İdlib ve Suriye’nin geleceği

Suriye’deki iç savaşta tüm “cihatçıların” toplanma bölgesine dönüştürülen İdlib, Rusya desteğindeki rejim güçleri ilerledikçe, o bölgede yaşayan milyonlarca sivil için tam bir “insani kriz”  ortaya çıkmış durumda. Yaşananların çok azını biliyoruz. İdlib’de adeta bekleme” istasyonuna alınan çoğu HTŞ mensubu yüz binin üzerinde ağır silahlarla donatılmış ve her bir grubun başkaları hesabına “savaştığı” diğer grupları da eklersek, İdlib’deki durum daha net anlamış oluruz. Milyonların tek çıkış yönü Türkiye sınırları. Astana süreci, Soçi mutabakatı derken, İdlib Halep’in kaderini yaşamaya mahkûm edildi. Halep için “timsah gözyaşları” dökenler, İdlib’de bugün yaşananların ve insani krizin de baş sorumluları.

İdlib’de “gözlem noktaları” kuran Türkiye, bu girişiminde de başarısız oldu. Soçi mutabakatının gereklerini yerine getiremedi. Sürekli ipe un serme politikası ile zamana oynadı. Rusya sürekli olarak üstü kapalı ya da açıktan Türkiye’nin üstlendiği “görevleri” yerine getirmesi gerektiğini hatırlattı. Şimdi artık yakıcı “insani kriz” ile yüz yüze Türkiye. Kuşatılan gözlem noktaları, yönünü Türkiye’ye çevirmiş milyonlar, yıkım ve göç. Karşı karşıya kalınan bu durum, Türkiye açısından bir “açmazı” ifade ederken, sadece “ali” çıkarları için Suriye’de bulunan güçler, soruna çözüm bulmak, bu insani krizi önlemek bir yana durdurmaktan aciz.

Avrupa’nın “kaygısı” yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya kalması. Türkiye olası bir göç dalgasını “ulusal güvenlik” meselesi olarak göreceğini ilan etti. Suriye ve Rusya’nın son İdlib hamlesi, dengeleri değiştirmiş durumda. O nedenle 29 Ağustos’ta Erdoğan Rusya’ya giderek Putin ile konuyu görüştü. Ardından Suriye tek taraflı ateşkes ilan etti. Fakat gözlem noktaları kuşatılan Türkiye’nin ne yapacağı ve hangi tavizleri verdiği bilinmiyor.

Batı’ya karşı kullandığı “mülteci” kartı, şimdilik en önemli koz olarak elde duruyor. İdlib’de değişen dengeler, Türkiye’yi ABD ile Kuzey Doğu Suriye’de “uzlaşmaya ve yakınlaştırmaya zorladı. Saflar netleşirken, Rusya’nın İdlib hamlesi bu işlerin o kadar da kolay olmayacağını Türkiye’ye yönelik bir hatırlatma ya da küçük bir “uyarı” olarak algılamak gerek.

8 yıldır devam eden Suriye iç savaşı ya da “vekâlet” savaşları, İdlib’de düğümlenmiş durumda. Efrîn, Cerablus, Azaz ve El Bab, işgalleri ile İdlib bu hale getirildi. İdlib’de yaşananlar ya da yaşanan insani krizin baş sorumluları, Astana ve Soçi sürecini Suriye halklarına dayatan güçlerdir. Türkiye’de Kürt “fobisi” üzerinden bu siyasete payanda olmuştur. Baştan beri Rusya’nın oyun kuruculuğuna rıza göstermiş, Efrîn’in işgali karşılığında, Doğu Guta’nın tahliyesine razı olmuş, İdlib’in cihatçılar için son sığınak olmasını sağlamıştır. Artık herkes, tüm taraflar, İdlib’de yolun sonuna gelindiğinin farkında. Nitekim ABD, İdlib’de El Kaide ile ilişkili örgütlere yönelik bir hava saldırısı düzenledi. Öyle anlaşılıyor ki, cihatçıların topyekun imhası ya da teslim alınması “konsepti” devreye almış durumda. ABD’nin bu son hamlesinin Rusya’dan bağımsız yaptığı elbette düşünülmemeli.

İdlib açmazı bir insani krize dönüşmüş durumda. Rusya desteğinde ilerleyen Rejim güçleri Xan Şeyxun ve Morek’te kontrolü sağlayarak, İdlib kapılarına dayanmış durumda. Rejim sağladığı psikolojik ve askeri üstünlüğü İdlib ile taçlandırmak istiyor. Batının itirazı, Türkiye sınırlarını da içine alan, “insani kriz” bir başka deyiş ile yeni ve sarsıcı bir göç dalgası. Yüz binin üzerindeki silahlı cihatçıyı “imha etme” girişimi, milyonlarca sivilin yaşamı için en büyük tehdit. Şimdilik bir ateşkes var. Artık işlemeyen Astana ve Soçi anlaşmaları, başka çözüm yollarının bulunmasını zorunlu kılıyor.

Suriye’de çözümü uzaklarda aramamak gerek. Suriye halkları ve demokratik dinamikleri çözümü ülkenin Kuzeydoğusunda yaşama geçirmiş durumda. DSG’nin DAİŞ’e karşı kazandığı zafer, Suriye’nin Kuzeydoğusunda istikrarı ve güvenliği tesis etti.

İdlib düğümü çözüldüğünde, Suriye’nin “geleceği” ve yeniden bir demokratik toplumsal sözleşme üzerinde uzlaşma için müzakereler, Cenevre süreci devreye girecektir. Siyasi çözüm, Kürtlerin DSG ile ortaya koyduğu “üçüncü yol” çözümü ile önemli katkı sağlayacaktır.

Yazarın diğer yazıları