İç-Toroslar’dan Kürd-Dağı’na bir sembol aile: Kocolar ve Mehmet Elbistan

Mehmet BAYRAK

Mehmet Elbistan Abi’yi anlatmak hem kolay hem çok zor. O, herşeyden önce özveri ve fedakarlıkla bezenmiş, içtenlikli bir Kürt aktivisti. Bulunduğu her ortamda Kürt davasında bir taraf ve müdahil. Ülkeler hatta kıtalararası Kürt demokratik mücadelesinde bir koşucu…

Geçmişte nice efsaneye konu olmuş ve bir bölümü ünlü romancı Yaşar Kemal tarafından romanlarıyla ve efsane anlatılarıyla bilince çıkarılmış Binboğa Dağı eteklerindeki köyümüz Dallıkavak’ta, ilkokul yıllarında duymuştum Sinemilli aşiretinden Koco Ağa’nın ismini. 1950’li yılların ortalarında bir defasında köyümüze gelip, dedemlerde kaldığına da tanık olmuştum…

Büyüklerimiz, Koco Amca’nın yöremizden Hatay bölgesine gittiğini ve orada, sonradan Suriye’ye katılmış olan Çiyayê Kurdan (Kürd-Dağı) Kürtleri’yle de yakın ilişkisi ve bölgede bir bütün olarak nüfuzu bulunduğunu söylüyorlardı. Zaten, 1923’teki Lozan Anlaşması’na kadar, İçtoroslar’da yer alan Maraş- Antep- Urfa illeri ile Antakya/ Hatay, Halep eyaletine bağlıydı ve bölge insanlarının gerek resmi gerek ticari gerekse kültürel ilişkileri bu İçtoroslar- Kürd-Dağı hattında yer alan Alevi- Kürt yoğunluklu bu bölgeyleydi.

1923’ten sonra isimleri (Kahraman) Maraş, (Gazi) Antep ve (Şanlı) Urfa’ya dönüşen bu iller Türkiye’de kalıp; Hatay ili de 1938’de bağlanınca, Halep’le resmi ilişkiler kopmuş ancak canlı hayvan ticareti başta olmak üzere diğer ticari ilişkiler devam ederken; “şelekçilik” denen sırt kaçakçılığının da 1950’li yıllardaki sınır mayınlamasıyla noktalanması üzerine hemen tümden kesilmişti. Genellikle yoksul ailelerin dirlik çıkarmak üzere zorunlu olarak yürüttüğü bu “kutnu- kumaş” ve “hazır giyim” ticaretinde Koco Amca’ların ve daha sonra Baytar Nuri’nin insanlarımıza yardım ettiğini çok sonraları öğrenecektim. Hatırladığım kadarıyla komşu köylerimiz için bu uygulama, birçok insanın bu sınır mayınları dolayısıyla hayatını kaybetmesi üzerine tümden kesilmişti…

Yakın döneme ilişkin birçok toplumsal gelişme gibi, ünlü şair Ahmed Arif bu “teller ve mayınlarla bölünen coğrafya”yı ve adı “kaçakçıya, eşkıyaya, hayına” çıkanları da özlü biçimde şiiriyle dokumuştu:

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri, obalarıyla

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,

Komşuyuz yaka yakaya

Birbirine kavuşur tavuklarımız

Bilmezlikten değil,

Fıkaralıktan

Pasaporta ısınmamış içimiz

Budur katlimize sebep suçumuz,

Gayrı eşkıyaya çıkar adımız

Kaçakçıya / Soyguncuya / Hayına…

1959 Kürt aydınları Tevkifatı’nda Dr. Koco, Av. Sıdkı Elbistan

Üniversite yıllarında ilk kez duymuştum, Koco Amca’nın iki oğlunun da Demokrat Parti’nin son yıllarında “Kürtçülük”ten tutuklandığını… Yine yöremizde Tilkiler Köyünden Ökkeş Karadağ isimli birinin de aynı davadan tutuklandığını sonradan öğrenecek ve 1989’da Musa Anter’le birlikte katıldığımız bir panelden sonra oğlu Ruhi Karadağ’ı tanıyacaktım.

1950 Seçimlerinde, tek parti rejiminden rahatsız olan Kürtler, Aleviler, Solcular ve İslâm dışı unsurlar kitle halinde Demokrat Parti’ye yönelmişlerdi. Ancak, DP ilk iş olarak Solcular’a yönelmiş ve yukardaki dizelerin sahibi Ahmed Arif dahil çok sayıda aydını “komünist” savıyla tutuklamıştı. Ardından, İslami tarikatlara yaslanmış ve Alevi asimilasyonuna yönelmişti. 1955’te 6/7 Eylül Kıyımı’na yönelmiş ve nihayet sıra Kürt aydınlanmasına gelmişti…

Durumu gözlemleyen halk ozanlarından Âşık Ali İzzet Özkan, daha 1952’de bu Partiyi şöyle nitelendirmişti:

Demokrat Parti’yi taze kız sandık

Kahpe çıktı, çirkin çıktı, dul çıktı

Alnım açık, yüzüm ağ dedi kandık

Yüzü kara çıktı, başı kel çıktı…

İktidar, ilgili hakkında dava açıyor ancak daha sonra dava beraatle sonuçlanıyordu.

