Hüseyin gibi cesaretle Yezid’e karşı direniştir

“Bir adalet çığlığıdır talebimiz. Bu yol Hüseyin gibi inanç ve cesaretle Yezid sisteme karşı direnişin yoludur. Kanımızı emen, insanlığımızı yok etmek isteyen bu sömürücü sisteme karşı isyan ediyoruz! Başkaldırıyoruz!

İbrahim’i ateşe attıkları gibi bizi de yakmak, isyanımızı bastırmak isteyeceklerdir, çünkü onlara ve ilahlarına iman etmeyeceğimizi ve onları kıracağımızı haykırıyoruz. İsyanlar, İbrahimi direnişle başarıya ulaşacaktır.”

PERVİN YERLİKAYA / STUTTGART

Ölüm orucunu sürdüren Kürdistan İslami Hareketi kurucu üyesi Muhammed İnal’ın ablası Süheyla İnal, “Peygamberi bir mücadele veren direnişçilerimize doğru bir şekilde sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.

Kürdistan İslami Hareketi davası sebebiyle 20 yıldır esir tutulan Muhammed İnal, Kandıra 1. Nolu F Tipi Cezaevi’nde 1 Mart’ta katıldığı açlık grevini, 10 Mayıs’ta ölüm orucuna dönüştürdü. Bawerî, İslami Bakış, Ronahî, Demokratik Modernite gibi dergilerde makaleleri yayınlanan İnal’ın ayrıca çeviri ve telif eserleri çalışmaları da bulunuyor: Gulîstan; Şeyh Sadî Şîrazî: Kürtçeye çeviri ve Şerh (Mahmud Yamalak ile beraber), Fihi Mafih; Mevlana Celaleddin Rumi: Kürtçeye çeviri ve Şerh, Diwana Hafız (Şeyh Hafız-i Şirazî) ve Modern Çağda İslam’ın Yeniden İnşası.

Medrese geleneğinden

Muhammed İnal, Kürdistan’da yurtseverlik özellikleriyle tanınan bir mele ailesinden geliyor. Dedesi ve babası Kürdistan’da medrese eğitimi vermiş, hedef haline gelmiş, defalarca sürgüne maruz kalmış. 1984’te Kürdistan’dan Karadeniz’e sürgün edilen aile Rize’ye yerleşmiş. Ablası Süheyla İnal, Çayeli ilçesinde de Kürt kimliğini koruduklarını belirterek, “Asimile edilmek ve kendi özümüzden kopartılmak isteniyorduk ancak tam tersine dilimize, inancımıza, kültürümüze ve kimliğimize sürgün yaşamının tüm zorluk ve baskılarına karşı sahip çıktık. Kürt mücadelesini hiç çekinmeden anlattık ve Kürtçeyi her ortamda konuştuk” dedi.

İslami Hareket’te yer aldı

Kardeşinin Rize Anadolu Lisesi’ni Türkiye çapında çok iyi bir dereceyle kazandığını anlatan İnal, 1995’ten itibaren İstanbul’a yerleştiklerini burada da mücadelelerinden kopmadıklarını aktardı. Muhammed’in lise yılarında Kürdistan İslami Hareketi’nin örgütlenmesi ile Bawer ve İslami Bakış dergisinde yer aldığını aktardı ve ekledi: “Çocukluğundan itibaren inancına, diline, kimliğine bilinçli bir şekilde sahip çıkan; çok okuyan, sorgulayan, İslamın özünü ve yurtsever çizgiyi benimseyen, öncü özelliği olan bir kişilikti.”

Kardeşinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo ardından tutuklanarak cezaevine konulduğunu hatırlatan İnal, “Bir buçuk ay süren işkence ardından ‘örgüt kurucusu’ suçlamasıyla tutuklandı, 3 idam cezası aldı, daha sonra da müebbete çevrildi” dedi.

