halkının geleceğine kurşun sıkıyor, milletvekillikleri, bakanlıkla mükafatlandırılıyorlardı.

1984’de, Kürt ulusal mücadelesi ortaya çıktığında, galeyancılar bu kez korucu kimliğiyle karşımıza çıktılar. Sonra, Kürtlükten pişmanlaşmış kiralıklar, Mafya çeteleri türedi. Kiralık Kürtlerin en acımasız taburları Hizbullah adını taşıyordu.

Hizbullah, Türk rejiminin besleme muhafızıydı. Yoksul, gün görmemiş, hep ayak altında ezilmiş Kürt gençlerini avlayıp önce ceplerine para koyuyor, sonra beline silah takıp, kendi halkının öncülerini avlamak üzere, dini sloganlarla alana salıyordu.

Ücret anlaşmazlığının çığırından çıkmasından sonra, televizyonların naklen yayını ile Hizbullah avına çıkılıp lideri öldürülüyor, çete başları tutuklanıyordu.

Ta ki, paralellerinde dini kullanıp, geçimlik yapan AKP Türk devletini ele geçirince, devletin kirli silahı, kontra olarak bilinen Hizbullah’ın içerdeki unsurları, hangi pazarlığın sonucu şimdilik bilinmez ama serbest bırakıldılar. Bir süre sonra, Hüda-Par adıyla örgütlenip, AKP paralelinde, başka bir deyişle yan örgütü, kardeş kurumum gibi çalışmaya başlıyor, AKP rejiminin lideri Erdoğan, MHP’den bile esirgediği ilgiyi Hüda-Par’a sunuyor, liderlerini 25 Ekim 2013 tarihinde topluca kabul edip "memleket meselelerini" konuşuyor, Hizbullah’ın artık mezara gömüldü denilen faaliyetleri bu tarihten sonra görülmeye başlıyordu.

Gelinen aşamada, yeniden tazelenen "faili meçhul" cinayetler Hizbullah’ın yeni çatısı Hüda-Par ile anılıyordu. Kırım amaçlı bombalar, suikastler, silahlı, taşlı, sopalı saldırılar da… 

1990’larda Erbakan ve Tansu Çiller de Hizbullah’ı kullanmışlardı. Ama hayrını görmediler. AKP ise Hizbullah’ın daha ilk ataklarında, yere yuvarlanıp başının altında kaldı.

Kimse hesap sormasa bile Kürtler, 1990’ların Kürtleri de değildir.

Yazarın diğer yazıları