Hüzünlü 1 Eylül güncesi

Bugün 1 Eylül "Dünya Barış Günü” Yılın 364 gününde savaşların ve gözyaşlarının arasında kalmış, üzgün, bezgin minnacık bir gün.

Oysa öylesine bir öneriyle ortaya çıkmış bir gün değil. İnsanlığın en büyük yıkımlarından biri vesilesiyle benimsenmiş, 50 milyon ölü var o günün arkasında. Savaşların olmadığı, insanların insanca yaşayabildiği bir dünya temennisi ve özlemi var. Oysa dünyanın birçok yerinde alevlerle yazılıyor günceler.

Türkiye’de de hergün yeni acılara uyanıyoruz. Dahası barış imgesi anlamının tersinden okunur oldu. Barıştan söz eden hain damgası yiyor. Barış artık ’suçlu’ ve ‘tehlikeli’

***

Shakespeare’nin Hamlet oyununun bir sahnesinde Hamlet, mezar kazıcıyı göstererek sorar: "Yaptığı işin farkında değil mi bu adam? Türkü söylüyor mezar kazarken” Horatio: "Alışmış, umursamıyor artık!"

Evet. Hergün insanlar ölüyor ve birileri mezar kazıcılar gibi bizi buna alıştırmaya çalışıyor. Alışmak; duygusuzlaşma, yok sayma, önemsememe, kaale almamaya yönlendirir insanı. İnsanın çaresizliğini ortaya koyar. O noktada artık duyguların, beynin ve bedenin tepki vermemesi, ‘imkansız, bu asla olamaz, mümkün değil’ tepkisinin zamanla ‘olur böyle şeyler, normaldir’ haline dönüşmesidir.

Davranış bilimciler insanın olumlu ya da olumsuz her şeye alışabilir hatta bu alışkanlık bağımlılık yapabilir. Ancak böylesi bir durumun insanı insan yapan değerler adına ağır bir bedel olduğunu belirtirler.

Önyargı ve ezberlerle beslenen korku ve güvensizlik; bir tehdit ve tehlikeyi olduğundan daha büyük algılanmasına neden olur ve zalimane uygulamaları benimser bir tutum içine girer. İnsan maruz kaldığı kuşatmanın mağduru olduğu gibi, sebebi de olmanın açmazı haline gelir. Böyle bir tutum da her türlü provokasyon ve manipülasyona açıktır ve bir avuç toplum mühendisi tarafından kolayca yönlendirilebilir.

Evet. Barış isteyenin ‘terörist’, savaş isteyenin ‘vatansever’ sayıldığı günlerden geçiyoruz. Toplum, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu bir süreçten geçiyor. Kimden gelirse gelsin kurşun kurşundur, kim ölürse ölsün ölüm ölümdür, acı acıdır ve herkesin acısı kendine büyük. Toplumsal bir öğe olarak kitleler bu duruma karşı çıkıp barışı dillendirmedikçe, şiddet varlığını korudukça, ve bunun medya tarafından kışkırtılması devam ettikçe yara kanamaya devam edecektir.

***

Bu yazıyı parmakların tetikten çekildiği -en azından- bir çatışmasızlık ortamında bir barış şarkısı mırıldanarak yazmak isterdim ama yarım kalmış bir yol haritasında engellenmiş barış mesajları gibi yazının da boynu bükük, gönlü kırık oluyor.

Bu yazı, bizi insan kılan duygu ve değerler aşkına; tüm taraflara ve her kesimden savaş karşıtı bencileyin dertli insanlar adına bir çağrı, bir söze davet olsun istedim.

Kürt hareketi için de şunu ifade etmek isterim ki: hak ve özgürlükleri demokratik ve barışçıl yöntemlerle alma çabasının ve bu tarz bir mücadelenin her zaman ve her yerde kazanımı büyük olmuştur. Böyle bir duruş ‘kamu güvenliği’ adı altında toplumu zapturap altına almaya çalışan politikaları boşa çıkarma anlamında da son derece önemlidir. Böyle anlamlı bir günde tek taraflı da olsa bir çatışmasızlık süreci başlatması son derece anlamlı olacaktır.

Yazarın diğer yazıları