İlk yara ve sönmeyen isyan ateşi

Kök toprağa salar bilgisini, deryada biriktirir sözünü… Acısını katre katre damıtır, solan mevsimlerin yüzüne çizer özünü… Yarasını sağaltır filizlenen umutlarında, sabır ile tutuşan günlerin ışığına sürer ağrısını… İlk yarasını doğudan alır yurdum. Kabuk bağlamayan ilk ağrısını… Yüzyıllara varan sızısını… Kasr-ı Şirin’de Ninhursag’ın mekanı olan Zagroslardan kanamaya başlar ilk. Dört yüz yıl önce 1639’da ilk kılıç darbesi ve ilk işgal ile başlar ağrısı ve o ağrının dayanılmaz olduğu saliselerde birikir isyan ateşi… Yekpare bir vücudun ilk sızısı olur bu yara…

Kutsal mekanlarında yaşamın anlamını korumaya devam eder ama… Goranilerinde Zagrosların dağlı sesi olur. Toplumsal enerjisini etik ve estetik değerleri ile milenyuma taşırmayı başarır. Yaresanların ezgili sohbetlerinde, Hewramanilerin renkli dünyalarında, dillerin ahenginde toplumsallığı büyütür. Demokratik ulusun bütün ilkelerini bağrında korumayı başarır. Toplumun bütün gizlerini tarihinde ve yaşamında taşıma gücünü gösterir. Dil, kültür ve inançlar mozaiği ile Medya’da kutsal bir yaşam kurmanın ilmini kuşanır. Gizemini kuşaktan kuşağa aktarmanın yöntemini bulur. Aryen kültürlerin harmanlandığı güneşin ışığını kuşanır. Xoremabad’dan  Horasan’a ismini ateş ve toprağın gizi ile donatır ve onlarla varolmanın sırrına ererek güneşe secde durur.

Ortadoğu’nun en acımasız rejimine, Molla rejimine karşı asil kalmanın yolu ve yöntemini her dem bulmayı başarır. Sîxûrtî adıyla casusluğa dayanan bir sistemin, Besic ile evladı ebeveynine yabancılaştıran milis kisvesi altındaki kırımın, sîxe, muta, küçük yaşta evlilik ve zewacên spî (beyaz evlilik) ile eş  yaşamı zehirleyen bir ahlakın sahibi molla rejimidir sözkonusu olan. Dün Humeyni, bugün adı Hamaney olan… Ve bu rejim ikiyüzlülüğün alasını, katliamcı zihniyetin zehrini taşır bünyesinde. Güvensizlik temel harcı, idam siyasetinin rengi, cinsiyetçilik yaşam tarzı, dincilik ise maskesidir ölümlere davet çıkaran…

Tarihsel ve kültürel dokusu ile Aryen kültürünün bütün kodlarını taşıyan Rojhilatê Kurdistan, şimdi büyük bir karanlığın ve yalnızlığın içinde işte… Otantik halkların başını çekiyor oysa. Ve kendisi gibi olan Fars, Afgan ve Beluc halkı ile birlikte yaşamanın ilmini biliyor. Bradway’ın yıllar önce dediği gibi anlamlı bir yaşamın kodlarını taşıyor milenyuma. Şaho, Dalaho, Kosalan ve Zagroslarda olan ateşgehlerin ışığına İştar’ın tahtını koruyan bir yaşamı saklıyor. Star, Mîtra, Anahîta ve Zerdüşt inancının izini sürerek. Prometheus’un Zeus’tan, Demirci Kawa’nın Dehak’tan alıp yeniden Ninhursag’a hediye etmek istediği özgürlük ateşini Rustemê Zal Goştasp’tan aldı orada. İskender’in işgaline karşı Yutap ve Aryo’nun, Kela Dimdimê’nin direnişi taşındı kuşaktan kuşağa. Şehrazad’ın dilinden binbir gece anlatılan tecavüz ve katliamlara karşı direniş ateşi yakıldı her daim. Ve Zerdeşt, Manî, Mazdek, Xorem, Babek, Xoremdîn (Hurremiler, Hurremdîn) hareketlerin felsefesini, Hewraman ve Yaresanların temsil ettikleri dağlı ve direnişçi kültürü Ferzad Kemangerler ve Şirin Elumhuliler ile taşıdı bugüne…

Şimdi yapılan barajlar, yakılan ormanlar, kurutulan su kaynakları ile can çekişiyor ama. Bin yıllardır Medya’ya can veren Urmiye Gölü kurumakla yüzyüze mesela… 15 Kasım’dan bu yana İran’da yükselen tepkiler Merîwan, Sinê, Seqiz, Ciwanro, Kirmanşan ve Bokan’da da sürüyor. Merîwan’da katledilen Nida’nın çığlığı, serhıldanlarda katledilen ve cenazesi karşılığında 40 milyon tümen istenen Merivanlı Arvin Zarkeki’de yankılanıyor şimdi. Adım adım kolberleri katleden zihniyetten tecavüzü meşru gören uygulamalara karşı yükselen ve  aşırı yoksulluk ile idam, tutuklama, katletme ile süren siyasi kırıma karşı gelişen ve neredeyse her yıl birikmiş enerjinin patlak vermesi misali gelişen bu isyanların doğru bir öncülüğe ve örgütlenmeye ihtiyacı var ama. Ne Rıza Pehlevi’nin desteklediği Fereşger hareketinin ne de Mücahidini Halk Fırkasının yok bir karşılığı orada. Muhalefeti de iktidarı da kırk yıldır halkı sömürüyor sadece. Hamaney Erdoğan ile aynı kulvarda lakin. Muhalefette her dem olduğu gibi iktidarı güçlendiren pozisyonda her daim. Öyle yada böyle zihniyeti kurumlaştıran devlet hafızasının yöntemleri ile… Şimdi Rojava’da katliam yapan, Şehba’da çocukları katleden zihniyetten bir farkı yok zira. Gündemimiz devletlerin hafızasını çözmekten ve teşhir etmekten öteye nasıl mücadele etmeliye eğilmeli tüm gücüyle. Lakin diğeri biliniyor ve yaşanıyor her haliyle. Fazlası zaman kaybı yine.

Yazarın diğer yazıları