İhanet ve beka

İstanbul’da yapılan yerel seçim, yani Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi iptal edildi. İstanbulluların aynı zarfa koyduğu her dört pusuladan birinde şaibe olduğuna karar veren Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarihindeki en büyük hukuksuzluğa imza atarak seçimi iptal etti. Bu kararın ardından pek çok açıklama medyaya yansıdı. İktidar bloku sonucundan memnun olmadığı seçimler için bir türlü ispat edemedikleri bir hırsızlık imasında bulunurken; İmamoğlu ve ekibi yolsuzlukların örtülmesi ve rantın sürekliliğini görebileceğimiz bazı durumları açıklamaya başladı. İmamoğlu’nun göreve başlar başlamaz açıkladığı borç, vakıflara aktarılan bağış, belediye çalışanlarından bazılarının, AKP’de üst düzeyde görevli militanların özellikle aldığı maaş, sayısı 10’u geçmeyen iktidara yakın inşaat sermayesine verilen inanılmaz miktarlardaki ihalelere bakıldığında zaten bu seçim sonucunu kabul edilmesini iktidar bloku açısından imkansızlaştırıyor, üstelik de böylesi bir krizde.

Biraz konuyu inşaat sektörü açısından inceleyelim. İnşaat sektörü 2002’den 2015’e kadar minimum yüzde 20 büyürken, 2015 sonrası yüzde 5’e düşüyor. İnşaat sektöründeki yatırım, 200 farklı sektörü de etkiler. AKP’nin siyasal olarak güçlenmesi ile inşaata dayalı sermaye biriktirme stratejileri paralel. Sadece inşaat değil aynı zamanda bu dönem, maden ve ticaret sektörlerindeki yüksek büyüme ile de anılır. AKP yerel yönetimlerin tüm olanaklarını bu sektörlere akıtırken, aynı zamanda siyasal gücünün de kaynağını oluşturdu. Kendisine yakın sermaye gruplarını yarattı, bu sermaye grupları için yüksek büyümeyi mümkün kılacak düşük döviz ile desteklenen uluslararası kredi kanalları ve büyük ölçekli kamu projelerinin yanı sıra, özellikle deprem deneyimi ile kentsel dönüşüm; yeşil alanların yerleşime açılmasını sağlayan imar afları ve emek-gücünün sömürüsünün insanların biyolojik sınırına rağmen artmasını (ve aynı zamanda iş cinayetlerinin hukuksuzluğunu da) mümkün kılan yasal zemini oluşturdu. Aynı zamanda kamusal hakların piyasadan satın alınabilen hizmetlere dönüşmesi ve kredi sistemlerinin gündelik hayatın tüketim alışkanlıklarını değiştirecek kadar etkilediği bir süreci de yarattı.

Öyle ki Türkiye’de bir süredir, işsizliği ortadan kaldırma amacıyla oluşturulan Aktif İstihdam Politikaları (AİP) işsizliği sürekli kılan ve işçilik sürecinin bir parçası haline getiren pek çok program uyguluyor. Türkiye’de kamu sektörü dahil kalıcı iş çok azaldı. Yani işsiz kalmak, anormal değil artık. Zaten devletin sağladığı sona kalan tek iş güvencesi uygulaması olan kıdem tazminatı da işsizlik fonu gibi fona devredilecek. İşsizlik fonununsa sermayeye peşkeş çekildiği en bilinen gerçek. Kamusal güvence ve hukukun ortadan kalkması, 2002 yılından bu yana AKP’nin yapmak istediği gibi bir sermayedar cenneti demek. Yani, ancak biat ettiği sürece, haklarını aramadığı sürece, maaşını almadığında bile isyan etmediği sürece, politik olarak iktidar partisine yakın olduğu sürece iş bulabilen insanların dünyası demek. Sermayedar cenneti, AKP’nin mimarı olduğu iktidar blokunun beka sorununu da açıklıyor böylelikle.

İstanbul’a baktığımızda ise tek başına toplam konut piyasası ölçeklerine göre Türkiye’nin yarısı demek. İnşaat sektörünün krizi satılmayan konut, verilmeyen kredi demek. Ülke genelinde 2018 rakamlarına göre 833.569 adet konut satılamamış. Bunun neredeyse yarısı 371.411’i İstanbul’da. 2014 yılından itibaren bankalar inşaata kredi vermeyi durdurdu. İnşaat kredi ile yürüyen bir iş kolu. 2002 yılından bu yana uygun döviz kredileriyle yürüyen sektörde bu kaynağın kesilmesi pek çok şirketin konkordato ilan etmesine neden oldu. Ayrıca konutları satın alabilecek kitle de Türkiye’de yok. Bu açıdan yabancılara konut satışı gerçekleştiriliyor. Hatta vatandaşlık promosyon olarak veriliyor, eğer 250 bin dolarlık konut satın alırsanız. Vatandaşlık uygulaması ile konut satışı 2 kat artmış, ancak bahsedilen rakam Türkiye genelinde 40.000 konut sadece. İran ve Iraklıların bu konutları satın aldığı ortaya çıkmış. Ancak, belediyelerin kent politikası bağlamındaki doğrudan desteği ve ihaleleri olmaksızın bu sermayedarların yaşaması imkansız. AKP döneminde yaratılan sermayedar devlet olanakları dışında varoluş imkanı yaratamadığı için, Mafyatik düzeyde iktidarın hukuksuzluklarına bağımlı. İktidar blokunun savaştan, nefretten ve ayrımcılıktan beslenmesi, her seçime kanlı sözcüklerle girmesi ise yarattığı düzenin bir parçası.

Erdoğan bir konuşmasında diyor ki “…adeta kibrit kutularının ölçülerini aşacak şekilde benzer taş yığınlarının olduğu bir şehir. Biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum!” (Recep Tayyip Erdoğan 17 Ekim 2017)… katılmamak mümkün mü?

Yukarıdaki bilgilerin kaynağı: https://youtu.be/Dpw4nqGaiQc

Yazarın diğer yazıları