İdlib’den sonra

Çok uzun bir süre önce Amerikan dış politikasını anlatan bir makalede okumuştum; “Avrupalılar her hangi bir sürece başlamadan önce sürecin bütün aşamalarını planlar, ondan sonra harekete geçerler ve mümkün olduğu kadar plana bağlı kalmaya çalışırlar”mış.

“Fakat Amerikalılar dahil oldukları süreçleri bilardo oynar gibi yönetirlermiş, önce topa vurur, daha sonra ne yapacaklarına top durduktan sonra karar verirler”miş.

Bu anlatımdan Amerika’nın; planlama yapmadığı anlaşılmamalı, tam tersine Amerika’nın hem Ortadoğu’ya hem de dünyanın geri kalanına ilişkin birden çok opsiyonu içeren planlamalar yaptığından eminim.

Yukardaki ifade planlanan sürecin Amerikalılar tarafından nasıl yönetildiğini ortaya koyması bakımından açıklayıcı olabilir. Bu durumda Amerika “varlığından rahatsız olduğu şeye önce müdahale ediyor; onu bozuyor, yerine ne koyacağına ise sahadaki gelişmelere göre karar veriyor!” diyebiliriz.

Aslında bununla Amerika’nın “mutlak dostu veya mutlak düşmanı yoktur, sadece çıkarları vardır!” yaklaşımını bir kez daha teyit etmiş oluyoruz. Küresel güç olmayı 1945 sonrası İngiltere’den devralan Amerikalılar, tıpkı İngilizler gibi dış politikada romantik davranmıyorlar.

Uluslarası politikada herkesin çokça diline doladığı “değerler” reel çıkarlar kaşısında çok çabuk karşılıksız kalıyor. Bu kural sadece Amerika için değil bütün aktörler için geçerli, dolayısıyla bütün taraflar planlama yaparken faydayı esas alıyorlar.

Uluslararası ilişkilerde son tahlilde esas olanın “fayda ve güç” olduğunu söylersek sanırım çok yanılmamış oluruz. Bu sadece Kürtler ve Amerika ilişkileri açısından değil; bölgedeki bütün diğer güçlerin bundan sonraki ilişkileri açısından önemli bir ölçü olarak önümüzde duruyor.

Kobanê Kürtlerin tarih sahnesine yeniden çıkışı açısından oldukça önemliydi. Kobanê’de bütün dünya ve bölge halkları yerel gericiliğin dışardan değil, bölge halkları içerisinden bir güç tarafından yenilebileceğini gördü. DAİŞ orada sadece askeri olarak değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak da yenilgiye uğratıldı!

Kobanê’de başlayan süreç İdlib’de neredeyse tamamlanmış olacak! İdlib sonrası Ortadoğu’da yeni dönem başlayacak; herkesin pozisyonun ve gücünün sahada daha fazla görünür olduğu bir döneme girmiş olacağız. İdlib sonrası süreç çok hızlanacak; Türkiye’nin Suriye’de ne doğrudan ne de desteklediği unsurlarla birlikte kalma ihtimali ortadan kalkacak.

Türkiye fiilen; başta Efrîn olmak üzere girdiği bütün bölgelerden çekilmek zorunda kalacak. Herhangi bir uluslararası anlaşma veya egemen devletin onayıyla Suriye’de olmayan Türkiye bölgeden ayrılmak zorunda kalacak!

Rusya ve Esad Rejimi yeni Suriye’yi kendi merkezlerinde yeniden tanımlamaya çalışacaklar. Tam da bu noktada ABD ve müttefiklerinin tutumu belirleyici olacak. ABD artık sürece sadece “İsrail’in güvenliği ve Suriye’de İran’ın varlığının azaltılması veya ortadan kaldırılması” olarak bakamaz.

Suriye’de hiç bir şey olmamış gibi herşeyi Esad’a teslim edip giden bir ABD Ortadoğu’da bütün insiyatifi; Rusya/İran ikilisine kaptırmış olur. Dolayısıyla Suriye’de siyasal süreç belirlenirken Kürtler bunun dışında kalırsa kaybeden sadece Kürtler değil aynı zamanda ABD olur.

ABD orada kendisini Türkiye ve onun desteklediği güçler üzerinden temsil edemez. Sahada kendine en yakın duran Kürtler ve YPG ile çalışmaya devam etmek zorunda. Fiili olarak Suriye topraklarının yüzde 30’unu kontrol eden YPG güçleri aynı zamanda ülkenin en önemli petrol, gaz ve su kaynaklarını da denetim altına almış durumdalar.

Kürtler artık bölgede taraftırlar; başta ABD olmak üzere kimse artık onları görmemezlikten gelemez. Türkiye’nin Kürtleri engelleme çabaları sonuç vermeyecek, Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor ve Kürtler orada hak ettikleri yeri alacaklar!

Yazarın diğer yazıları