Hırsızlık ve soygun hamleleri denizler aştıkça…

Çete, karanlığı sever. Gece karanlığına karışarak, iş görür. Sıkıyönetim, olağanüstü hal gibi perdeler, çeteciliğin kesintisiz sür-git ettiği karanlıktır.

AKP Faşizmi ise karanlığın adıdır. Kürt halkı, karanlıkta rehine, dünyaya eleştirel gözle bakıp insanca düşünen Türkler de esir…

O nedenle, insanlar her sabah, "acaba?" endişesiyle uyanıyorlar. "Acaba dün gece ne oldu, neler yaptılar, nereye baskın yapıp, kimin ocağını matem kederi, göz yaşına boğdular" tedirginliğiyle güne başlıyorlar.

Ev baskınları, tutuklamalar bir yana, geçen yıl Amed’in Lice, Hazro, Kulp, Silvan, Kocaköy hinterlandı, insanları, hayvanları, bağ, bahçe ve tarlalarıyla teslim alınmış, hapis tutulmuştu. İnsanlar için, silah tehdidi ile aylar süren ev hapsi…

Ev hapsi nedeniyle, sulanamayan bağ ve bahçeler bakımsızlıktan kurumuş, içerde esir kalan sayısız hayvanlar açlık ve sussuzluktan ölmüş, tarla hasadı da yapılamamıştı.

Yaklaşık altı ay sonra, doğan ve insanın mahpusluğu son bulmuştu. Yeniden tekrarlanmaz derken, dün sabah uyananlar aynı coğrafyayı, "Türk-İslam ırkçılığı" kinine esir düştüğüne tanıklık ettiler. 42 tane köyde, insanların güneşe, aydınlığa çıkışı yasaktı.

Türk ordusu baskında, evlerin kuytuluklarını, genç kızların mahremi sandık ve dolapları arama taarruzundaydı. Koyunlar, kuzular da, yeniden Türk-İslam ordusunun esiriydi.

Gerçeği söylemek gerekirse, Kürtler için, son yüz yılın üçte ikisi böyle geçmişti. Korkunç ama postal, dipçik ve namlu tehdidi altında…

Kürtlerin hayatlarında, bunların yaptığını hiç kimse yapmadı. Hele hele, "gavur" dedikleri asla…

Çünkü Kürtler, "gavur" diye aşağılananların işgalini de gördüler.

Mesela, çok uzak gibi görünüyor, ama bugünkü kuşakların dede ve nineleri, Rus, Britanya ve Fransız işgalini de gördüler. O günlere ilişkin anlatılanlar, hala dillerden kulaklara akıyor…

 Osmanlılar, Rusya’ya cephe açıp Birinci Dünya Savaşını başlatmış, ordusu fethe çıkmış, ama bir süre sonra, bitlerin istilasına uğramıştı. Derken, açılık ve salgın hastalıktan helak düşmüş, Sarıkamış dağlarında da donarak saf dışı kalmış, dünyada, çarpışmaya girmeden kırılarak, yok olan ilk ve son ordu adını almıştı.

Bundan sonra Rusların önü açılmış, Kürdistan’ın önemli bir bölümünü işgal edilmişti. Ancak Kürtler, teslim olmamış, her köy, "gavura" karşı kendi çapında birer savunma mevzii haline gelmiş, Pasin ovasında da cephe kurulmuştu.

Kürtler, taş, sopa, dirgan, kürek ve kurşun, ne bulurlarsa onunla karşıladılar, işgalcileri.

Bu arada Britanya Güney Kürdistan’ı, Fransızlar da Ruha (Urfa) ve Antep yöresini işgal etmiş, ancak onlar da çiçekle karşılanmamışlardı. Karayılan ve Şahin beyle destanımsı direnişin simgeleridir. 

IŞİD ve Müslüman Kardeşler (İhvan)’in ikizi AKP İslamı ile bunlar "dış düşman" ve"Gavur"du.

Ama, bütün dinlerin temeli vicdandı. Vicdandan yoksun olan inanç ne olursa olsun, bütün evrende "Gavur" sayılıyordu. Vicdani yangına bakın ki, AKP İslamı insan yakıyor, IŞİD kesiyordu.

Ruslar kimseyi ev hapsine almadığı gibi Fransızlar ve İngilizler de sokağa çıkma yasağı ilan etmediler. Direniş var diye şehirleri yıkıp yakmadılar.

 "Gavurlar" vicdanlıydı. Kürt halkının ırzına, onuruna tasallut edip kirli dillerini de uzatmadılar. Katlettikleri Kürt kadının ölüsünü çıplak teşhir etmediler. Cizre, Şırnak ve öteki yerlerdeki gibi ev içlerini, yatak ve oturma odalarını iğrençliklerle kirletmediler. İnsan da yakmadılar.

Ve bunlar "Müslüman" geride bıraktıkları enkaz şehirlerin havası, hala yanık insan eti kokuyor.

Bunların vicdanı, Kürdistan‘a insanlık yangınlarıyla dalmaya devam ediyor.

 Bunların hırsızlığı, soygun, gasp, talan ile yolsuzluk vurgunları sınırı geçip, denizler ötesi dünyaya yayıldıkça, "daha kuvvetlice" vicdandan arınmış dindar kesiliyorlar. Açlıktan ölen bebeğin, doktor, hastane bulamadığı için yol ortasında can çekişen hastanın, okul bulamayan çocuğun, ekmek bulamayan işsizin hakkı olan parayı, Saray sefalarında kaşıklarken dindarlığı kimseye bırakmışlar, bunlar. Çaldıkları parayı, dünyanın cennet bahçelerine taşırken, "sofuluktan" başları dönüyor, hırsızların.

O kadar vicdanlı Müslüman ki bunlar, bir gündür sabahları İran-Irak sınırındaki Asos dağlarındaki çocukların uykularını çalmaya çıkıyorlar. Onları korkudan çıldırtmaya…

Türk ordusu, hücumlarda kullanılan uçakların sayısı ve bombaların ağırlığı ile övünüyor. Vicdan işte…

Arap medyası, Türk savaş uçakları tarafından bombalanan bölgede silahlı güç bulunmadığını duyuruyordu. Bombardımanlardaki can kaybından söz edilmiyor, bağ ile bahçelerin zarar gördüğü haber veriliyordu.

Taarruz, Recep Erdoğan’ın "son ferdine kadar" diye başlayan yemini sonucuydu.

Türk medyası, taarruzun İran ve Irak’tan gelen sipariş üzere fişeklendiğini haber veriyordu, gururla. Sipariş de olsa, Erdoğan’ın aile bireylerinin "Man" adasına kaçırıp istiflediği milyonlarca doları örtmek, gözden kaçırmak içindi, Kürt dağlarına yağırılan bombalar.

Oysa buna gerek yoktu: Yandaşların hırsıza, madrabaz desteği peşin ve sarsılmazdı:

"Çalıyorsa benim paramı çalıyor, sana ne!…" 

Yazarın diğer yazıları