Ilımlı İslam’ın ardından Gabriel’in gözyaşları!

Türkiye’de baskı ve zorbalık denilince akla hemen; Ermeniler, Kürtler ve Aleviler gelir. Böyle düşünen insanlar aslında haksız da sayılmazlar. Vicdanı olan bir insan 1915 Ermeni Soykırımını, Zilan ve Dersim katliamlarını, Sivas’ı, Maraş’ı nasıl unutur. 

Biz, hangi etnik kökenden olursak olalım tercihini; Ermeni, Kürt ve Alevi olmaktan yana kullanmış bu ülkenin yurtseverleri; halklarımızın yaşadığı katliamaları unutmayacağız ve unutturmayacağız!

Türkiye’de yaşanmış olan bu zalimliklerden bahsedince tamamen haksız olmayan ama eksik olan bir yaklaşımla karşılaşırsınız: “Peki Türkiye’de sadece; Ermeniler, Kürtler ve Aleviler mi baskı gördüler, katliama uğradılar? Bu ülkede başka insanlar da zulüm görmediler mi; ezilmediler mi, sömürülmediler mi?” 

Tabi ki Türkiye’de sadece Kürtler ve Aleviler değil Türkiye toplumunun önemli bir çoğunluğu eski rejim tarafından mağdur edildi; hatta şimdi iktidarda olan AKP seçmeninin önemli kısmı; inancını devlet İslamının dışında yaşamak istediği için okullara alınmadı, kamusal alanın dışına itildi.

Başörtülü kadınların üniversitelere alınmaması, üniversite kampüsleride kurulan ikna odaları hala hepimizin hafızasında dip diri duruyor. Bir çoğumuz o yıllarda devletin bu tutumu karşısında üniversitelere alınmayan başörtülü kadınların yanında olduk, onların eğitim haklarını savunduk!

Buraya kadar bir sorun yok; ancak şu unutulmamalı “Sünni İslam” Osmanlı‘dan beri devletin resmi ideolojisinin bir tarafını temsil etmiştir. Cumhuriyet’ten sonra kurulan ultura laik Kemalist rejim döneminde bile devlet “Sünni İslam’dan” vazgeçememiş, onu yedeğinde tutmaya, kendine toplumsal meşruiyet üretirken “Sünni İslam’dan” yararlanmaya çalışmıştır. 

İmam Hatipler, Diyanet İşleri Başkanlığı; AKP döneminde değil bizzat Kemalist dönemin en kuvvetli olduğu yıllarda kurulmuştur. Bu yolla devlet toplum üzerindeki kontrolünü artıracağını var saymıştır. Tıpkı Batılı devletlerin “Ilımlı İslam modeli” gibi Türkiye’de de devlet kendi “Ilımlı İslamı” üzerininden çoğunluğu müslüman olan toplumu kontrol altında tutmaya çalışmıştır. 

Aslında önce Türkiye’de yıllarca “Diyanet İslamı” olarak uygulanan, daha sonra “Ilımlı İslam” tanımıyla başta ABD ve Almanya olmak üzere diğer Batılı ülkeler tarafından Ortadoğu’da uygulamaya konulan modelin artık; hem içerde hem de dışarıda “Radikal İslam’ın” panzeri olmadığı ortaya çıkmıştır. 

***

Türkiye’de AKP ve Gülen Cemaatine, diğer Arap ülkelerinde ise Müslüman Kardeşlere dayanarak yol almaya çalışan ABD,  Almanya ve diğer Batılı devletler “Ilımlı İslam” dedikleri şeyin; IŞİD, El Kaide gibi radikal islamcı yapıların panzehiri değil, tam tersine bizzat beslendikleri, geliştikleri alan olduğunu yaşayarak anlayınca başta Erdoğan ve partisi AKP olmak üzere bu tür yapılarla aralarına mesafe koymaya başladılar. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in “Erdoğan’a karşı demokrat çoğunluğu desteklemeliyiz!” ifadesi gerilimin hangi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor! 

Sigmar Gabriel eğer gerçekten bu sözünün arkasında durmak istiyorsa işe önce kendi ülkesinden başlamalı ve üyesi olduğu hükümet Kürt siyasilere karşı uyguladığı baskı ve tutuklama siyasetine son vermelidir. Türkiye artık; hem içerde yaşayan Türkiye’den gelmiş göçmenler nedeniyle, hem de üye olmaya çalıştığı AB ve üyesi olduğu NATO nedeniyle Almanya için dışsal bir mesele değil, Almanya ve Avrupa’nın güvenliğini de ilgilendiren içsel bir meseledir.

Alman Dışişleri Bakanı Gabriel, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la girdiği tartışmadan sonra eşinin tehdit telefonları aldığını söylüyor. “Ne kadar kötü bir şey bu değil mi?”, insan başına gelince anlıyor; halbuki Almanya yıllarca insanların bırakın Türkiye’yi bizzat Almanya’da Türk devletine bağlı kişi ve kurumlarca tehdit edilmesine seyirci kaldı. 

Şunu artık başta Almanya olmak üzere herkes anlamalıdır; burada mesele Erdoğan’ı da aşıyor. Despotik, antidemokratik bir Türkiye Almanya da dahil herkesin aleyhine; başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunlarını çözmüş, demokratik, çoğulcu bir Türkiye ise herkesin lehinedir. Özellikle Almanya olmak üzere sorunun bütün diğer muhattapları tercihlerini bundan sonra buna göre yapmalıdırlar!

Yazarın diğer yazıları