İdlib çıkmazının kodları

Kaosun temel özelliği çoklu olasılığa gebe olması. Tıpkı onu doğuran çoklu nedenler gibi, gelişmelerin yönü de farklı yönlere doğrudur. Çünkü sorunun ortaya çıkışı konjonktürel, lokal ya da gündelik etkenlerin ötesinde içkin ve yapısaldır.

Üçüncü büyük paylaşım savaşını birinci ve ikinci paylaşım savaşlarından niteliksel olarak ayıran temel özellik, küresel hegemon sistemin yapısal krizinin derin olmasıdır. Dolayısıyla bu krizden çıkış öyle sanıldığı gibi bazı palyatif yöntem ve çözümlerle geçiştirilemez.

Ortadoğu’da kördüğüme dönüşen bu savaşın nereye varacağı da bu kapsam itibariyle belirsizdir. Hiçbir gücün stratejisi yok, amacı yok demek değildir sözünü ettiğimiz, söz konusu edilen bu strateji ve projelerin hayata geçişinin mutlak olamayacağıdır.

Kapitalist sistemin liberal ideolojisinin kendisini sonsuz diye sunması, kördüğüm içinde debelenmesini getirirken, “ideolojilerin sonu” safsatasını da kendi içinde çürütüyor. Sonu gelen ideolojiler midir yoksa kapitalizmin şah damarı olan liberalizm midir? Üçüncü dünya savaşının bu denli kaotik hal alması sonu gelenin liberalizm olduğunu kanıtlamaktadır.

Suriye özelinde kendi yapısal krizini aşmaya çalışırken, giderek bataklığa saplanması, kapitalist sistemin şah damarı olan liberal ideoloji ve bu ideolojinin vazgeçilmez iktidar aracı ulus devlet yapılanmasının tel tel dökülüyor olması son derece ironiktir.

Liberal ideolojinin en temel özelliklerinden biri, anlam kargaşası içerisinde hakikati tersyüz ederek hegemonyasını toplumda içkin hale getirmeye ve rıza gösterilmesini sağlamaya çalışmasıdır. Belki de liberal ideolojinin ömrünü bu denli uzun kılan asıl husus da budur.

Bugün de yaşanan budur. Sorun sadece küresel güç olan ABD-Rusya arasındaki hakimiyet savaşı değildir. Sorun, bu küresel hegemonyanın hangi zihniyet ve yapı üzerine kurgulanacağı, kendi uydu yapılarını yeniden nasıl şekillendirecekleridir.

20. Yy’lın iflas eden liberal ideolojisi ve bölge ulus devletleri aracılığıyla yeni dönemde eskinin devam ettirilip ettirilemeyeceğidir. Buradan bir çıkış yapamamak, alternatif geliştirememek kapitalist sistemin demokrasi düşmanlığı, hegemonik yapısından kaynaklıdır. Bu da liberal ideolojinin toplum karşıtlığını ve sürdürülemezliğini ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla son dönemlerde İdlib etrafından koparılan fırtına gerçek bağlarından kopuk ele alındığından son derece tehlikelidir. Hakikati gözden kaçırmanın aracı haline getirmedir.  Sorun İdlib değildir, İdlib hatta tüm Ortadoğu’da bir canavar ordusu biriktirerek tüm dünya insanlığının başına bela eden sistemin kendisidir.

Kapitalist sistem ve ulus devletin soykırımcı zihniyeti hakim olduğu sürece sürekli olarak yeni Suriye ve yeni Iraklar hatta yeni canavar orduları ortaya çıkacaktır. Sistemin asıl sürdürülemezliği buradadır. Onun için hakim sistemin ana kodlarına dokunmak, oradan parçalayıp, bu kof sistemi tasfiye ederek yeniyi, demokratik olanı onun yerine inşa etmek soruna gerçek çözüm getirecektir.

Elbette, ana hedef bu olurken, mevcut olanı analiz etmek de önemlidir. Aynı menfaat ve iktidar kodları üzerinden hareket edildiğinden, Suriye merkezli dünya savaşından çıkış yaşanamıyor, çözüm geliştirilemiyor.

