İmralı tecrit politikasının savaştaki stratejik rolü

Hem Cemil Bayık, hem de Murat Karayılan peş peşe yaptıkları konuşmalarda PKK Önderi Öcalan’a karşı yeniden uygulanan tecride özel bir vurguda bulundular. Hükümetin ahlaksız manevrasını şiddetle suçladılar. Açlık grevleri ve ölüm oruçları karşısında ne yapacağını şaşıran ve İstanbul seçimini kaybetme korkusuna kapılan Saray, hilekarca İmralı kapısını hafifçe araladı ve zavallı AKP’li Belediye Başkan adayını Amed’e gönderip, “Kürdistan”dan söz ettirdi.

Seçimi kaybettikten sonra İmralı kapıları da kapandı, “Kürdistan”a ise savaş ilan edildi.

“Tecrit” ile bugün karşı karşıya olduğumuz savaş ve bu savaşın hedefi arasında nasıl bir bağ var?

Biz çoğu zaman “Öcalansız savaş olur, ama barış olmaz, barış Öcalan’ın özgürce konuşmasıyla gelir” diyoruz.

Diyoruz ama bu tez sınırlıdır. Çünkü Öcalan’ın üstündeki tecride son vermek yalnızca “barış” politikasının bir yöntemi değildir, tecrit, Kürdistan devrimini “silahsızlandırma” amaçlıdır.

“Silahsızlandırmadan” söz edince, akla tanklar, toplar geliyor.

Buradaki “silahsızlandırma” ideolojik silahsızlandırmadır.

Öcalan tecrit altına alındığından beri, demokratik güçlerin düşünsel canlılığında, ideolojik etkinliğinde çok tehlikeli bir durgunluğun yaşandığı açıktır. Düşünsel hayat dar siyasi ve askeri sorunların tartışılmasıyla sınırlı bir halde. Apocu düşünce yeni koşullarda yeniden üretilemiyor; çünkü Öcalan tecrit altında ve ne yazık ki, onun izleyicileri ideolojik cesaretten yoksun görünüyor. Kahramanca savaşan milyonlarca insan, yeni sorunlar karşısında yeni Apocu tezlerle beslenemiyor.

Tehlike sanılandan büyüktür.

Çünkü Kürdistan devriminin en büyük silahı “düşüncedir”. Kürt yurtseverliğinin muazzam geniş toplumsal tabanı, sıradan bir milliyetçi duyguyla hareket etseydi, çoktan yenilmişti. Yurtsever sosyal tabanın Kürdistan devrimine yönelmesinde ve giderek bu devrimin tüm Ortadoğu’da bölgesel bir karakter kazanmasında ve sonunda evrensel bir boyuta ulaşmasında Öcalan’ın eserleri, düşünceleri, konuşmaları asıl belirleyici rol oynadı. 1984 yılında Kürt Özgürlük Hareketinin elindeki yegane silah Apocu ideolojiydi. Devrimi silah değil, düşünce yarattı. Haydi hatırlayalım; doktrinde buna sübjektif faktör diyoruz.

Türk devleti Kürt halkını her bakımdan silahsızlandırmak ve ardından “yaşayan ölü” haline getirmek istiyor.

Batılı devletler ne istiyor?

Görüyoruz, Türk devleti ile Batılı devletler arasında bu konuda tartışmalar yaşanıyor. Türk devleti Kürdistan’ı bütün parçalarda statüsüz bırakma amacını güdüyor. Buna Güney Kürdistan da dahil.

Batılı devletler ise içi Apocu ideolojiden boşaltılmış “statü”den yanalar.

O nedenledir ki, şu anda bu devletler Güney’de Apocu ideolojinin taşıyıcı gücü PKK’ye karşı Türk işgaline yeşil ışık yakmakta ve Rojava’yı Apocusuzlaştırmak için sinsi bir faaliyet yürütmekte.

Öcalan’ı susturmanın stratejik anlamı çok açık. Düşünün Öcalan seçim öncesi aralanan İmralı kapısından bir kaç satırla kamuoyuna seslenebildi. En önemli sözleri “Rojava’nın Türk hassasiyetini anlaması” ile ilgiliydi.

Ne oldu?

Rojava hemen konuştu. “Beş kilometre derinlikte bir güvenli bölgeden ve Efrîn işgaline son verilmesi temelinde bu bölgede Türk askerinin Koalisyon Güçleriyle birlikte varolmasından” söz ediverdi. Böyle bir esnek politika Öcalan’ın konuşmasından önce bu açıklık ve cesaretle dile getirilemezdi.

Bu esnek politika Türk tarafının tüm Rojava’yı işgal planlarına karşı diplomasi alanında Kürt tarafına büyük bir üstünlük kazandırdı. Aynı zamanda Öcalan’ın düşünsel otoritesine dayanan bu yaklaşım, halk kitleleri arasında hiç bir çelişkiye yol açmadan benimsendi.

Öcalan üstündeki tecrit bu savaş sürecinde Kürt halkına karşı hem Türk devletinin hem de Batılı devletlerin yürüttüğü yıkıcı ve yıpratıcı politikalarda stratejik öneme sahip.

Bu durumda Öcalan’ın eserlerini salt “pedagojik” çalışmanın, dar “eğitim” faaliyetinin kapsamında ele almak büyük bir yanlış olacak. Onun formüle ettiği bütün teorik-politik paradigmaları aktüel-stratejik sorunlara yaratıcılıkla uygulamak biricik doğru yöntemdir.

Öcalan’ın düşünceleri her yeni sorunu ele alışta, o sorunun çözümüne dönük yazılarda, kararlarda, görüşlerde yaşatılmalı. Apocu program, yalnız kadroların arasında değil, milyonlarca insanın bilincinde her yeni aşamada yeniden canlı hale getirilmeli.

Örneğin “Apoculaşmak” ile “demokratik uluslaşmanın” bir madalyonun iki yüzü olduğu gerçeğini bıkmadan tekrarlamak gibi. Demokratik uluslaşma basit bir “uluslar arası birlik” değildir, ideallerde ortaklaşmadır, ortak bir ruh halinde birleşmektir, aynı yüksek hedefleri herkesin kendi dilinde ifade etmesidir.

Öcalan’ın üstündeki tecrit Rojava’yı Aposuzlaştırmak, halkı düşünsel olarak silahsızlandırmak ve onu yenik düşürmek amacına yöneliktir. Stratejiktir.

İdeolojik alandaki en küçük bir zayıflama yenilgiye yol açar.

Bayık ve Karayılan’ın konuşmalarında tecritle ilgili vurgular, ideoloji alanında seferberlik için önemli bir uyarı olarak alınmalıdır.

“Tecride son” demekle yetinmek olmaz. Tecridin yarattığı ideolojik boşluğu doldurmak gerekir. Öcalan “bütün yükü benim sırtıma yüklemeyin” derken boşuna konuşmuyordu.

Yazarın diğer yazıları