İdlib’de ‘şehit’ olmak…

Suriye‘nin, Türk devletiyle olan sınırları, 2012 yılında bir bütün olarak cihatçıların hücum hattıydı. Cihatçılar, sınırdan içeriye dalıp düşman hedeflerini vuruyor, cinayet işliyor, tecavüzcülük, hırsızlık yapıyor, ardından bu yana Türklerin himayesine sığınıyorlardı.

Bu yönüyle bu bir “vekalet“ savaşıydı. Türk TIR filoları, parası Katar emirliği tarafından ödenmiş, her türlü silah, mühimmat ve füze yüklü olarak, sınırdan içeriye sarkıyor, sonra çekide hafif, pahada ağır hırsızlık mallarıyla dolu, geri dönüyorlardı.

 Asya’dan, Avrupa’dan, Arabistan’dan devşirilmiş kiralık (cihatçı) İslamcı terörlerin eğitimi Türk devletindendi. Parası Katar’dan ama beslenme, barınma ve silahlandırma da…

Bu nedenle kara giyimli, kara yüzlü, uzun saçlı cihatçılar, Türk devletinin vekili olarak Esad rejimine karşı savaşıyor, hırsızlık, tecavüzcülük yapıyorlardı.

Dinci ve ırkçı (Faşist) Türk rejiminin efendisi Recep Tayyip, onlara “muhalif“ veya din yolunda kendini feda eden anlamında “mücahit“ diyordu.

Ve Recebiye’de ilk yoktu. Kanun bilinmezdi. Hukuk, dile ve yaşama biçime zaten yabancıydı.

Gücü olanın, istediği ülkeye girip orayı işgal edebileceğini sanıyordu, sokaklardan geme Recep bey. Sokak zorbalarına “yakışa derin bilgi“ ile Türk ordusunun komutasında kurulan bu uluslararası kiralık katiller olgusu, Suriye çöl ve vahalarında, “Allahu ekber“ diye diye insan kesiyor, esir alınmış Êzîdî Kürt kadınlarını pazarlarda satışa çıkarıyorlardı.

Bir halkın acılı çığlığı, bunlar için, düğün-bayram şenliğiydi. İslam ise katillerin elinde, ürpertici bir terör aletiydi.

Mesela İdlib’in Türk sınırının ötesi Cisr el Şugur şehrinde, Recep Tayyip’in “muhalif mücahitler“ bir enstantane…

Tepeden tırnağa kadar silahlı, kara giyimli, kara maskeli bu yaratıklar kimseciğin olmadığı sokaklarda devriye geziyorlardı. Çok İslam, en has Müslüman edalı olarak sağa, sola seğirtip açık olmayanları kırarak, kapılar, pencere, bacalardan içeriye giriyor, elleri, kolları, koyunları dolu hırsızlık malı ile dışarıya çıkıyor, kazançlarını ötede bekleyen ganimet tacirlerine devrediyorlardı.

Hırsızlık, onların dilinde İslam’ın yolu olmuş oluyordu.

Ötede, önlerine kattıkları insanları, sokakta sorguladıktan sonra, gözleri bağlı şehrin orta yerinde, dört katlı bir binanın terasına çıkarıyor ve “Allahu ekber“ nidalarıyla aşağıya itiyorlardı.

Recep Tayyip mücahitlerinin İslami adaleti olmuş oluyordu. Meydanlarda insan kesme ayinler düzenlemeleri de İhvanist adaletti…

Recep Tayyip, onları uzaktan seyrettikçe heyecanlanıyor, kendini savaş otağına kurulmuş Osmanlı Sultanı olarak görüyor ve “sevgili milletim“ dediği kalabalıklara, Şam’da kılacağı nihai zaferin “şükür namazı“nı müjdeliyordu.

Ama hiç bir şey, hayal ettiği gibi gitmedi. Kürtler, Recebiye’nin “başı bozuk“ ordularını bozguna uğrattılar. Recep Tayyip “şahsım“ın hayallerini de, kızgın çöllere gömdüler.

Bu arada, Ruslar ve İran’ın sahaya inmesiyle savaşın kaderi değişti. En azından Esad rejiminin kolay lokma olmadığı anlaşıldı.

Recep Tayyip bundan sonra, günahı kadar sevmediği Şia İran ve Rusya‘ya ağırdan ağıra yanaşmaya başladı. Astana, Soçi süreci denilen görüşmeler maratonunda, iki tarafa da yaranmaya çalıştı. İdlib’de sıkışmış cihatçılarını böylece kurtaracağını sandı. Müdahaleye karşı, onları silahsızlandırıp etkisiz etkisiz hale getireceğini ve baş katilleri uzaklatıracağına dair söz verdi.

Bu arada yeni bir kurnazlık gergefinde entrika dokudu. Rusya’yı kandıracağını sanarak, “ateş-kesi kontrol“ adı altında, İdlib’i işgal kuleleriyle çevirdi. Verdiği sözü de unuttu, Recebiye’nin Recebi…

Bunun üzerine Rusya ve Suriye ortaklaşa harekete geçti. Cihatçıları temizlemeye başladılar. O işgal kuleleri birer leylek yuvası gibi ortada kalıverdi.

Dün sabah Türk medyasının “ah u zarı“ ile uyandık.

Baş yandaşın manşeti, “İdlib’de hain saldırı“ şeklindeydi. Ve “çok sayıda şehit ve ölü var“ diye devam ediyordu…

Türk Savunma Bakanlığının açıklamasına göre, “4 şehitleri ve 9 tane de yaralıları“ vardı.

İyi ama, hangi hain? Suriyeliler ülkelerini savunuyor, işgalcileri kovmaya çalışıyorlar. Ulusal kurtuluş savaşçıları ne zamandan beri hain oldu?

Ayrıca, Türk ordusunun işi neydi orada? İşgalci olduğuna göre, hak ettiği şekilde kovulması neden hainlik olsun ki. Orası Suriyelilerin toprağı…

Gerçek İslama göre, işgalciden şehit de olmuyor ki. Şehit olamayana çakma şehit denir…

Çünkü işgalcilere, zorbalara, katiller güruhu, hırsızlar alayı, tecavüzcüler belasına karşı, ülkelerini savunuyor, Suriyeliler. İslam’da, ülkesini, halkının onuru ve özgürlüğünü savunurken düşenler şehit sayılıyor. Yani şehitlik söz konusu ise eğer, bu mertebe Suriyelilerin hakkı, işgalcilerin değil…

Ve dahası da vardı. Onlar Rojava’da da işgalci, hırsız ve talancı…

İyilikle çıkmadıkları İdlib’den kovuluyorlar. Belki yarın, belki de yarından yakındır, o gün. Ondan sonra Efrîn ve Rojava’dan kovulmaya sıra gelecektir…

Yurt hırsızlarına aman yok, durun ve seyreleyin Libya’da olacakları!..

Anlaşılan ihya etmek istedikleri Osmanlı sarığı, fena halde boyunlarına dolacaktır…

Yazarın diğer yazıları