İhanetin fiyatı: 100 milyar dolar

Kürdistan mücadelesinin tarihi, hatalarla doludur. Bu doğru.

Bir doğru daha var: Kürtler, hayatlarındaki herhangi bir kusur, kabahat ve rayında yürümeyen olay karşısında, olanlara çare olma yerine, en yakınlarını suçlu nişangahına oturtuyor, sona giderek birbirine giriyorlar.

Ancak, Amerikan ihaneti olayında Kürdün, Kürt tarafının hiç bir dahli, kabahat ve kusuru yoktur. Kürtler masumdur.

Bir emlakçı olan Amerika Başkanı Donald Trump Türklerin ortaya koyduğu 100 milyar doları kapmak için, “ahdı vefa” duygusuna, onurlu duruşa ihanet etti.

Dünya medyası olayı, “Amerika Kürtleri sattı” diye manşetlere taşıdı. Oysa satılan Kürtler değildi, Amerika’nın onuruydu.

Amerika, 100 milyar dolara karşılık kendini, savaş onurunu satmıştı.

Oysa Kürtler, Amerika’dan yardım dilenmemişlerdi. Böyle bir istekleri de yoktu, olamazdı.

Çünkü Amerika, on yıllar önce saflarını belli etmiş, Kürtlerin “dilini de kesen ırkçı” düşmanları safında yer almış, dahası bir alıp veremediği olmadığı halde, onları yer yüzü boyunca “terörist” yapmıştı.

Kürtler, 2014 yılı yazında, Amerika’nın soğuk savaş yıllarının ileri karakolunun bekçisi, “sadık” müttefiği Türklerin besleyip silahlandırdığı IŞİD’ın kuşattığı Kobanê’de, var olmak için direniyorlardı. Ve Amerika, ani bir değişim ve dönüşümle başkalaşmış gibi bir beklenmedikle, yardıma gelmişti.

Bu olay, bir başlangıçtı. İttifak, zaman içinde güçlendi. Amerika, IŞİD’in kişiliğinde, onları besleyen Türk devletiyle savaşıyor, Başkan Donald Trump da, Kürtlere methiyeler diziyordu.

Ancak, Amerika’nın sabıkalarını yadsımıyor. Tarihi boyunca, müttefiklerine ihanet etmiş bir şöhretleri vardı, onların. Başkan Trump da dengesiz bir yap-satçı, emlak tüccarıydı. Renkten renge giren değişkenlikleriyle ünlüydü.

Ayrıca, Türklerle kişisel hesaplar içindeydi. Milyar dolara varan çıkar ortaklıkları vardı. İstanbul’da, kendi adını taşıyan devasa bir iş merkezi yükseliyordu, onun.

Bir özelliği daha vardı, Trump’ın. Kleptokrat diktatörleri seviyordu. Hatta kimileriyle “düşman kardeşler oyunu” oynamayı seviyordu. İnsan hakları, özgürlükler paranın sesi karşısında, pek umrunda değildi.

Kürtler, bütün bu zaafları ve de Recep Tayyip ile olan özel bağlarını biliyorlardı. Ama yapılacak bir şey yoktu. “Gittiği kadar” diyorlardı.

Trump’ın 2018 yılında, Recep Tayyip ile başladığı pazarlıklar, 2019 yılı Ağustosunda şekillendi. Trump, Recep Tayyip’in rüşvet niyetine öne sürdüğü “100 milyar dolarlık ticaret” önerisiyle yumuşadı. Ayrıntıları konuşup anlaşmaya bağlaması için, Ticaret Bakanı Wilbur Louis Ross’u, Eylül ayı başında TC’ye gönderdi.

79 yaşındaki Ross, enteresan bir adamdı. Tam bir fırsat avcısıydı. Bu yüzden “Akbaba” namıyla tanınıyordu. İşi, Amerika’da veya dünyanın herhangi bir yerinde dara düşmüş şirketleri, ucuza alıp canlandırdıktan sonra pahalıya satmaktı.

Recep Tayyip’in şirket gibi, yönettiği TC de, Kürt ırkçılığı hastalığından muzdarip ve ekonomisi zor durumda, tükenişi yaşıyordu. Dengesiz Trump ve “Akbaba” için bu bir fırsattı.

Akbaba beş gün kaldı, TC‘de. Sessiz, sedasız işini yürüttü. Recep Tayyip tarafından öpüldü. Amerika’nın satacağı uçak, füze ve silahların dökümünü serdi masaya. Bu satışın 100 milyar dolarlık bedelinin başını bağladı.

Amerika onurunun bedeli, 100 milyar dolardı. Bu para karşılığında, anlayan için namus, haysiyet, kısacası onur olan söz, anlaşma, dostluk, savaş arkadaşlığı çiğnendi.

Amerika Kürtlerin kişiliğinde, Rojava’daki insanlık kazanımlarının katli için, yeminli düşmanlarına yol verdi. “Buyur kan banyosuna” diyerek, kırım ve yangın izni verdi.

Ama utanmadan yalan söylemeye devam ediyor, Trump. Dünyanın aptal, avanak yerine koyup “ama, destek olmayacağız” diyor, bir de.

IŞİD’ın besleyicisi, ağa babasına kapıları açmak yardım değilmiş gibi…

Ne olursa olsun, Kürtler için değişen bir şey yok. Onlar dün kara giyimli, kara bayraklı, kara maskeli IŞİD’lilerle savaşıyorlardı. Recep Tayyip’in üniformalılarıyla…

Ne diyeyim! Savaş yıkımdır. Bunu en iyi bilen Kürtlerdir. Ama dayatıyorlar. Kapılarına geliyor, eşiklerini dolduruyor, katiller. İkiyüz yıldır, bu böyle…

Yazarın diğer yazıları