İki Cephe: Savaşa karşı barış, kayyuma karşı demokrasi

Cihan DENİZ

Türkiye iki kampa bölünmüştür. Bir tarafta en dinamik gücünü Kürtlerin oluşturduğu barış, özgülük ve demokrasi cephesi; diğer yanda da ise bu cephenin temsil ettiği her şeye düşman, onları ortadan kaldırmaya yeminli Beyaz ve Yeşil Türk Faşizmleri arasındaki ittifak. Bugün itibarıyla hiç kimsenin, hiçbir politik hattın bu iki kamp dışında kalmasının; ben ne onlardanım ne de bunlardanım demesinin imkanı kalmamıştır.

İktidar da aslında izlediği politikalarla ve geliştirdiği söylemlerle tam da bunu dayatmaktadır: Ya bendensin ya da onlardan. İktidarın son kayyum hamlesi, bu anlamıyla, Kürtlerden ve HDP’den uzak durarak, onların yaşadığı sorunlar karşısında kaçamak siyaset izleme şansını ortadan kaldırmıştır. Herkesi net ve açık bir tutum alma durumunda bırakmıştır.

Barış ve demokrasi isteniyorsa, iktidarın baskıcı politikalarından rahatsızlık duyuluyorsa, olunması gereken yer bunlar için her alanda mücadele eden Kürtlerin yanı olmalıdır. Tersinden Kürtler ile yan yana gelmek istemiyorsan, niyetin ne olursa olsun en nihayetinde varacağın nokta iktidarın yanıdır.

Asıl işlevi Beyaz Türk Faşizmi’nin AKP içindeki kayyumu olan İçişleri Bakanı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Diyarbakır’ın, Mardin’in ve Van’ın seçilmiş Belediye Eşbaşkanları ile bir araya gelmesi ve kayyum darbesi ile ilgili aslında çok da cesur olmayan demeçler vermesi karşısında gösterdiği çirkin ve düzeysiz tepki tam da bu durumun bir yansımasıdır.

Bu bağlamda bakıldığında 1 ve 2 Eylül’de kamuoyuna yansıyan iki fotoğraf Türkiye siyasetindeki bu keskin ayrımı hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

1 Eylül Dünya Barış Günü’nde sokağa çıkan başta Kürtler olmak üzere barış ve demokrasi mücadelesi veren güçler, savaşa karşı barışın, baskılara karşı özgürlüğün, vesayete/kayyuma karşı demokrasinin sesini ülkenin dört bir yanında yüksektiler. Her türlü baskıya ve engellemeye rağmen, on binler iktidarın demokrasiyi toptan tasfiye etme girişimlerine karşı; iktidarın herkes için daha fazla kan, gözyaşı ve yoksulluk demek olan savaş politikalarına karşı ortak mücadele çağrısı yaptılar.

Bundan bir gün sonra 2 Eylül’de ise yeni adli yılın açılış töreni için iktidar bloğu tüm bileşenleri ile kuvvetler ayrılığının kırıntı olarak bile olsa bulunduğu bir ülkede görülmeyecek şekilde yürütmenin mekanı olan Saray’da bir araya geldi. Bu törende verilen fotoğraf aslında Beyaz ve Yeşil Türk Faşizmleri arasındaki ittifakın yeni katılan bileşenleri ile genişlemiş halinin fotoğrafıdır. Bu toplantının özünü AKP ve politikalarına karşı olduğu iddia edilen ve kendisine adli yıl açılış törenlerinde konuşma imkanı verilmediği gerekçesiyle birkaç yıldır bu törenlere katılmayan ama bu yıl törene katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı tarafından yapılan konuşma çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye Barolar Birliği Başkanın o toplantıya yargının en önemli ayaklarından savunmayı temsil eden Türkiye’nin en önemli meslek örgütlerinden biri adına katılmadığı çok açıktır. Türkiye’deki avukatların ezici çoğunluğunun örgütlü olduğu Baroların katılmayı reddettiği bir ortamda TBB Başkanı’nın oradaki mevcudiyetinin tek anlamı, iktidarı oluşturan ittifakın bir parçası olduğunun dünyaya ilanından başka bir şey değildir. Nitekim yaptığı konuşma da bunu ortaya koymaktadır. AKP’nin geçmişte tasfiye etmeye çalışıp bugün ise ittifak kurduğu Ergenekoncuların sık sık kullandığı “Mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır” şeklindeki bir sözle Saray’daki varlığını gerekçelendiren TBB Başkanı aslında siyasi olarak yerini ilan etmektedir. Özgürlükler karşısında faşist ittifak bu şekilde biraz daha genişlemiş saflar netleşmiştir.

Bunlar karşısında ise tüm ezilen sınıflar, kimlikler, cinsler için, farklı nedenlerle mevcut iktidardan rahatsızlık duyanlar için; gün tercih yapma ve tarafını belirleme günüdür. Ya mevcut iktidarın baskıcı, tekçi, kadın düşmanı, doğayı talan eden politikalarına kaşı ortak direnişin bir parçası olunur ya da niyetten bağımsız olarak iktidarın bu politikalarının destekçisi konumuna düşülür. Bunun orta noktası yoktur.

Saflar bu kadar net olduğunda da, tabii ki herkes düşündüğünü yazmakta, söylemekte özgürdür; istediğini dilediği gibi eleştirebilir. Bununla birlikte, resim bu kadar netken, Türkiye demokrasinin en önemli sorunlarından biri olarak HDP üzerindeki sözde Kandil ve İmralı vesayeti ile HDP’nin şiddetle arasına koyamadığı mesafeyi görmek hakikatin çarpıtılması, ters yüz edilmesi olacaktır. Dahası böylesi bir tespit kişiyi niyetinden bağımsız olarak 2 Eylül fotoğrafına savuracaktır. Vesayetçilik görmek isteyen 1 Eylül günü barış için, demokrasi için alanlara çıkan HDP’ye değil ama 2 Eylül’de biraya gelenler kayyumcular ile dünün vesayetçi anlayışının temsilcilerinin bir araya geldiği fotoğrafa bakmalıdır. Vesayetçilik de şiddette de “mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır” diyen anlayışların kurduğu ittifakta yatmaktadır. Resmi bu şekilde göremeyenlerin yeri maalesef eğer hala yapılıyorsa gelecek yılki tören için şimdiden ayrılmıştır.

TBB Başkanı’nın faşist ittifak içine dahil olmasının ezilenler ve muhalifler için olduğu kadar faşist ittifak içi dengeler açsından da önemli sonuçları olacaktır. Bu gelişme ile birlikte, ittifak içinde zaten asimetrik olan denge Beyaz Türk Faşizmi lehine daha da bozulmuş olacaktır. Bunun nelere yol açabileceği üzerine kafa yormayı şimdilik ileriki yazılara bırakalım.

Yazarın diğer yazıları