İhanetin buzunu direniş sıcaklığıyla eritmek

Yaz aylarının sıcak günlerini yaşıyoruz. Bu sıcaklık sadece iklimsel olarak yaşanmıyor. Yaşamın her alanına dönük sıcak gelişmelere daha da tanıklık edeceğimiz açıktır. Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyamızda bunu görmek mümkün.

AKP-MHP faşist ittifakının 23 Haziran İstanbul belediye başkanlığı seçiminde aldıkları yenilgi sonrasında, rant yiyicilerin kızgınlığından çok telaşlarını hepimiz gördük. Açığa çıkan sonuç sonrasında ‘her şey normal seyrinde’ devam ediyor gibi gösterilse de, iç çürüme ve çöküş bu rejim açısından devam ediyor. AKP-MHP faşist ittifakının dayandığı ‘Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığı, toplum düşmanlığı’nı bu rejim daha da derinleştirerek varlığını ayakta tutmayı istemektedir. Başurê Kurdistan’ı işgal etmesi, halkımızı katletmesi bunun bir göstergesidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti açıktır ki, resmi kuruluşundan bu yana Bakurê Kurdistan’ı resmi olarak işgal etmiş, burada kültürel, siyasal, toplumsal, fiziki soykırım politikalarını zamana yayarak sürdürmüştür. Ermeni, Rum, Süryani vd. halklara dönük soykırım politikaları kısa zaman süresi içinde devreye konulmuş, Kürtlere dönük farklı taktik uygulanmıştır. Ama bu politika sadece Bakurê Kurdistan’daki Kürt halkı için değil, diğer Arap ve Fars ulus-devlet sistemleri içine hapsedilmiş Rojhilat, Rojava ve Başurê Kurdistan’daki halkımız için de uygulanmıştır. TC devleti, diğer Kürdistan parçalarında Kürtler için olabilecek en ufak bir gelişme ve değişime doğrudan ve dolaylı hep müdahale etmiştir. Hep verilen bir örnek vardır: TC, Başurê Kurdistan’da Kürtçenin Kurmancî lehçesinde eğitimlerin olmaması için geçmişte Saddam rejimiyle birçok görüşme ve anlaşma yapmış. Kurmancî lehçesi Kürdistan’ın her parçasında kullanıldığı için Kurmancî dil eğitiminin demokratik birliği sağlayacak etkisinin tüm parçalarda görüleceğini biliyorlardır. Bu nedenle Başurê Kurdistan, Kürtlerin demokratik birliğinin olmamasının zemini yapılmak istenmiştir.

20. yy’ın kapitalist dünyası TC’ye bu açıdan bir jandarma rolü de vermiştir. İngiltere, Fransa devletlerinin 20. yy’ın Ortadoğusunu şekillendirme anlaşmaları incelendiğinde, bu coğrafyanın başına örülen çorapları görmek mümkündür.

Sömürgecilik politikaları, sömürmek istedikleri alanlarda mutlaka yerel işbirlikçilere dayanırlar. Kürt halkı olarak bunu ve bunun yarattığı tarihi acıları en iyi bizler biliriz. Kürt halkının köleleştirilmesinde ihanet gerçekliğinin payı, sömürgecilerden daha fazladır. Bugün Barzani aile gerçekliği bunun en iyi örneğidir. Kürdistan’da, demokratik, ulusal ve sosyalist bir hareketin oluşmaması için canla başla çalışan bu aile, efendilerine bunun sözünü vermiştir. Aslında bugün Barzani ailesine daha da hakim olan bu zihniyet ve yaşam duruşuna karşı öfkenin, reddin toplumsal olarak zayıf olması esas sorun olarak ele alınmalıdır. Asıl sorun Kürt toplum gerçekliğinde bu gerçekliğe karşı demokratik bir tutumun sınırlı kalmasıdır. Erdoğan rejiminin yeni Osmanlı politikalarına, yeni dönemde de biat edeceğini gösteren ve bunu Dolmabahçe Sarayı’nda Erdoğan’a ileten Neçirvan Barzani, tarihsel ‘ihanet suçunu’ devam ettirdiğini göstermiştir.

Öncelikle Kürt halkı olarak bu ‘suç’un dayandığı zihniyeti, bakış açısını toplumsal hücrelerden tamamen temizlemek zorundayız. Bu suç sahipleri, toplumumuzu ayakta tutan 2 temel ayağı darbelemektedir: Ahlaki ve politik toplum hakikatine ve kadın özgürlük hakikatine adeta savaş açmıştır. Bunlar kadının ve toplumun iradesini kırarak, salt kendi bencilliklerine hizmet eder, yani biat ederlerse onlara ‘yaşam’ hakkı tanırlar. Toplumdaki ‘mertlik, yiğitlik, dürüstlük, emekçilik…’ kısaca tüm komünal yaşam değerleri, bunlar için adeta ‘ölüm’ demektir. Bunlardan korkarlar. Bu yüzden Başurê Kurdistan’da kadın katliamlarına ses çıkarmazlar, bu yüzden Türk ordusunun işgaline, halkımızı katletmesine, doğamızı talan etmesine ses çıkarmazlar. Kortek’te, Behdinan’da, Xakurkê’de yaşanan saldırı ve katliamlar karşısında korkakça susarlar. Açık ki, onlar halkın iradesine değil, sömürgecilere dayanırlar. O zaman, demokratik toplum tepkisini ve sesini yükseltmek kaçınılmaz bir sorumluluk olmaktadır. İhanet duruşlarının adeta buzlaştırdığı, uyuşturduğu, dondurduğu yürekleri, aklı ve dilleri direniş sıcaklığıyla çözmek lazım.

Kısa süre önce Başurê Kurdistan’da ‘Başur Özsavunma Güçleri’ kuruluşlarını ilan ettiler. Evet, zamanın gücü, Şengal’den Kobanê’ye, Sur’dan Nusaybin’e, Efrîn’den Başur’a, Reqa’dan Kerkük’e, Hewraman dağlarından coğrafyamızın tüm alanlarına kadar tüm halkların, kadınların, ezilenlerin özsavunmayı daha da güçlendirmeleri ve büyütmeleri anı’nı işaret ediyor.

Çünkü, Ortadoğu’da yıla yayılacak bir sıcaklık herkesi bekliyor.

Yazarın diğer yazıları