Hükümet politikaları aşırı sağa yarıyor…

Geçtiğimiz günlerde aşırı sağ hareket Pegida 4. yılını kutladı. 20 Ekim 2014’te Dresten’de başlayan akşam yürüyüşü ile kuruluşunu deklere eden hareket, Almanya’da artan savaş göçünü yükselme argümanı olarak kullanmış, sadece doğu Almanya değil, birçok kentte de örgütlenmişlerdi. Pegida yürüyüşleri eskisi gibi kalabalık geçmiyor, fakat mecliste taleplerini dile getiren bir partileri var.

Almanya’da koalisyon partileri seçmen nezdinde her geçen gün puan kaybederken, aşırı sağcı parti AfD bu kayıptan nemalanarak yükselişte. Son yapılan Bavyera seçimleri ve anketler bunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Geçenlerde bir dergide bir AfD seçmeni ile yapılan röportajı okudum. Röportajda dile getirenler bütünü anlamak açısından önemli detaylar barındırıyor.

Röportajda savaşlardan kaynaklanan aşırı göç ve mültecilerin Almanya’daki durumu ile ilgili şu yorumu yapıyor AfD’li seçmen: “Mülteciler oradan yasal olmayan yollarla, büyük paralar ödeyerek ve tabii ki daha iyi bir hayat düşleyerek buraya geliyorlar. Buraya geldiklerinde de kişi başı aylık yaklaşık 1000 Euro para alıyorlar. Bu parayı da sonra kendi ülkelerindeki ailelerine gönderiyorlar. Yani; Almanya’da 30 yıl çalışmış bir kişi ödediği vergilerle Afrikalı aileleri besliyor. Almanya’dan Afrika’ya gönderilen para transferine bakarsanız, demek istediğimi anlarsınız. Bu arada emekli Almanlar zar zor geçinebiliyor burada.”

Almanya dış politikada etkin olma planlarını hayata geçirdiğinden bu yana dünyada olup bitenler ile oldukça ilgili. Gerek Avrupa’da, gerekse Ortadoğu’da kriz durumlarında çok müdahil olmadan, belirleyici rol oynuyor. Dolayısıyla savaş ticareti de Almanya’nın bu stratejisinden besleniyor.

Almanya’da 1 milyon’un üzerinde mülteci bulunuyor. Mülteci sayısının bu kadar fazla olması iyilikseverliğinden değil, bilakis dış politikalarının gereği. Üstelik mültecilere yönelik nefret ve akabinde saldırılar da her geçen gün artıyor. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2018’in ilk yarısında 627 saldırı gerçekleştirildi. Elbette rakamlar çok saha yüksek.

Nitekim AfD’li seçmen röportajda mülteci sorununun çözümüne yönelik şu önerilerde de bulunuyor: “Öncelikle sınırları kapatıp, entegre olmamış yabancıları geri gönderirdim. Ama önce dosya numaralarını kollarına dövme ile yazmak lazım ki bir daha geldiklerinde tanınabilsinler. Evet bu bir Nazi uygulaması ama daha doğru bir kontrol sağlar, çünkü kimlik kartları yok. Ayrıca sahte kimlik çıkartabilirler ama dövmeyi sildirmeleri zor. Ayrıca tekrar gelmeye teşebbüs edenler kendi ülkelerindeki gibi cezalandırılmalılar. Şeriat kanunlarına göre yani. Anladıkları kanun bu çünkü.

Ayrıca bu cezalar toplum önünde gerçekleştirilmeli ki emsal teşkil etsin. En büyük ticari ortağımız Çin stadyumlarda halka açık olarak infaz ediyor suçluları. Siz hiç “Nazi Çinli” diye bir tabir duydunuz mu?”

Bu samimi (!) yorumlar aslında AfD’ye oy veren kitlenin genel nabzını yansıtıyor. AfD seçmeni mülteci sorunlarının çözümüne bu perspektiften bakıyor ve mültecilerin ülkeyi terk etmesi ile sorunların büyük oranda çözüleceğine inanıyor. Zaten büyüdükleri zeminin sağlamlaşmasında hükümet politikalarının önemli bir payı var.

AfD’li seçmenin belki de diğer seçmenlerle tek ortaklaştığı konu Almanya’nın silah ticareti meselesi. Özellikle Türkiye ve Suudi Arabistan’a silah satışının yasal olmadığını belirtiyor AfD’li seçmen. Burada şöyle bir parantez açalım: Türkiye ve Suudi Arabistan Almanya’nın en çok silah sattığı ülke. Zira Merkel Kaşıkçı’nın ölümünün netleşmesinin ardından “Bu aydınlatılmadığı sürece Suudi Arabistan’a silah ihracatı yapılmayacak“ yorumunu yapmıştı. Çünkü Suudilere silah satışını durdurmak ile tehdit etmek önemli bir yaptırım, ki veriler dudak uçuklatıcı. Verilere göre 2018’in ilk dokuz ayında Suudi Arabistan’a 416 milyon 400 bin Euro tutarında silah ihraç edilmesine izin verildi.

Almanya kısa vadede mülteci sorunlarını çözemeyeceğini görüyor. Mülteci akımını sınırlamak için başta Türkiye olmak üzere, Avrupa ülkeleri ile yaptıkları anlaşmalar ise sorunu temelde çözemeyecek.

***
Yazımızın sonuna ileriki günlerde açmak üzere kısa bir detay ekleyelim: Almanya İçişleri Bakanlığı Türkiye’ye seyahat uyarısını güncelledi. Uyarıda özellikle sosyal medya paylaşımlarına dikkat çekilerek, bir linkin beğenilmesinin bile tutuklama nedeni olabileceğine işaret edildi.

Seyahat uyarısının ayrıntıları okunduğunda, antidemokratik uygulamaların bir dökümü gibi. Merkel ve Ekonomi Bakanı Altmaier farklı zamanlarda Türkiye’yi ziyaret edecek. Türkiye ile anlaşmalar yapıp, halkı antidemokratik uygulamalara karşı uyarmak ise Almanya yeni dönem stratejisi.

Yazarın diğer yazıları