Hükümet gerçekten Gülen’in iadesini istiyor mu?

Şu aralar hükümetin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en önemli gündemi Fethullah Gülen’in iadesi; hükümet çevrelerinin açıklamalarından anladığımız kadarıyla bu güne kadar Fethullah Gülen’in iadesi için 85 koli dosya gönderilmiş…

Sadece dosya hazırlayıp ABD’ye göndermekle de yetinmeyen hükümet bizzat Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı da ABD’ye gönderiyor. 

İlk bakışta sanki gerçekten AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fethullah Gülen’nin iadesini istiyormuş izlenimi alıyorsunuz; ama iş göründüğünden daha karmaşık!

Şöyle ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta 15 Temmuz’u “Öyle olaylar vardır ki şer zannedersiniz ama orada hayır vardır; işte 15 Temmuz darbe girişimi de bize birçok yeni olanak lütfetti!” diye tarif ediyor. 

Şimdi burada irdelenmesi gereken şey; 15 Temmuz’un AKP hükümetlerine ve Erdoğan’a hangi olanakları lütfettiğidir. 

Türkiye kamuoyunun önemli bir kısmının dikkati 15 Temmuz darbe girişiminin daha çok iç siyasette OHAL üzerinden AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sağladığı olanaklar üzerinde yoğunlaştı. 

Aslına bakarsanız böyle olması da çok normal; çünkü insanlar OHAL sonrası hükümet tarafından hayata geçirilen uygulamaların ya doğrudan mağduru oldular; ya da potansiyel mağduru olarak her an sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan fiili başkanlığını “OHAL” ve “darbe mağduru!” olma üzerinden ilan etmiş durumda, şu anda AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı fiili başkanlığın hukuki alt yapısını tamamlamakla meşguller. Muhtemelen OHAL bitmeden “Başkanlık Meselesini” de bir biçimde çözmeye çalışacaklar.

Başkanlık sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan iç siyasette maksimum hedeflerine ulaşmış olacak. Böylece her yıl sarayda toplanan; yürütme, yargı, üniversiteler gibi devletin diğer kurumlarının da kuvvetler ayrılığı ilkesi hiçe sayılarak Cumhurbakanlığına bağlandığı bu süreç tamamlanacak!

Erdoğan, 15 Temmuz’u sürekli ikinci kurtuluş savaşı olarak tarif ediyor. O da tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi Cumhuriyeti kurtarmış ikinci kurucu başkan olarak seçme ve seçilmenin konusu olmadan veya göstermelik seçimlerle ömrünün sonuna kadar cumhurbaşkanlığı sarayında oturmak istiyor.

O da inşaa etmeye çalıştığı yeni ulusun kurucu babası olmak istiyor!

Ancak burada çok sıkıntılı, bir türlü aşamadığı bir durum var; kendisinin ve ailesinin adı hem içerde hem de dışarıda çok ciddi yolsuzluk iddialarına bulaşmış durumda. İşte tam da bu nokta 15 Temmuz darbe girişimi Cumhurbaşkanı için sadece içeride değil uluslararası platformlarda da bu iddialardan kurtulmak için Allah’ın bir lütfü oldu. İşte tam da bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan her defasında 15 Temmuz’u 17/25 Aralık operasyonları ile ilişkilendiriyor.

Cumhurbaşkanı sarayda hakim ve savcı adaylarına yaptığı konuşmada “Biliyorsunuz, 15 Temmuz Fethullahçıların ilk darbe girişimi değildir. FETÖ ilk hamlesini 17-25 Aralık’ta yargı ve emniyet içindeki elemanları aracılığı ile yapmıştı” diyerek 15 Temmuz ve 17/25 Aralık olaylarını eşitlemeye çalışıyor veya 17/25 Aralık’ta bütün dünyanın gördüklerinin, duyduklarının sadece bir mizansen olduğuna herkesi inandırmaya çalışıyor.

17/25 Aralık belki de gerçekten bir mizansendi; belki de hepsi gerçekten FETÖ’nün kurguladığı bir tiyatroydu; bunu biz bilemeyiz ama bildiğimiz tek şey bu konuda ciddi bir yargılama ve aklanma süreci yaşanmadığıdır. 

17/25 Aralık soruşturmaları sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir konu olsaydı; Hükümet bu konuyu çok kolay çözerdi. Ancak bu o kadar kolay bir konu değil. Olayın İran’dan başlayıp, Dubai’ye Türkiye’ye, BM’ye, oradan ABD’ye kadar uzanan boyutları var. 

Öyle anlaşılıyor ki; bu konuda AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan çok tedirgin; bence hükümet gerçekten Gülen’in iadesini istemiyor. Yapmaya çalıştığı; İade süreci üzerinden baskı yaparak ABD ile bir yol bulmak; Reza Zarrab üzerinden kendilerine ulaşacak bir yargılamayı bu yolla hukuken değersizleştirmek istiyor. 

Yazarın diğer yazıları