İDLİB

Suriye’de savaşın son meydan muharebesi İdlib’de. 2011 yılından bu yana, kah vekalet savaşları, kah savaşı sürdüren bloklar arası diplomasi savaşları olarak devam eden Suriye iç savaşı İdlib kuşatması ile yeni bir boyut kazandı.

Geçen hafta; İran, Rusya ve Türkiye’nin katılımıyla gerçekleştirilen “Tahran Zirvesi” uluslararası alanda yeni tartışmalara yol açtı. Diplomasi tarihinde pek rastlanmayan bir biçimde zirveye katılan liderler “canlı tv yayınında” İdlib’i konuştular. İran ve Rusya’nın açıkça, tamamlanan İdlib kuşatmasının artık “operasyon” aşamasına geçilmesinde ısrar ederken, Türkiye’nin “ateşkes” talebi kafaları karıştırmaya yetti. Erdoğan’ın “ateş kes çağrısına” Putin’in verdiği yanıt pek “manidardı”.

İdlib’de savaş milyonlarca insanın hayatını tehdit ederken, uluslar arası güçlerin sadece kendi “çıkarları ve pozisyonlarını” önceleyen yaklaşımları ve açıklamaları, Tahran zirvesinde  yapılan tartışmalardan daha az kafa karıştırıcı değildi. ABD, İngiltere ve Fransa’nın “olası bir kimyasal silah kullanımı” gerekçesi ile, Suriye rejimini cezalandıracaklarını açıklamaları, İdlib üzerine yapılan “savaşa” yeni bir boyut kazandırdı.

Suriye’de 7 yıldır süren savaşta gelinen aşama açısından İdlib neden bu kadar önemli?

Astana sürecinin garantör devletleri, Suriye’de 3 “çatışmasızlık bölgesi” üzerinde yaptıkları anlaşmanın geriye kalan son bölgesi İdlib. Rusya ve İran’ın desteği ile rejim iki alanın “kontrolünü” sağlayınca sıranın İdlib’e geleceğini tüm taraflar biliyordu. İdlib’de toplanan silahlı cihadist gruplar için sonun başlangıcı olacağı gerçeği gün gibi ortadayken, İdlib’in bu grupların kontrolünde kalacağını, Türkiye’nin “nüfuz alanı” olarak kalacağı düşüncesi ham bir hayal olarak kalmaktan öteye geçmedi. Rusya baştan beri bunu planlamış ve adım adım bu planı uygulamıştı. Türkiye’yi de yanında tutmayı başaran Rusya şimdi son bir hamleyle İdlib’de “kontrolün” Şama geçmesi için yoğun bir çabanın içine girmiş durumda.

Rusya ve müttefiklerinin olası İdlib “zaferi” dengeleri değiştirecek, sonu kestirilemeyecek yeni politik gelişmelere yol açacağı, başta ABD ve müttefikleri olmak üzere, özellikle İsrail için bu yeni durum “tehdit” olarak algılanacaktır. Bu nedenle ABD’nin ve müttefiklerinin İdlib konusundaki itirazları ve “müdahele ederiz” yönlü açıklamalarını ciddiye almak gerekir. Rusya ve İran’ın Suriye’de “zafer” kazanmaları, Ortadoğu’ya iyice yerleşecekleri anlamına geliyor. Batı bloğunu asıl endişelendiren konu bu.

İdlib’in “kurtarılması” Rusya ve İran’ın, rejimle birlikte “zaferi” anlamına gelecek. Savaşta kazanılan “zafer” masada ve diplomaside de etkisini gösterdiği insanlığın tarihsel deneyimlerinden biliniyor. Kazanan her şeyi alır..!

İdlib’de yaşayan milyonlarca insanın İdlib’de yaşanacak “son” savaşta, kaçabileceği tek yer Türkiye sınırları. Türkiye hem Tahran Zirvesinde ve hem de daha sonra yaptığı açıklamalarda sınırlarını daha fazla mülteciye “açık” tutmayacağını ilan etmiş durumda. İdlib’de yaşanacak can kayıpları ve olası yıkım konusunda başta BM olmak üzere birçok ülke “uyarı” yapmaktan öteye geçemedi henüz.

BM Güvenlik Konseyi defalarca toplandı. Sunulan karar tasarıları ve alınan kararlar hep sonuçsuz kalmaya aday. BMGK’daki tartışmalar sürerken sahada İdlib savaşının başladığı sinyalleri geliyor. Diplomasi ve uluslararası siyaset alanında “tarafların” sürdürdüğü savaş sonuçsuz kaldıkça, İdlib’de milyonların hayatını tehdit eden savaş, Rusya’nın havadan, rejim güçlerinin ise top atışları ile olacaklar konusunda yeterince ipucu veriyor.

Rusya’dan yapılan son İdlib açıklaması Türkiye’nin pozisyonunu “net” bir biçimde ortaya koyuyor. Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev yaptığı açıklamada Türkiye’nin “ateşkes” talebinin karşılanması için üstleneceği rolü ortaya koyuyor: “cihatçıları ılımlı muhaliflerden ayırma sorumluluğu”. Lavrentyev planlanan İdlib operasyonun “ertelenmesi” koşulu olarak Türkiye’ye “ayrıştırma” rolü veriyor. Ve ekliyor; “Ama bu sorun çözüme kavuşturulmalı”…

ABD ve müttefikleri İdlib operasyonu sonrası hem Suriye rejiminin ve hem de Rusya ve İran’ın “zafer” ilan ederek güçlenmelerini istemiyor. Bunun orta doğuda yol açacağı komplikasyonları görüyorlar. IŞİD’e karşı savaşta önemli bir başarı elde eden Batı Koalisyonu bu nedenle Suriye’de bir zaferden çok bir “pata” durum yaratmayı çıkarları açısından daha uygun olacağını düşünüyorlar. Burada durumu en kritik olan ülke kuşkusuz Türkiye. Her iki cephede de at koşturduğu için Suriye savaşanının başından bu yana “Kürt fobisi” ve Suriye’deki “Sünni kamp” üzerinden siyaset yürüttüğü için, en azından şimdilik bu “pata” duruma rıza göstermiş durumda. İdlib sonrası Efrîn, Cerablus, El Bab ve Ezaz bölgelerinden çekilerek “gerçek sahiplerine” geçeceği gerçeğini elbette biliyor. Bu nedenle var gücüyle “Kürtler statü elde etmesin” nakaratını tekrarlıyor.

Oysa Suriye’de çözüm için en gerçekçi projeyi Kürtlerin ortaya koyduğu bilinmesine rağmen.

Yazarın diğer yazıları