İki zıt programın ortak noktası: ‘Faşizme son, Kürt’e çözüm’!..

Bu gidişin sonunda Erdoğan ya Türk devletini ABD’ye satacak, kendini kurtaracak ya da ABD tarafından Erdoğan mahvedilirken, Türk devleti de mahvolacak… Tıpkı Irak ve Suriye gibi…

Benim öngörüm ya da tahminim böyle.

O halde öngörüme dayanarak şu iki soruyu sorabilirim:

Erdoğancı Türk, Erdoğan’ın yakayı kurtarması için devletin satılmasına razı mı olacak?

Olmayacaksa ABD’nin hem Erdoğan’ı, hem de onunla birlikte Türk devletini mahvetmesine nasıl engel olacak?

Kulağı kesik Erdoğancı Türk, “Rusyamız var” diye kendini avutmakta. Farkında olmadığı ise şu: Rusya ABD ambargosuyla perişan olmuş, senin devletinin Ortadoğu’da kaybettiği pazarları ele geçirmekten başka bir şey düşünmemekte. Batı’yla ipini koparan Türkiye pazarını Rus oligarkları bir günde yutar. Neden? Çünkü Türk tekelleri “sıcak parayla” nefes alan bir ekonomide karlarına kar katarken, Batı’yla ipler koptuğunda sudan çıkmış balığa döner. Batı daha şimdiden Türk pazarlarından kaçmakta. “Sıcak parasız” kalan Türk tekelleri aynı gün Rus tekellerinin zavallı birer şubesi haline gelir. Çünkü Rusya’dan Türkiye’ye “sıcak para” gelmez. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer. Ama petrol-doğal gaz gelir. Vanası ise Rusların elinde olduğu için Türk devleti Rusya’nın karşısında dilenciye döner.

Bunun adına da Rusya tarafından “mahvedilmek” denir. Demek ki bu krizden, söz konusu alternatifler temelinde kurtuluş yok.

Ya devletini ABD’ye satacaksın, Erdoğan’ı kurtaracaksın; veya devleti satmamak ve Erdoğan’ı kurtarmak için ABD’nin “mahvetmesine” karşı, Rusya’ya “satılacaksın”, yine “mahvolacaksın.”

Açmaz dehşet verici.

İyi de bütün bu dehşet verici işler neden oluyor acaba?

Savaş yüzünden.

İçeride PKK’yle savaş, dışarıda YPG’yle savaş Türk’ü işte bu belalı açmaza düşürmüş bulunuyor.

“Bölünmeyelim” derken Türkiye mahvolmanın eşiğine büyük bir hızla yuvarlanıyor.

Şu anda Türkiye’yi mahvolma sürecinden çıkaracak olan, biri gerçek, diğeri henüz yazılmamış iki program, iki alternatif var: Birincisi Konfederalizm. En başta Ortadoğu Konfederalizmi, hemen sonra Avrupa Konfederalizmi. Buradan Dünya Konfederalizmine yürüyüş. Bu program kapitalist moderniteye karşı halkların demokratik modernite programıdır.

İkinci program Avrupa Birliği ile tam üyeliktir. Bu sayede AB kapitalizminin desteği ile Ortadoğu’da “savaş yoluyla değil, ekonomi yoluyla” güç merkezi olmaktır. Bu program halklara karşı kapitalist modernite programıdır.

Daha önce yazılan “üçüncü program”, Avrupa Birliği’ne tam üyelik amacıyla, ilk önce Ortadoğu’da, Kürt setini imha ederek, “savaş yoluyla” güç merkezi olma programıydı. Bu bölgesel emperyalist, militarist, şovenist ve faşist program çökmüş bulunuyor.

Geriye yukarıda saydığımız iki program ya da alternatif kalıyor. Halkların programı ve Batı yanlısı sermayenin programları.

Bu iki program birbirine taban tabana zıttır. Ama aynı zamanda her iki programın hayata geçebilmesinin “ortak bir noktası” bulunuyor.

Faşist rejime son vermek ve içte ve dışta barış yoluyla Kürt sorununu çözmek. Bu olmadan ne Konfederalizm yönünde bir adım atmak mümkündür ve ne de Avrupa Birliği’ne tam üyelik gerçekleşebilir.

Hemen kaydedelim ki, “üçüncü program” Kürt halkını Türkiye’den kopma sınırına getirmiştir. Öcalan’ın “ortak vatan” programı “bölünme”nin demokratik alternatifidir. Bu ortak vatanda “konfederalist program”ı da “Avrupa Birlikçi programı” da hayata geçirmek politik mücadelenin seyrine bağlı kalacaktır. Ama bu iki programın amacına ulaşmak için “faşizmi yıkmak ve içte ve dışta barış yoluyla Kürt sorununu çözmek” biricik alternatif olarak kalacaktır. “Bölünmemenin” bu iki alternatifinden birini seçmek halkın iradesiyle gerçekleşecektir.

Gerçekleşecektir ama, bunca satırlara rağmen, ortada şöyle bir gerçek duruyor: “Konfederalizmin” partisi ve onu destekleyen muazzam bir güç var: PKK ve Kürt halkıyla onun dostları. Ama “ikinci programın” partisi hala ortada yok. Olmayan partinin potansiyel kitlesi örgütsüz.

O halde bunları neden yazdım?

Herşeyden önce yeni parti kuracak olanların “faşizme son, Kürt sorununa çözüm” demedikçe yazacakları programın beş paralık değeri olmadığını anlatmak istedim.

Ve sonra, tarihi “işgaller, ilhaklar ve ardından da bölünmeler tarihi” olan Türk insanına, “ABD’ye mi satılsak, Rusya’ya mı ve sonunda ABD tarafından mı mahvedilsek, yoksa Rusya tarafından mı?” gibi bir geleceğin kader olmadığını göstermek istedim.

Hangi programı seçersen seç; atacağın ilk adım “faşizme ve savaşa son, Kürt sorununda çözüm”dür. Bunu anladığın gün hiç merak etme, “bölünmezsin.”

Anlamadığın zaman bir kere daha “bölünürsün” ve de ağlayanın olmaz.

Yazarın diğer yazıları