İDLİB sonsuz olasılıklar sahası

Geçen hafta İdlib’deki çelişkilerin daha karmaşık ve çok denklemli bir hal aldığını belirtmiştim. Suriye üzerinden 3. Dünya Savaşı yürüten güçlerin çıkar birliği, İdlib üzerinden açıktan bir çıkar çatışmasına girmiştir. Bu, herkes için durumun son derece çetrefilli ve hata kabul etmeyecek radeye ulaştığını gösteriyor, çünkü herkes, “ne olursa olsun İdlib benim” diyor.

İdlib’in sonuçta kimin olacağını zaman gösterecek, ancak gerçek olan şu ki; İdlib üzerinden resmin tamamı kaybettirilmeye çalışılıyor. Çelişkiler bölgesel ve küresel çapta sürüyor. Bu durumda İdlib’i her şeyin merkezine koymak, doğru analiz yapmamızı zorlaştırır. Yine de idlib’in bu ilişkilerdeki rolünü görmek gerektiği açıktır.

Birincisi; Türk devleti, ne pahasına olursa İdlib üzerinden bölgesel hesaplarını hayata geçirme peşindedir. Selefi çetelerin ısrarla korunması ve hatta eğitilip donatılması bu amaçla yapılıyor.

Dikkat edilirse Türk devleti ve çeteleri İdlib’de sıkıştıkça Halep’e saldırıyor. Aslında Halep saldırıları, sadece İdlib kuşatmasına karşı gelişmiyor. Son kertede varılmak istenen yere İdlib bahane edilerek varılmaya çalışılıyor. İdlib’in bu selefi, radikal cihatçı çetelerden temizlenmesi demek, Türk devletinin Halep ve ‘Misak-ı Milli’ hayallerinin büyük oranda boşa çıkması anlamına gelecektir. Erdoğan, bunun için gerekirse ordusunu sonu belirsiz bir bölge savaşına sürüklemekten dahi kaçınmıyor.

Siviller ya da ılımlı muhalifler üzerinden propaganda yapması ise işin sadece kılıfı. İdlib’de ılımlı muhalif kesimlerin bir şekilde Suriye rejimi tarafına geçtikleri ya da bir şekilde bölgeden ayrıldıkları, geri kalanların ise şiddet üzerinden varlığını sürdüren selefi radikal yapılar oldukları bir gerçek. Bu durumda Erdoğan’ın siviller ve sözde muhalefet üzerinden yürüttüğü politika, bir demagojiden ibaret.

Rusya ve Suriye rejimi bu gerçeğin farkında. Sessiz kalınması ya da bu radikal çetelerin tasfiye edilmemesi durumunda Halep’i de içine alan bir işgal durumunun gelişeceğini ve Suriye’nin parçalanacağını görüyorlar. Türk devleti ve çetelerinin İdlib’de sıkıştıkça Halep ve İran açısından son derece önemli olan Nubul ve Zehre beldelerine saldırmaları da bu amaçla gelişiyor.

İkincisi; Rusya, Suriye sahasına indiğinden beri son derece dikkatli bir denge siyaseti izliyor. Rusya’nın, bu siyaset sayesinde sahada elde ettiği kazanımları bir anda berhava etmesi düşünülemez. Türk devletinin İdlib’de Rusya’nın bölgesel ve dolayısıyla da küresel çıkarlarını tehlikeye atacak bir siyaset izlemesini kabul etmeyecektir. Rusya’nın buna sessiz kalması demek, hem son birkaç yıldır ilmek ilmek ördüğü siyasetin tümden boşa düşmesi hem de uzun vadeli olarak bölgesel çıkarlarının ciddi tehlikeye girmesi anlamına gelecektir. Dolayısıyla Erdoğan açısından şantaj siyasetiyle sonuç almak artık dün kadar kolay olmayacaktır.

Suriye rejimi de 2011 iç savaşından bu yana ilk defa bu kadar avantajlı duruma gelmişken, radikal selefi grupların İdlib’de kalıcı olmalarını, hele ki bunların bir de Türk devletinin hamiliğini alarak kalmalarını kabul etmeyecektir. Bunu kabul etmesi, Suriye’nin bölünmesini kabul etmek anlamına gelecektir. Zira bu çetelerin felsefesinde cihat olduğunu unutmamak gerekir. İdlib’de kalmak demek, Halep-Şam üzerinde sürekli tehdit oluşturmak demek olacaktır. Sadece İdlib’de de değil, Suriye’de kaldıkları sürece rejim açısından hep tehdit oluşturacaklar.

Bu tabloya bakıldığında zaten sahada yürüyen savaşın bir süre daha böyle devam edeceğini söylemek mümkündür. Türk devletinin son günlerde bölgeye binlerce asker ve yüzlerce araçlık mühimmat sevkiyatı düşünüldüğünde durumun son derece karmaşık olduğu ve çözümünün de öyle kolay olmayacağı anlamına geliyor.

Tüm bunlara karşın sahada Suriye ve Türkiye arasında ismi konulmamış bir savaş da yürüyor. Türk devletinin Soçi’nin gereklerine uymaması daha ilk günden bu savaşı başlatmıştı. Ancak çelişkilerin savaş düzeyine varması için Suriye rejiminin sahada hakimiyet kazanmasını gerektiriyordu, bu da gerçekleşti.

Şimdi sahada yürüyen savaşa isim konulması bekleniyor. Gerçi Erdoğan zaten her gün yaptığı açıklamalarla bu savaşı ilan ediyor. Suriye rejimi ve tabii ki Rusya, çok daha temkinli ve işi alttan alan bir politikayı çıkarlarına daha uygun görüyor. Rusya’nın politik yaklaşımları, Suriye rejiminin Türkiye karşısında geri atmasını gerektirdiği yere vardığında ise devreye İran girecektir.

İran’dan hafta içinden gelen “taraflar arasında arabulucu olabiliriz” açıklaması da bu minvaldedir. İran, sorunu orduların karşılaşmasına bırakmak niyetinde değildir. Bu, kendi bölge hegemonyası açısından öncelikli tercihlerinden olmayacaktır. Suriye rejiminin çeteler karşısında elde ettiği avantajı da kaybetmeyi göze almayacaktır. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde bu çelişki ve olasılıklar daha fazla masaya gelir ve bu durumda da gelişmeler yeni bir seyir alabilir. Çıkar çatışmalarının yürüdüğü dar sahadan sonsuz olasılıklar dünyasında bakmak ve bunun için de bekleyip görmek en doğrusu olacaktır.

Yazarın diğer yazıları