1959 yılına gelindiğinde, Kürt aydınlanmasını gözeten Türk İstihbaratı, 500 Kürt aydınının tutuklanması doğrultusunda bir plan hazırlayor ancak bu dönemin Kürt kökenli Dışışleri Bakanı – sonradan idam edilen- Fatin Rüştü Zorlu (Kürt Zorî aşiretinden) bu talebe karşı çıkıyor; bunun üzerine bu sayı 50’ye düşürülüyordu.

İşte, hemen tamamı üniversite mezunu veya öğrencisi Kürt gençlerinden oluşan bu grubun iki üyesi de Dr. Koco ve Av. Sıdkı Elbistan’dı… (Bunun sözkonusu kişiler açısından ayrıntılı serüveni için bkz. Tarih Vakfı: Tarihe 1000 Canlı Tanık/ İçimizden Biri Koco Elbistan; Pazar- Milliyet gaz. 15 Haziran 2003; Der. Aziz Tunç: Değerli Dostumuz Koco Elbistan’ı Ziyaret Ettik; Akel Vakfı der. Mart- 2009; Firaz Baran: Koco Elbistan ve Çocukları; Pazarcık gaz. Sayı:5/2011).

Kürt hareketinin 60 yıllık tanığı ve müdahili: Mehmet Elbistan

Biri tutuklu, diğeri tutuksuz yargılanan ağabeyi Dr. Koco Elbistan ve kardeşi Av. Sıdkı Elbistan’ın yargılanma sürecinde kamu görevinden ayrılıp bir mücadele süreci içine giren Mehmet Elbistan Abi’yi anlatmak hem kolay hem çok zor. O, herşeyden önce özveri ve fedakarlıkla bezenmiş, içtenlikli bir Kürt aktivisti… Bir biçimde kendisine zarar verme potansiyeli olan birinin bile yardımına koşan bir yardımsever… Bulunduğu her ortamda Kürt davasında bir taraf ve müdahil… Ülkeler hatta kıtalararası Kürt demokratik mücadelesinde bir koşucu… Kürt halkını temsil eden “sarı- kırmızı- yeşil”li ulusal renkleri kutsal semboller olarak görüp, bu renk- sembollerini taşıyan nesneleri -ben dahil- nice insana ulaştıran gönüllü bir yurtsever elçi… Kürt halkının mesajlarını içeren bildiri, broşür ve dokümanları, sağlığının bozulmasına bile aldırmadan taşımaya devam eden bir emekçi… Yıllar yılı biriktirdiği değerleri paylaşmaktan geri durmayan bir gönül ve kadirbilirlik sembolü…

Bu kadar mı, elbette değil!.. O, çocukluğundan beri tanıdığı, izlediği ve eşi Feride Hanım’ın kızıyla evliliğinden dolayı akrabası da olan Kürt ulusal hareketinin simge isimlerinden Koçgiri ve Dersim’in bir nolu tanığı Vet. Dr. Mehmet Nuri Dersimi (Baytar Nuri) ile yakınlığı dolayısıyla; Kürt aydınlanmasının en önemli kaynaklarından biri olarak 1952’de Halep’te basılıp, Türk Bakanlar Kurulu’nca Türkiye’ye girişi yasaklanan “Kürdistan Tarihinde Dersim”i hem ülkeye hem de Avrupa’ya çıkarıp tıpkı- basımını sağlayan, keza Dersimi’nin “Hatırat”ının Avrupa’da ve ardından tarafımızdan ilk kez 1992’de Türkiye’de yayımlanmasını sağlayan kişidir o… Bununla da bitmez, çoğu kişi bilmez; ünlü Kürt aydını Celadet Bedirxan’ın, Cumhuriyet’in 10. Yıldönümü dolayısıyla Mustafa Kemal’e gönderdiği “Açık Mektub”un ilkin 1970’li yıllarda Mehmet Elbistan tarafından Almanya’da Hevra Yayınları arasında yayımlandığını ve buradan sonra Türkiye’de Komal Yayınları arasında çıktığını…