Kendisini değil, arkadaşlarını anlatıyor

Anne ve babasını en son geçen hafta cezaevinde açık görüş yaptıklarını belirten İnal, kardeşinin durumu ve cezaevi koşullarına ilişkin şunları aktardı: “Zayıflamışlar, kilo kaybı ve halsizlik var, ancak moralleri çok yüksekmiş. Kardeşim, kendinden çok diğer arkadaşlar hakkında bilgi veriyor. Geçen hafta arama adı altında saldırıya uğradılar ve ellerindeki bütün iletişim araçlarına; radyolarına, notlarına, kitaplarına, materyallerin hepsine el konuldu. Üç ay boyunca avukatları ile gardiyan eşliğinde ve kamera kaydında görüşmek zorunda bırakılıyorlar. Bunu, görüşe çıkmayarak protesto ettiler. Bu kararın ölüm orucuna gireceklerin ismi yayınlandıktan sonra verilmesi tesadüf değildir. Ölüm orucu süresince avukatları ile görüş yapamayacaklar, iletişim araçları ellerinden alınmış ve tek iletişimleri aile görüşüyle mümkün oluyor.”

Dönemin Muaviyelerine karşı

Mücadelenin, zalime karşı, dönemin Muaviye ve Yezidlerine karşı olduğunun farkında olmak gerektiğini söyleyen Süheyla İnal, Hud Suresi’nin 113. ayetini hatırlattı: “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.”

Yek vücut olalım

Herkesi ortak mücadele etrafında buluşmaya davet eden İnal, son olarak şunları belirtti: “Bugün direnişte olanların her biri bir değerdir, canımızdan bir parçadır, bu mücadele uğrunda kendilerini feda etmekten kaçınmayan bireylerdir. En fazla vicdan sahibi olan, bu toplumun geleceği ve beyinleridir. Onları ölümle karşı karşıya bırakmayalım. Yek vücut olup bu mücadeleyi sahiplenelim. Canlarımız yaşamını yitirmeden bir çözüme ulaştırabilmek bizim elimizdedir.”

Her şeyi yapacağız

Muhammed İnal, ailesi aracılığıyla gönderdiği mesajda, direnişçiler olarak özgür toplum ve özgür bir gelecek için var olan tüm güçleriyle ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını söyledi. İnal, şöyle devam etti: “Artık İslam’ı mevcut iktidarların temsil etmediğini söylemek yetmiyor, bunlara karşı insani ve İslami sorumluluğumuz adına somut olarak ne yaptığımızı ortaya koymalıyız. Zira özgürlük teolojisi, bir kalıp değildir. Daha ziyade kendi özgürlüğünü, adaletini inşa sürecidir. Kürtlerin, azınlıkların, Alevilerin, Êzîdîlerin, kadınların, işçilerin, yoksulların sorunlarına çözüm olmaktır. Kendi ellerimizle kuracağımız ‘Medine’dir.

İslamcıların münafıklığı

Türkiye’deki İslami hareketlerin önemli bir kısmı maalesef, devleti kutsayan milliyetçi zihniyetle malüldürler ve devletçi anlayış hakimdir. Adeta her biri ırkçı Türkçülüğün kalelerinden biridir. 90 yıldır varlıkları inkar edilen, dilleri yasaklanan ve katliamlara uğrayan Kürt halkının hak mücadelesi karşısında inkarcı devletin yanında yer aldılar. Diğer ülkelerdeki hak mücadelesini destekleyip kendi ülkelerindeki hak mücadelelerine bigane kalmaları, hatta rejimin destekçisi konumuna geçmeleri Allah nezdinde de, hakbilir kullar nezdinde de affedilmez bir münafıklık olarak tanımlanacaktır.

İbrahim gibi direnmeliyiz

Bir adalet çığlığıdır talebimiz. Bu yol, Hüseyin gibi inanç ve cesaretle Yezid sisteme karşı direnişin yoludur. Kanımızı emen, insanlığımızı yok etmek isteyen bu sömürücü sisteme karşı isyan ediyoruz! Başkaldırıyoruz!

İbrahimi ateşe attıkları gibi bizi de yakmak, isyanımızı bastırmak isteyeceklerdir, çünkü onlara ve ilahlarına iman etmeyeceğimizi ve onları kıracağımızı haykırıyoruz.

Bu ateşten korkmamak yeter mi? Hayır! 

Peki ne yapmalı, ne etmeli? İbrahim gibi ateşe direnmeliyiz. İsyanlar, İbrahimi direnişle başarıya ulaşacaktır.  Zira İbrahimi Hareket sadece kuru isyan değil, yeni özgür, ahlaki, eşit ve adil dünyayı kurma eylemidir.”


Her gün köyünden geliyor

Açlık grevinde yakını olmamasına rağmen her gün Çınar’ın Konak köyünden yola çıkarak tutsak annelerine desteğe gelen Makbule Akyüz, “Anneler her şeyi göze alarak o alanlara çıkıyor. Nerede yaralı bir anne varsa onun yanında direnirim” dedi.