Batılı küresel güçlerin, İdlib’de geliştirilmeye çalışılan Rusya-İran-Suriye operasyonuna karşı çıkmaları küresel hegemonya kaygısındandır. Çünkü her iki taraf da bilirler ki, Ortadoğu hakimiyeti küresel hakimiyet için vazgeçilmezdir. Aslında batılı güçler ile İdlib’e Rusya-İran arasında amaç açısından hiçbir fark yoktur. Her iki taraf da hegemonya için savaşmaktadır. İdlib, hatta Suriye üzerinden yürütülen kavga budur.

ABD, İran’ı kendi sınırlarına hapsetmeye çalışırken yeni bir nefes borusuna düstur vermek istemiyor. Sorunun Rusya-İran eksenli çözümü bölge hakimiyetinde ellerinin güçlenmesi demektir.

Türkiye ise giderek iki kutup arasında sıkışan ve çaresizce çırpınan taraftır. Aslında denize düşenin yılana sarılması misalidir. Türkiye gibi siyaset ve ekonomisiyle her yönden batıya bağlanmış bir gücün, kutup değiştirmesi kendi ipini çekmesi demektir. Dolayısıyla yaratılan algı sadece bir illüzyondan ibarettir.

Rusya-İran-Suriye bir şekilde İdlib’i çetelerden temizlemeye çalışacaklardır. Ancak bunun yönteminin nasıl olacağı sadece bu güçlere bağlı değildir. Zira bu güçlerin istediklerini yapması bölge hakimiyetinde ellerinin güçlenmesine ters orantılı olarak, batılı güçlerin etkisinin azalması anlamına geleceğinden, her istediklerini yapamayacaklardır.

İki taraf arasında sıkışan güç ise kaçınılmaz olarak Türk devletidir. Erdoğan-Bahçeli faşizmi sonuna kadar çete kartını kullanarak, Halep-Bab değiş tokuşunda olduğu gibi, İdlib-Efrîn, hatta tüm Rojava ve Kuzey Suriye kazanımlarının tasfiye hesabını yapacaklardır. Bunun ne kadar sonuç alıcı olacağı kuşkuludur. Ancak en zorlayıcı olan, Türk devletinin Rusya-ABD arasında tercih yapma zorunluluğu ile karşı karşıya kalması olacaktır ki, Türk devletinin asıl korktuğu tam da burada başına gelecektir.

Böyle bir ikilemle karşı karşıya kaldığında Erdoğan-Bahçeli faşizmi birinden birini karşısına alacaktır. Batı endeksli cumhuriyet tarihi düşünüldüğünde Rusya-İran tercihi kendileri açısından zor görünmektedir. Dolayısıyla, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olması, yüksek olasılıktır.

Burada asıl iş Kuzey Suriye güçlerinin yapacağı etkili siyaset ve mücadeleye kalacaktır. Kuzey Suriye güçleri, İdlib’in ardından daha fazla gündeme gelebilir. Suriye rejimi İran ve Rusya’yı da arkasına alarak daha fazla baskı kurabilir. Dolayısıyla buna karşı a, b, c planlarıyla kaotik ortamdan çıkışın hesabı yapılmak ve kazanımlar korunarak tüm Suriye’ye etki edecek demokratik bir sistem geliştirilebilir.

Türkiye bu olasılığı gördüğünden MSD ile Suriye rejimi arasında başlayan görüşmeleri sonlandırmak için tüm kozlarını oynamaktadır. Kuzey Suriye yönetimi engelleri aşarak Suriye bütünü içinde ademi merkeziyetçi bir sistemin inşasını kabul ettirebilirse, o zaman bölge ulus devletlerinin halklar üzerindeki tekçi hakimiyetini de kıracağı gibi, bölge ölçeğinde ve giderek küresel çapta yeni bir demokratik gelişimin önünü açabilir.

Yazarın diğer yazıları