‘Hatıratım’ın kısa öyküsü…

Almanya’ya ilk kez 1980 yılında, daha TRT’de görevliyken gelmiştim; tam da 12 Eylül Darbesi’nin olduğu sıralarda buradaydım… Kimi arkadaşlar geri dönmememi önerdilerse de, dönmeyi tercih ettim. İkinci gelişim 1987 yılı başlarıydı. Nuri Dersimi’nin “Hatırat”ı yeni yayımlanmıştı. Nuri Dersimi, Eylül- 1937’de Suriye’ye çıkınca; Celadet ve Kamuran Bedirxan gibi aydınlar onu etkili ve güvenilir bir kişi olarak bildikleri Koco Ağa’ya teslim etmişlerdi. Çünkü 10 yıldan beri Kürt Özgürlük Örgütü Xoybûn’u yöneten bu Kürt aydınları, bu yöntemi daha uygun bulmuş ve yanılmamışlardı. Çünkü 1921/22’de Rojava üzerinde, 1930’lu yıllarda da Hatay üzerinde Türkiye ile gizli pazarlık yapan Fransa manda yönetimi ile Dersim’de soykırım uygulayan Türkiye, bunu dünya kamuoyuna bildirmeye çalışan Dr. Nuri Dersimi’den büyük rahatsızlık duyuyordu. Bunun için en güvenli ikametgâh Koco Ağa’nın eviydi. Nitekim, Koco Amca Fransız Müsteşar’la da görüşerek; Nuri Dersimi’nin Elbistanlı ve Sinemilli aşiretinden olduğuna ilişkin bir nüfus kimliği çıkarmıştı. O, artık (Sinemilli aşiretinden İbrahim oğlu Mehmet Nuri) idi. Kendisi, resmi makamlara başvurularında da (Ben İskenderun livasında mukim Sinemilli aşiretindenim) diyordu.

Dersimi, bir yandan da Xoybûn’la yakın ilişkiler içerisindeydi. Bir yandan Dersim soykırımını dünya kamuoyuna duyurmaya çalışıyor, bir yandan da Dersim’in Kürt tarihini yazmaya çalışıyordu. Xoybûn yöneticileri, Kürt toplumunun birbirini iyice tanıması için Dersim’in ve bir bütün olarak Kürdistan’ın dinsel yapılanmasını ortaya koyacak çalışmalar yapılmasını kararlaştırmıştı. Nitekim, Dersimi’nin, kendi memleketinden giderek Alevilik/ Kızılbaşlık konusunda bir çalışma yapması kararlaştırılmıştı ki, bizim 1992’de “Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım” adıyla sadeleştirerek- notlayarak ve resimleyerek yaptığımız yayın esas olarak bu konuda yoğunlaşıyordu.

Yukarıda vurguladığımız gibi, Fransızca da bilen Nuri Dersimi, 30 Temmuz 1937’de daha Dersim’deyken “Dersim Toplum Önderi Seyid Rıza” adına merkezi Cenevre’de bulunan Milletler Cemiyeti ile büyük devletlerin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup gönderdiği gibi; hazırladığı daha kapsamlı bir “Muhtıra- Mektub”u da, Xoybûn yöneticilerine redakte ettirdikten sonra, Seyid Rıza’nın yardımıyla yanına aldığı bellibaşlı Dersim aşiret reislerinin mühürleriyle mühürleyerek üstteki makamlara göndermişti. (Bugün bunların işlem görmüş orijinal metinleri elimizdedir).

Bu vesileyle, aklıma gelen bir hususu paylaşmak isterim. 1987 yılında, dönemin önemli dergilerinden Nokta, İngiliz Arşivi’nde bulduğu yukardaki muhtıra- mektuptan giderek büyük tantanalarla bir özel sayı yayımlamıştı: “50. Yılında Dersim İsyanı”.

Dosyayı üstüne kurguladıkları Muhtıra- Mektub’un iki paragrafı noktayla geçiştirilmişti. Sonradan mektubun aslını görüp kızıma çevirtince, en önemli maddelerin bilerek sansürlendiğini görmüştüm. Sansürlenen maddeler şöyleydi:

1) …Türk uçakları kasabaları bombalıyor ve yakıp- yıkıyor; savunmasız kadınları ve çocukları öldürüyor. Türk Hükümeti, başarısızlığının acısını bütün Kürdistan’da yaşayanları yok ederek çıkarıyor.

2) …Kendi topraklarında özgürce dillerini, orijinlerini, gelenek ve göreneklerini, kültür ve uygarlıklarını barış içinde yaşayan 3 milyon Kürt; benim aracılığımla Ekselanslarına sesleniyor ve Kürt halkına uygulanan bu vahşice haksızlığa son verilmesi amacıyla Örgütünüzün (Genel Sekreterliğinizin) / Hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor…

Sonuç

Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı’nın Dr. Koco Elbistan’ı “1000 Canlı Tanık”ın 18.si olarak alması kuşkusuz önemli ve anlamlıdır. Ancak, Kürt halkının ve değişik etnik- dinsel toplulukların siyasal ve toplumsal tarihini yazacak olanlar için toplumumuzda daha nice “kahraman” bulunuyor.

İşte, çok özetle anlattığımız “sessiz kahraman”lardan biri olarak Mehmet Elbistan’ın kısmen acılı ama “büyük” yaşamı… Bugün, Osmanlıcayı bilmeyen ve Devlet kararıyla yasaklanan iki önemli eseri Dr. Nuri Dersimi ile birlikte topluma kazandıran bir aydın ve aktivist…

Bu vesileyle, kitabın 1992’deki yayını öncesinde Siyasi Polis’in Ankara’daki büromuzda el koyup bir daha vermediği Koçgiri aşiret önderlerine ait beş tarihi fotoğrafı getirme duyarlığını gösteren sevgili Hasret Gültekin’i özlemle; yayın aşamasında Koco Amca ailesiyle ilgili kimi fotoğrafları veren Dr. Koco Abi’yi saygıyla anıyorum…

Yazarın diğer yazıları

    None Found