Çocukları devam eden tecride karşı bedenlerini yatırırken, anneler de çocuklarını yaşatmak için Gebze, Bakırköy, Urfa, Mardin, Batman gibi kentlerdeki alanları, tüm saldırı ve gözaltına rağmen terk etmiyor. Amed’in Bağlar ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda her gün saat 12.00’de bir araya gelen anneler, polislerin hakaret ve şiddetine rağmen direnişlerinden tek bir adım dahi geri atmıyor.

Makbule Akyüz, çocuğu açlık grevinde olmamasına rağmen her gün Çınar ilçesine bağlı Konak köyünden Koşuyolu Parkı’na desteğe geliyor. Annelerin direnişine destek vermek için her gün yola koyulan Akyüz, annelerin sesi duyulup gözyaşları dininceye dek direnişe devam edeceğinin altını çizdi.

Her şeyi göze alarak

Her sabah gözlerini yeni bir haber duyacağı umuduyla açarak güne başladığını belirten Makbule Akyüz, bekledikleri haberin gelmemesi üzerine ise tutsak annelerine deste vermek için hazırlanmaya başladığını söyledi. Akyüz, “Sabah saatlerinde yola çıkıp geliyorum. Çıktığım zaman çocuklara ‘kendinize iyi bakın belki birbirimizi görmeyiz, belki akşama gelmem, gözaltına alınabilirim’ diyorum. Çünkü tutsak anneleri her şeyi göze alarak o alanlara çıkıyor ve ben de aynı şekilde onların yanında olmak istiyorum” dedi.

Hem hakaret hem şiddet

Sabah erken saatlerde Çınar’da araba beklediğini ve ardından Amed’e doğru yola koyulduğunu kaydeden Akyüz, yol boyunca açlığa zorlanan çocukları düşündüğünü söyledi. Vardığında ise birkaç anneyle Tutuklu Aileleriyle Yardımlaşma Derneği’nde  (TUAY- DER) buluştuklarını belirten Akyüz, “Ardından Koşuyolu Parkı’nda toplanan annelerle bir araya geliyoruz. TUAY-DER’den çıkıp annelerin yanına varana kadar polis amirleri peşimizden hiç ayrılmıyor. Sesimizi duymak istemeyenlere duyurmak için eylemlerimiz polis ablukasında sürüyor. Tüm engellemelere rağmen yürüyüş gerçekleştiriyoruz. Yürüyüşten sonra tekrar buluştuğumuz TUAY-DER’e binasına sloganlar eşliğinde yürüyoruz. Bu sırada hem hakaret hem şiddete uğruyoruz” şeklinde konuştu.

Çocuklarını yaşatmak için

 Direnen annelerin en küçüğünün 40 yaşında olduğunu ve Ramazan ayına rağmen her gün sıcağın altında çocukları için oturma eylemi gerçekleştirdiğini kaydeden Akyüz, “Bütün anneler evlatları yaşasın diye canını verir. Öcalan zaten dört duvar arasında, bu ceza yetmiyor mu, neden tecrit uyguluyorlar? Her tutsağın hakkı olan aile, avukat görüşü neden İmralı’ya uygulanmıyor? Biz anneyiz anne, kimse bize acılarınız ortak değil demesin. Bir annenin evladı için ciğeri erirken benim durup izlememi kimse beklemesin. Bugün nerede yaralı bir anne varsa onun yanında direnirim. Çocuklarımız için her şeyi göze aldık biz” dedi.

Kürt doğduk, Kürt öleceğiz

 Makbule Akyüz, son olarak şunları söyledi: “Bizi yaradan Kürt yaratmış, bunu ne Türk devleti ne de bir başkası değiştiremez.  Biz istesek de istemesek de Kürt’üz ve Kürt olarak toprağa gömüleceğiz. Kürt Halk Önderi üzerindeki bu tecridi asla kabul etmeyeceğiz. Çocuklarımızın talebinin arkasındayız. Ben bir tutsak annesi ya da açlık grevi eylemcisi annesi değilim ama Kürt bir anne olmam yetiyor onların arkasında olmama. Devlet çözümsüzlük ve savaş dilinden vazgeçmelidir. Biz anneler tülbentlerimizi meydanlara attık. Onlar bu tülbentleri yerden alıp elimize vermelidir.”

Yazarın diğer yazıları

    None Found